KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
“LİDERİMİZ BALIKÇI MUHARREM”
Bugünün gençlerine üzülüyorum. Çünkü hazır cevapçı, biraz nüktedan, biraz espri yapan, hayatı alaya alan öğretmenleri ve dostları yok. Hatta okumayı da pek sevmiyor, eski insanlara kulak vermiyorlar. Çoğu gencin haberi yoktur Özdemir Asaf'tan, Ümit Yaşar’dan, Attila İlhan'dan...
Mesela eskilerden Necip Fazıl desem, “Ne hasta beklerdi sabahı/Ne taze ölüyü mezar/Ne de şeytan bir günahı/Seni beklediğim kadar” mısraları gelmez akıllarına.
Artık okullarda şiir günleri de düzenlenmiyor. Varsa yoksa hazırlık kursları. Tiyatro çoktan öldü. Halk oyunlarına bakan yok. Söyleşilere, tartışmalara zaman ayıran öğretmenler yok veya çok az. “Sanatsız bir eğitim felaketimiz oluyor” ama farkında değiliz. Cemal Süreya bu şehrin şairi, bilen kaç kişi? “Kim istemez mutlu olmayı/Mutsuzluğa da var mısın?”
Şimdiki gençler hiç tanımaz “Güzin Abla”yı. Bascho der ki, “Kumun üzerinde bırakılmış bir su tanesi/Denizin unutkanlığıdır/Uzak dağlarda kalmış bir bulut/Rüzgârın unutkanlığıdır/Toprağa düşmüş gümüşlü bir kanat/Geçen kuşun unutkanlığıdır/Hayale dalmak ve ağlamak ihtiyacı/Gençlik yıllarının unutkanlığıdır.”
Ben de oturdum bugün düşündüm bu hafta ne yazayım diye. Hafif yağmurlu bir gün. Havalar yavaş yavaş soğumakta. Deniz sanki biraz sinirli, yavaş yavaş dövüyor sahilleri. Yine aynı manzara. Çok sevdiği köpeklerine yem taşıyor Ercüment. O’nun için önemsiz bazı insanların yanında çok daha önemli oluyor köpekler ve kediler. Kızıla dönüşen bir doğa. Dalından düşen bir sarı yaprak üzgün. Sürükleniyor ırmağa doğru. Yeşilden sarıya yüz tutmuş kamışlık, rüzgârın önünde salınıyor. Genç bir çöpçü, bakıyor kumlar üzerine bırakılan çöplere. Bir şeyler dökülüyor dudağından, iyi mi, kötü mü bilemem.
Ben böyle kaldım balkonda, hâlâ ne yazsam diye düşünüyorum. Denizde bir vapur kalkıp gidiyor. Peşinde palamut bekleyen küçük tekneler. Benim de gözlerim dönüyor maziye. Sonra o söz geliyor aklıma. Dün yine bir öğretmenimden dinlemiştim: “Benim liderim balıkçı Muharrem.”
Ben bu yaşanmışlığı anlatmak istiyorum bilhassa gençler duysun, bilsin ve sevsin diye. Başta söylediğim ve yazdığım gibi bu öğretmen başka.
Bizler ne öğretmenler gördük. Çoğu sanki bizdendiler. Birer umuttular bizler için. Anlatacağım olay 1969 yılında geçmiş. O yıllar bazı sebeplerden dolayı öğretmenler boykota gitmiş. Daha sonra da dersleri boykot eden öğretmenler hakkında sorgulamalar başlamış. Hâkim karşısına çıkmışlar. Hâkim karşısına çıkan öğretmenlerden bir tanesi de benim de öğretmenliğimi yapan, aslen Hopalı ama uzun zaman Akçaabat'ta öğretmenlik yapan Necati Bağdatlı.
Kendisi o zaman, şimdiki Abdullah Fazıl Ağanoğlu İlkokulu’nun karşısında bulunan Harun Kaptan'ın evinde kiracı olarak oturuyordu. Şimdi o yerde Çelik Kasabı var. Ev yıkılmış, apartman dikilmiş yerine. O zaman iki katlı bir binaydı. Zemin katta Hocamız Necati Bağdatlı oturuyor, üst katta da Harun Kaptan. Harun Kaptan yan tarafta biriket taş döküyordu. Şut attığımız toplarımız yeni dökülen biriket taşlarını çok yıkmıştı. Harun Kaptan “sabır küpü” gibiydi, kızmazdı ama sert bir duruşu vardı. Biz çekinirdik topu biriketler üzerinden almaya. Hep Ahmet Armutçu'yu gönderirdik. Babası Tahsin Armutçu Harun Kaptan'ın arkadaşı. Bu sebeple Ahmet arkadaşımıza kızamaz.
