Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 17.10.2023 12:37

BU HAFTA BİZİM MESLEKTEN BAHSEDELİM

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

Bizim meslekten olanlar mı? Çoğu ebedi dünyaya gitmiş. Yaşayanların artık kır düşmüş saçlarına. 

Onlar ki bir zamanların çok önemli öğretmenleriydi. Yetiştirdikleri o beyaz yakalı, siyah önlüklü öğrenciler çok hizmet etmiştir bu vatana.

Şimdi adını duymadığınız, bilmediğiniz o öğretmenlerin köylerde yatacak yerleri yoktu. Elleriyle çamurdan ve taşlardan okul, ağaçlardan sıra yaptılar. Kendi okul malzemelerini kendileri yaparlardı.  Nerede o zaman bunca çeşit malzeme, kitap, kırtasiye?

Plan defterleri vardı. Her akşam günlük plan yaparlardı. Bir sonraki gün için hazırlarlardı kendilerini. Konuyu en iyi kavratmak için gece düşünür, gündüz uygularlardı. Sadece günlük plan mı? Haftalık, yıllık planları, gezi gözlem planları, deney defterleri vardı. Öğrenciyi tanımak için "ruhsal dosya" doldurur ve öğrencinin yeteneklerini o dosyaya işlerlerdi. Kaynak olmadan sınıfa girmezlerdi. Cazip olsun diye orijinal kaynak kitaplarla derse girer, o kitabı tanıtırlardı. Masalsı işlerlerdi konuları. Ne kadar maaş alacağız diye hiç sormazlardı muhasebeye. Devlet ne vermişse "Allah bereket versin" der, önce almak istedikleri kitapları alır sonra evin eksiğini düşünürlerdi. Parası yetmezse bakkal amcanın defterine yazdırır, bir ay sonra öderlerdi.

Toplumun, köyün öncüleriydi onlar. Yaşlıların okuma yazma bilmediği günlerde çoğu asker mektuplarını da okumuşlardır asker oğlunu bekleyen analara, babalara. Görev yaptıkları yörenin, kentin en renkli simasıydı onlar. Görev yaptıkları çevrenin kültür, sanat, ekonomi ve eğitim hayatında çok katkıları olmuştur onların. Toplum da onları o kadar önemsemişti ki asla söylediklerini, anlattıklarını göz ardı etmezdi. Çok bilinmeyen soruları ve sorunları olursa, "gel bir de bunu bizim okulun öğretmenine soralım" derlerdi. 

Bir zamanlar en kutsal meslek onların mesleği sayılırdı ve saygın yerleri vardı toplumda. Öğretmenler; bir zamanlar kültürel bir merkez oldukları gibi aynı zamanda rol modeldiler. O çevrede her vatandaş gurur duyardı öğretmeniyle. Hatta zaman zaman tartışırlardı köylüler; "bizim öğretmen daha bilgili, bizim öğretmen daha çalışkan, bizim öğretmen sizin öğretmenden daha şık giyiyor" sözleriyle.

Öğretmenler dindirirdi köydeki kan davasını. "Ağalar birbirinizle kanlı bıçaklı olmayın. İçinizde sevgi saklayın. Hep güzel düşünün, dost olun, kardeş olun" derlerdi. Sonra da "çocuklarınızı okula gönderin, bilhassa kız çocuklarını okutun" nasihatinde bulunurlardı.

Yoksul bir aile görürlerse, onların çocuklarını kendi imkanlarıyla okuturlardı. Çünkü onların kalbine "Öğretmen Marşı" ile bir sıcaklık katmıştı yetiştirildikleri okullar. Okul bahçesinde öğrenciler "ver Lefter'e, yazsın deftere" derken, bir başka öğrenci gurubu "taçsız kral Metin Oktay" diyerek tartışırken; öğretmen yanlarına gidip,"Lefter de bizim, Metin de" der kavga çıkmasını önlerlerdi. Çünkü öğretmen, toplumsal yaşamı tehdit eden ayrılıkçı unsur olmasın isterdi. Aynı ülkenin insanları dinsel, mezhepsel, etnik farklılıklar yüzünden birbirine girmesini hiç de istemezdi. Onun için çocukların kavgaya değil de sevgiye meyilli olmasını arzu ederlerdi.

Şimdi sizlere benim tanıdığım bu öğretmenlerden ve okullarında çok kısa bahsedeceğim. Doğal olarak unuttuklarım olacaktır, onlardan da şimdiden özür dilerim.

Hani şair diyor ya:

"Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul.

Görmediğim, gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul

Sade bir semtini sevmek bile bir ömür değer."

 İşte benim bakışım da gönül tahtımda iz bırakanlar, görevini sevenler için olacaktır.

  Yine şairin dediği gibi:

"Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında

Hurşid-i cihan-tab ile tartılsa sezadır"

Güneşi aydınlattıklarına inandıklarımdan bahsedeceğim, kısaca.

