KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
BU SESE KULAK VERİN YETKİLİLER
Eskiden küçük kentlerde Arzuhalciler vardı. ‘Arz-ı Hal’ yazarlardı. Okuma yazma bilmeyenler veya hukuksal bilgisi olmayanlar bir sorun karşısında ‘istida’ yazdırmak üzere arzuhalcilerin kapısını çalarlardı.
İstida, resmi makamlara sunulan dilekçedir. Bu dilekçeler genelde bir şikâyeti dile getirirdi. Temyiz dilekçesi olabilirdi. Yardım dilekçesi de olurdu. Amaç, yapılan bir yanlışın veya hatalı olan mevcut bir durumun giderilmesi için ilgili makama yazılı başvuruda bulunmaktır.
Bir de İstida-yı Rab vardı. Sorunun çözümü için Allah'a yalvarıp yakarmak, dua etmek.
Benim yaşadığım kentte de eskiden Arzuhalciler vardı. Genelde küçük bir büroları ve önlerinde küçük daktilo, kollarında siyah kolluk olurdu. Birkaç kanun kitabı bulunurdu raflarında. Zaman zaman açar bazı kanun maddelerini buradan bulur, yazdıkları istidalara bu kanun maddelerini eklerlerdi. Benim hatırladığım Ömer Lütfü Özer, Cemil Hacısalihoğlu, Yurtsever, Ziver, Mustafa Seis, Ali Osman Özkurt, Paşa Dilek, Ertuğrul, Kemal Özkurt, İsmail Hakkı Güven ve isimlerini unuttuğum üç beş arzuhalci daha vardı. Son yıllarda en aktif ve en çok istida yazdırtılan Mustafa Seis'di. Rahmetli olunca bürosuna oğlu geçmişti. Daha sonra o da vefat etti. Son yıllarda bu işi yapan Hikmet Bayraktar ve İsmail Hakkı Güven’in oğlu Fatih’dir.
Bir kentin kültürü ve okur yazar durumu, gelişmişliği kaldırımlarını yüksekliği ve alçak olmasından bir de arzuhalci sayısından belli olur. Arzuhalci sayısı fazlaysa o kentte okur yazar ve kültürel gelişmişlik geri sayılır.
Bu kadar girişten sonra bu hafta biz de bir istida gönderiyoruz yetkililere. Mevcut büyük bir sorun var, kimse kulaklarını tıkamasın. Bu sorun yarın bir felakete dönerse “biz habersizdik” kimse söylemesin. Bu sorunu, benim de haftalık yazdığım bu gazete iki hafta önce dile getirdi ama nedense yine üç maymunu oynadı yetkililer. Kimse kendini kenara çekmesin ve görevini yapmaktan da çekinmesin. Çünkü işin içinde öğrenciler var.
Bahsedeceğim konuya kulak verin. Yıllardır böyle bir yanlışlık yapılmamıştı bu kentte. Sorun gün yüzü gibi aydınlık ama nedense bazı yetkililer başını deve kuşu gibi kuma gömüyor.
Beyler bu gazete manşetten yazmıştı. Taşımalı eğitimde taşıma araçlarında, sürücülerde ve rehberlerde bir sorun var, sorun. Neden görmüyor, neden duymuyorsunuz? İlla bir ölüm mü olacak, kaza mı yapılacak?
Deniyor ki, bu kentte bir aracın bir günde sekiz yerde taşıma yaptığı görülüyor.
Deniliyor ki, araçtan araca öğrenci naklediliyor.
Deniliyor ki, köylerden gelen taşıma araçları taşınan öğrenciyi topluca bir otobüse veriyor ve otobüs bu öğrencileri okula götürüyor.
Deniliyor ki, rehberler kontrol edeceği öğrenciyi evinden alıp, evine teslim etmiyor. Yolda araçtan inerek evine gidiyor.
Deniliyor ki, üç dört araçlık öğrenci iki araca dolduruluyor, bir araç hiç taşıma yapmadığı halde bu araca ücret ödeniyor.
Deniliyor ki, hiç servis yapmayan araçlara ödeme yapılıyor.
Deniliyor ki, taşıma araçları sürücüleri devamlı değişiyor, ihale alan araç yerine modeli düşük, önlemi alınmamış araçlarla taşıma yapılıyor.
Deniliyor ki, yaptığımız şikayetler göz ardı ediliyor. Deniliyor ki, idareler üzerine baskı yapılıyor.
Deniliyor da deniliyor.
Halbuki taşınan öğrencilerin isim listelerine göre öğrenciyi kontrol ederek almak (Yönetmeliğin 13/1. Maddesinin g bendi) Taşıma Merkezi Okul Müdürünün görevleri arasındadır:
Yine taşıma işini yüklenenlerin ve taşıt sürücülerinin 28.08.2007 tarih ve 26627 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Okul Servis Araçları Yönetmeliği’ne ve sözleşme hükümlerine uyup uymadığını kontrol etmek, denetlemek, aksaklıkları önlemek ve gidermek için tedbir almak, giderilmeyen aksaklıkları rapor halinde Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bildirmek de öyle.
