KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
YAYLALAR İÇİNDE HIDIRNEBİ YAYLASI
Karadeniz denilince akla yaylalar, hamsi, kemençe, horon, kuymak, karalahana yemekleri ve Temel fıkraları gelir. Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin illerinin ünlü yaylaları vardır. Trabzon yaylalarından en öne çıkanlar Sultan Murat Yaylası, Şolma Yaylası, Mavura Yaylası, Kiraz Yaylası Lapazan Yaylası, Çakırgöl Yaylası, Uzungöl Yaylası, Karadağ Yaylası, Hıdırnebi Yaylası, Erikbeli Yaylası, Sazalan Yaylası, Sis Dağı Yaylası, Kadırga Yaylası, Çatma Obası Yaylası ve Haçka Yaylası gelir.
Son yıllarda Ortadoğu'dan gelen turistler en çok Uzungöl ve Hıdırnebi Yaylalarına rağbet etmektedirler. Bilhassa Hıdırnebi Yaylası doğal güzelliği, şehre yakınlığı, otantik özelliği, sosyal yapının yöresel turizme açık olması sebebi ile ilgi çekmektedir. Bu bölgede yaşayan halk turizm gelirlerinden bilinçsizce yararlanma çabaları içine girmiştir.
Hıdırnebi Yaylası’nda geleneksel temele dayalı yaylacılık bitmiştir. Yaylacılığın temeli hayvancılığa dayanmasına karşın yörede hayvancılık bitmiştir. Geleneksel yaylacılık yerini bilinçsiz turizm faaliyetlerine bırakmıştır. Eski günlerin hatırlanması geleneği her ne kadar 20 Temmuz’a denk gelen “Orak’ın yedisinde” bir iki gün devam etse de eski geleneksel özelliğini de yitirmiştir. Şenlikler, kurgulanmış şekilde protokol eşliğinde yapılmaktadır. Zaten hayvancılık faaliyetlerini yürüten üç beş aile, çok az büyükbaş hayvanla bu geleneksel hayatı yaşamaya çalışmaktadır. Hıdırnebi yaylasında hayvansal ürünler artık fabrikalardan gelmektedir. Plastik kutularda ayranlar, sütler, yoğurtlar dolaplarda sıralanmıştır. Çömlekte yoğurdu, külekte yağı görmek mümkün değildir. Peynircilik yapan aile yok gibidir. Hatta yaylada satılan koyun ve kuzu etleri Ankara'dan, Sinop'tan gelmektedir.
Hıdırnebi Yaylası çevre sorunlarıyla boğuşur duruma gelmiştir. Doğal yapı bozulmuş, çevre kirlenmiş, sorunlu bir hal almıştır. Rantı gören insanlar, işgal ettiği alanlar üzerine derme çatma tesisler yaparak para kazanma yollarına gitmişler. Belli bir düzen, denetim, güvenlik yok gibidir. Çöpler etrafa saçılmakta, tuvaletler yeterli olmadığı gibi olanlar da temiz değildir ve suları da yoktur. Hıdırnebi Yaylası adeta varoşumsu, düzensiz bir kent haline gelmiştir.
Aslında yaylalar sürekli iskân yerleri değildir. Yaylalar hukuksal açıdan, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Tapu kayıtları olarak tescil dışı yerlerdir. Kullanımları gelenek hukukuna göre yapılmaktadır. Ekonomik olarak ana uğraşı hayvancılık olan aileler hayvancılığı bırakarak ilkel usullerde turizmciliğe dönmüşlerdir.
Yaylalarımızla ilgili yasal düzenleme 1858 yılında “Kanunname-i Arazi” ismiyle düzenlenmiştir. Mera Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olan bu kanunun 101. maddesinde yaylalar, köy halkının ortaklaşa tasarrufuna bırakılmıştır. Bu yaylaların otu ve suyu sadece buradaki köy halkı tarafından kullanılacaktır. Devlet bu yaylalardan “yaylakiye” veya “kışlakiye” adı altında vergi alır. Ancak bu yaylalar alınıp satılamaz. Yine 28 Şubat 1998 tarihinde çıkan 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 3. maddesinin ‘e’ bendi gereği yaylak olarak tanımlanan yaylalar, “hayvancılık yapan insanların yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilmiş yerler” olarak tanımlanmıştır. Bu kanunun 4. maddesi gereği yaylaların kullanım hakkı köy ve belediyeye verilmiştir. Büyükşehir yasası ile ‘köy’ tabiri kalktığından kulanım hakkı belediyelere geçmiştir. Bu yerler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Yaylalar özel mülkiyete geçirilemez. Sınırları daraltılamaz. Amaç dışında kullanılamaz. Vasıfları bozulamaz. Bozanlara ceza verilir ve yapılan tesis yıkılır masrafı da yapandan alınır. Ancak kullanım hakkı kiralanır.
Lafı uzatmadan gelelim Hıdırnebi Yaylası’na. Hıdırnebi Yaylası yayla vasfını yitirmiştir. İnsanlar gelişigüzel tesisler yapmış ve işletmeler açmıştır. Kimin ne yaptığı belli değildir. Kamunun malı bir başkasınca kiraya verilmektedir. Turizm adına sağlıksız işler sağlıksız koşullarda yapılmaktadır. Denetim yoktur. Vergi Daireleri ruhsat sormadan bu sağlıksız yerleri ticari işletme olarak görmekte ve alacağı vergiyi hesap etmektedir. Artık Hıdırnebi, yayla vasfından çıkmış, “yayla turizm alanı” haline gelmiştir. Turizm faaliyetleri yapılması için bu yaylanın mülkiyet sorunu bir an önce çözülmelidir. Daha sonra yerel yönetimin yapacağı bir mastır planına göre turizm yatırımları yapılmalıdır. Bu alanın mera vasfından çıkarılarak Kültür Turizm Bakanlığı’na devri gerekmektedir. Bu alanların kontrolü ve düzeni ancak bu şekilde sağlanır. Turizm belgeli yatırımlar ancak o zaman yapılabilir. Orman alanlarında 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca turizm yatırım belgeli tesisler açılır. Alt yapısı bu yatırımlara göre düzenlenir. Yerel yönetimlerin önü açılır, görevini hukuki çerçevede yapar.
Yayla turizmini geliştirmek amacıyla bir an önce yetkili kurumlar harekete geçmelidir. Aksi halde iki üç sene içinde ne Hıdırnebi Yaylası kalır ne de Hıdırnebi Turizm Merkezi olur. Bir an önce bu yaylanın belirli yerleri Turizm için imara açılmalıdır. Yoksa varoşumsu bir alan oluşuyor. Yarın daha büyük sorunlar önümüze gelebilir.
Yayla geleneği Türklerin tarihler boyu sürdürdüğü bir sosyal olaydır. Bunu bu hafta yetkililere anlatalım dedik. Bu günlerde herkes bir proje peşinde koşuyor. Biraz da şu yaylaları ve yayladaki sorunları çözecek projeleri meclise taşısın seçilmişler veya seçilmek için çalışanlar.
İyi haftalar.