Önce ilkokul öğretmenim Türkan Dumanoğlu diyeceğim. Sonra Fevzipaşa İlkokulu Müdürüm Salih Zeki Değirmencioğlu'nu yad edeceğim. Okul bahçesinde yaptığı hartamalıuUçurtmayı ve  ağaçtan yaptığı tayyareyi unutamam. Ayrıca aynı okuldan İsmail Timurcuoğlu ve Muzaffer Pulatkan, Kemal Çolakoğlu öğretmenler unutmadıklarım arasındadır.

Ortaokulda Bilal Akgönen, Osman Tok, Aras Pereklli, Nazmiye Karsan, Mehmet Erbay, Yüksel Eyüpoğlu, Hasan Güney, Yılmaz Çilingir, İsmet Sümer, İngilizce öğretmenim Nazmi Uzunali Bey unutmadıklarımdandır.

Lisede Okul Müdürümüz Ahmet Kukul, Necat Birinci, Nizam Dilaver, Kemal Dilaver, Afife Ayberk bana göre mükemmel öğretmenler sınıfına girerler. Ayrıca sembol isimlerdir Eşref Gedikli Neşat Çakır, Osman Özlü, Mustafa Berber, Bekir Berber, Şükrü Köse, Fitnat Kolaylı, Sazı ile Yusuf Kazaz, udu ile Uzunali, kemanıyla Nurettin Özmen... Trabzon'da Türk Sanat Musikisini canlı tutan Salih Kazancı. Komşum Şükrü Saltoğlu.

Gelelim Fatih Eğitim Enstitüsüne!.. Okul Müdürümüz Bener Cordan, Can Bali, Ahmet Kukul, Kadı Burhanettin, Rasım Şimşek, Mustafa Malkoç, Behçet Dede, Rıfkı Yazıcı, Adem Kaymaz, Abdullah Çolak benim üzerimde iz bırakanlardandır.

İlk görev yaptığım Perşembe Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü’nde Müdürümüz Hayrettin Gürsoy, Ali Osman Baş, İhsan Türkeli, Hamza Bektaş, Sadi Aktaş, İbrahim Aslanoğlu, Nurettin Bölük, Nihal Ebeliköse. Nuran Zeybek, İsmet ve Hatice Demirağ, Çiğdem-Atay Alp, Haluk Ceman, Ali Ayaz, İrfan Türk, Hüseyin Torun, Seyhan-Ayhan Güngör, Ömer Sıtkı Cantopaloğlu, Seyide Rodop Melahat Beyazit örnek aldığım öğretmenler arasındadır.

Ayrıca Cihanbeyli Günyüzü Ortaokulu’nda okul müdürüm -ki evinde beni iki üç gün misafir etmişti- şimdi soyadını hatırlamadığım Konyalı Abdullah Bey’i  unutamam.

Gelelim Akçaabat Ticaret Lisesi’ne... Erdoğan Koser, Ahmet Aydoğdu, Remzi İlhan, Remzi Sarı, Sabri Bey, Baki Yorulmaz ve ismini unuttum İngilizce öğretmeni Konyalı soyadı Köse olan çalışkan öğretmeni, Adil Kolaylı'yı sayarım.

Çalıştığım yerlerde o kadar güzel öğretmenler vardı ki. Maçka'da, Trabzon Akşam Lisesi’nde, Ardahan Göle'de, Ordu'da isimlerini tek tek saysam sayfam yetmeyecek kadar vefakâr öğretmenler.

Çalıştığım öğretmenlerden çok çok başarılı olanlar var. Ben sadece vefat edenleri burada sayacağım. Akçakale Ortaokulu’ndan Yaşar Yılmaz, Salacık Ortaokulu’ndan Bahattin Cihanoğlu, Salacık İlkokulu’ndan Nihat Özmen, Darıca Ortaokulu’ndan Türköz Kuruçelik ve Hüseyin Ertuğrul, A. Fazıl Ağanoğlu İlkokulu’ndan çocukluk arkadaşım Hüsnü Sevim, kardeşi Selahattin Sevim, Endüstri Meslek Lisesi’nden Ramazan Tokgöz, Haşim Karpuz, 100. Yıl İlkokulu’ndan Müdür Ekrem Yardım, Derecik İlköğretim Okulu Müdürü Yüksel, Akçakale Ortaokulu Müdürü Hasan Sivrikaya, Akçaabat Ortaokulu Müdürü Aydın Berberoğlu. Mesai arkadaşım mükemmel insan Şube Müdürüm Emin Balta, Söğütlü İlkokulu Müdür Hasan Uzun Bey... Akdamar’da değirmenden dönme farelerin cirit attığı yerde görev yapan Fatma Cırtlak nasıl unutulur? Kendisine “bu okulu kapatıyoruz burada eğitim yapılmaz” dediğimizde göz yaşı dökmesini ve hasta olduğunu yol yürüyemez olduğunu anlatmasını nasıl unuturum? Rahmet olsun ruhlarına. Bu arada unuttuklarım var onlardan özür dilerim. Sima olarak gözümün önündeler ama isimleri bir türlü aklıma gelmiyor. Emekli olanlar var onlara da sağlıklı uzun ömür dilerim. İyi yürekli dost insan öğretmen yazar Haydar Kenan Gedikoğlu hala sakin sakin güzel cümleler kuruyor sanki.