Necati Bağdatlı ve boykota karışan diğer öğretmenler hâkim karşısına çıkarlar. Hâkim Necati Bağdatlı'ya sorar: “Siz bu eylemi yaptınız. Biri size emir verdi ve boykota gittiniz. Bu belli ama sizi bu eyleme zorlayan örgütün lideri kim?” Necati Bağdatlı cevap verir: “Balıkçı Muharrem Hâkim Bey.” Hâkimin gözleri parlar. Öyle ya örgüt liderini tespit etmiştir. Hem sevinçlidir hem de heyecanlı. Hocanın gözlerine bakarak sorar: “Balıkçı Muharrem kim?” Necati Hoca Balıkçı Muharrem'i tanıtır: “Hâkim Bey siz de tanırsınız. Hani o her sabah el arabası ile çarşıda dolaşarak balık satan balıkçı Muharrem yok mu? İşte O benim liderim."
Hâkim şaşkındır. Balıkçı Muharrem'i o da tanır. Çeşitli zamanlarda Muharrem'den hâkim de balık satın almıştır. Hiç de örgütçülük yapacak bir insan değildir. Bu şaşkınlıkla Necati Hoca'ya sorar: “Nasıl yani?” Necati Bağdatlı hâkime, “izin verin anlatayım” der. Hâkim daha çok heyecanlanır. Öyle ya bilinmeyen bir örgüt liderini ortaya çıkarmıştır. Şimdi de deşifre edecektir. Necati Bağdatlı başlar anlatmaya: “Hâkim Bey, bir Ramazan günü oruçluyum, canım iftarda balık yemek istedi. Çarşıda balık satan Balıkçı Muharrem'in arabasında çeşit çeşit balıklar. Yanaştım bir balığı sordum. Onu alamayacağımı, çünkü maaşımın onu almaya yetmeyeceğini söyledi. Bir diğerini sordum, onun da orta pahalılıkta olduğumu ve onu da benim yiyemeyeceğimi söyledi. Sonra da hamsi almamı tavsiye etti. Yüzüm kızardı. Balıkçı Muharrem sanki okulun muhasebecisi Yasar Ďilber. Maaşımın ne alıp alamayacağını biliyor. Ay sonu ya... Onuruma dokundu. Ben de balık almadan eve doğru giderken kendi kendime düşündüm. Balıkçı Muharrem neden bana balık satmak istemedi? İftara yarım saat kala sinirlenerek yine sokağa attım kendimi. Birden yine karşıma Balıkçı Muharrem çıkmaz mı? Ama balık satmıyor. Selamlaştık ve nereye gittiğini sordum. Eve gittiğini söyledi. Elinde misinaya dizilmiş iki bağ Barbon balığı vardır. Kendi kendime düşündüm. Benim maaşımla balık alamayacağımı bana söyleyen Balıkçı Muharrem o gün iki bağ balıkla evine gidiyor. Bir bağ balığı bana çok gördü. O, evde iftarda balık yerken, ben tarhana çorbasına kaşık sallayacağım. İşte o zaman karar verdim: Benim liderim Balıkçı Muharrem.”
İşte biz böyle hazır cevap öğretmenlerin yetiştirmeleriyiz. Az da olsa şiiri de şarkıyı da tiyatroyu da sinemayı da okumayı da kitabı da severiz. O güzel insanların espri anlayışı az da olsa içimizde yaşar. Onların hatıraları gibi.
Bazen düşünürüz “hayatın anlamı ne” diye? Doğru bulduğumuz insan olursa onunla arkadaş oluruz. Dostlarımızı, sevdiklerimizi, okul yıllarımızı ve öğretmenlerimizi asla unutmayız.
Sık sık böyle duygular alıp götürür bizi. Hatırlarız kaybettiklerimizi, okul anılarımızı. Bir zamanlar insanlar için yaşamak çok da kolay değildi. Seviyoruz hatıraları ve o güzel öğretmenleri, insanları. Bakıyorum sanki sevgi unutturuluyor bu dünyada. Sevgi böyle yaşanmış anılarda var. Sevgi umuttur. Yaşatılmalı, bu güzel anılar gibi. Bir daha gelir mi Necati Bağdatlılar?
Ruhları şad olsun bu hatıraları bırakan öğretmenlerin.
İçinizde hep sevgi olsun, sağlıklı güzel bir sonbahar mevsimi hepinize.