Yine ihalelerde dikkat edilecek hususlar arasında, “Normal eğitim yapan merkezî okula aynı araçla birden fazla taşıma yapılamaz. Ancak araç bulunamaz ve mesafe yakınsa iki sefer yapmak için saatler ayarlanır.” (16/1 maddesinin ğ bendi)) ibaresi de yer almakta.
Hal böyle olduğu halde deniliyor ki, aynı araç günde bir okula sekiz sefer yapıyormuş. Hatta bu konuda ciddi iddialar ile imza listesi ve veli şikayetleri gibi ciddi kanıtlar da var.
Yönetmeliğin 15 maddesi de rehber personelin görevini belirlemiştir. Bu maddenin 1/a bendine göre rehber personel okula ve kuruma gelişteki ilk öğrenci/kursiyerin alındığı noktadan önce servis aracında bulunmalıdır. Ama deniliyor ki, rehber personel, bırakın ilk çıkışta olmayı, öğrenciyi yarı yolda bırakmakta veya hiç servis aracı ile gitmemekte ve gelmemektedir.
Beyler, maden kazalarında sorumlular hesap veriyor. Kimileri de tutuklandı. Yarın bir kaza olduğunda siz şirket sahipleri, okul yöneticileri, yetkili kişiler zannetmeyin ki hesap vermeyeceksiniz. İşinizi korkmadan, hiç kimseden çekinmeden ve kimsenin de baskısı altında olmadan doğru yapın. Çıkın sahaya denetleyin. Belki de ihbar sahiplerinin gördüklerinden fazlasını görecekseniz.
Bu hafta soğuk bir konuya dokunduk.
Allah, “bana kul hakkı ile gelmeyin” diye buyuruyor. Çocukların hakkını taşıma yapmayan veya korsan taşıma yapan insanlara yedirmeyin.
Ey o makamda oturan yöneticiler, yarın bir kaza olursa düşünebiliyor musunuz başınıza gelebilecekleri?
Korkunç bir iddia da bazı okul idarecileri veya okuldaki görevlilerin okula bazı ihtiyaç malzemeler alarak bu şirketlerin yanlışlıklarına bilerek göz yumukları şeklinde. Bunu duyunca eski bir eğitimci olarak yüzüm kızardı. Yapmayın beyler. İnşallah böyle değildir. Ben bunu dil sürçmesi olarak gördüm. Yoksa büyük hata.
Söylenenleri dinliyorum. Belgeleri gösteriyorlar bana. Ne kadar iyimser olarak davransam da belgeleri görünce şaşkın şaşkın bakıyorum, biraz da düşünceli. Bizler boşuna mı kürek çekmişiz yıllar yılı? Rüyada gibi bir halimiz var.
Bu haftaki istidanın konusu, bu şehirde taşımalı eğitim araçlarının çalışma şeklinde sorunlar olmasıydı.
Yıllar yılı neden sürgünlere gönderilmişiz şimdi daha iyi anlıyorum. Yönetici dediğin ayakta uyumamalı bence. Öğrencinin hakkını çalmamalı hiç kimse. İşte geldik gidiyoruz. Yanlışları söylemek doğruları görmek görevimiz.
Ne diyecektim?...
İstida... Arz-ı hal... Dilekçe...
Bu yazı belki de ‘asık suratlı’ gelecek bir çoğunuza. Ama hiç de öyle değildir. Hukukun çizgisinden çıkmak, gün gelir kulak çeker. Bizim yazdıklarımız duyduklarımız ve ışık tutmak için sizlere. Bazı söylenenler insanın gözünü açar.
Unutmayın bilgenin, düşünürün, ozanın ve siyasetçinin kullandığı dil hukuk dili olmalıdır. Hele yöneticiysen biraz değil, tam olarak hukuk bilecek ve ona göre yöneteceksin. Çocukların, öğrencilerin de hakları var. Velinin de... Devlet malını gözetlemek kutsal görev diye öğretildi.
Gün gelir yollar, gün gelir taşlar konuşur, gün gelir gerçekleri konuşur, yazar insanlar.
Kuşku duyulan konu, yazılan istida veya arz-ı hal: Bu kentte öğrenci taşımacılığı işinde büyük sorunlar var.
Bu şekilde duyarsız olursak, bu sorunlar çözülmez. Birileri daha çok kazansın diye taşıma sorununu görmezlik olmaz. Keseye giren para helal olmalı helal.
Mesele açık ve net. Bizim görevimiz yapılan yanlışlıkları göz önüne sermek. Sizlerin görevi de soruna çareler üretmek.
Yoksa sorunu dinleyip dosyayı rafa kaldırmak absürt, mantık dışı. Taşımada kurallara harfi harfiyen uyulmalı, yoksa bazı şirketler daha çok kazansın diye sorunu görmezlik olmaz.
Biz sorunu kısaca dile getirdik genel hatlarıyla. Çözüm bekliyoruz. İstidamızı basın yolu ile yazdık.
Ayrıca bir önemli öğüdümüz de var. Kaza ansızın gelebilir. Nitekim Amasra’da yakın zamanda yaşadık bunları. Maden kazası ihmal mi diye araştırılıyor. Yol kazası olursa eğer, ne olacak? Bir öğrencinin burnu kanasa ne der bize vicdanımız?
Yoksa İstida-yı Rab mı konuya çözüm getirsin?