Bir de bayramlarda, gecelerde sözleri, okudukları şiirlerle dinleyenlere efsunlu güzellikler sunanlar vardı. Mesela Akçaabat Ortaokulu’ndan Şadi, Akçakale Ortaokulu’ndan Orhan, yine Akçaabat Ortaokulu'ndan Asile, Salacık Ortaokulu’ndan Seniha, Kız Meslek Lisesi’nde Cevher Karslı, Güzel Sanatlar Lisesi’nden Yasemin Uzun, Merkez İlkokulu’ndan geçen yıl vefat Giresunlu bir öğretmenimiz, aynı okuldan Murat Bey. Onların program sunuşları bir rüyaydı sanki.

 Kısaca dostlar her mesleğin kendine göre güzelliği vardır. Ama öğretmen mesleğinin gönül zenginliği ve fedakarlığı hiçbir meslekle kıyas edilemez. Tarih içinde gelip geçen medeniyetler bakınca hep yükselişleri öğretmene verdikleri değerle olmuştur.

 Şimdi insanlar sorunlardan çıkmayı, ekonomiyi düzeltmek için çare aramaya devam ediyorlar. Hiç aramaya gerek yok eğitime önem verilsin, öğretmenler iyi yetiştirilsin ve toplumda öncü olsun çoğu sorunlarımız çözülür. Önümüzde Finlandiya örneği var. "Beyaz Zambaklar Ülkesi" çözümü öğretmende ve eğitimde bulmuştur.

Tüm meslekleri terazinin bir kefesine koyun; diğer kefesine öğretmenlik mesleğini koyun, öğretmenlik mesleği diğer mesleklerden ağır gelir. Cumhuriyet 100. yaşını kutlayacaksa bu yüz yaşına öğretmenler sayesinde gelmiştir.

Öğretmen topluma değer katandır.

Öğretmen, önce çocukları, sonra ülkesini, daha sonra dünyayı düşünür. Hani bir şiir vardır: "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda/ Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında." İşte onun gibi bir durum. Çoğu insan, yönetenler ne eğitimin farkındadır ne de öğretmenin farkında. Bilhassa ülkeyi yönetenler. Şöyle bir gözünüzü kapatın ve şu öğretmenlik mesleğini, öğretmeni düşünün, inanın en kısa zamanda çok çok sorunu çözeceksiniz.

Seneler sular gibi akıp gitti. İçimde bir duygu var. Unut diyorum bu mesleği ama söz dinletemiyorum ona. Bu günlerde bazı öğretmenleri görünce şaşkınım, biraz da küskün. Bazılarının davranışları, giyimleri üzüyor beni. İyi ve çalışkan öğretmenleri düşümde yaşamak istiyorum zaman zaman. Karar veriyorum düşünmemeye "sana ne eğitimden, öğretmenden" diyorum ama yapamıyorum ... İşte böyle bir gecede yine yönümü değiştiremeden daldım öğretmen hayalleri içine. Yazışım ve hatırlayışım bundan. Özür dilerim yordum sizleri, hep bizim mesleği konuştuk. İçinde emek olan her meslek kutsaldır ama öğretmenlik farklı bir görev; özveri ister. Unuttuklarımı çok düşündüm ama bir türlü içinden çıkamadım. Bazıları var kitap yazmış, özel nitelikleri var. Mesela Muzaffer Lermioğlu gibi. Yazmasa ne bilecektik kentimin tarihini?

Kızmayın sakın beyler. Zaman zaman ben de bir sevda kuşu olur konarım mesleğimdeki dallara. Ben devleti yönetecek olsaydım en önemli olan eğitim ve öğretmen derdim. 

 Ne diyordu Necip Fazıl:

 "Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

  Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar."

Siz yönetenler, şu öğretmeni ve eğitimi bir mesele edin, kalbinize koyun, yeter.

Çalışan, çalışmayan, emekli olup dinlenen tüm öğretmenlere teşekkürler "Cumhuriyet'e 100. yaşına yaşattınız" diye. 

  Çok hikayeleri var öğretmenlerin, "yazılması gerekir."

 Yaratan, önce toprağı, sonra suyu, daha sonra bitkileri ve hayvanları yarattı. En son insanı. İnsanı yarattıktan sonra güzeli, doğruyu, iyiyi görsünler, bulsunlar sevgiyi diye öğretmenlere görev verdi. Her Peygamber bir öğretici, öğretmen değil miydi? Yoksa çok mu abarttık?

 Lafı yine uzattık. Hepinize sağlıklı güzel bir gün dilerim.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —