KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
AKÇAABAT PAZARI
Geçen günlerde Akçaabat Pazarı'nın yeni yerde temeli atıldı. Açılış töreninde çeşitli konuşmalar yapıldı. Konuşmalarda dikkatimi çeken, tarihî Akçaabat Pazarı'nın asıl yerinin temel atılan yer olarak gösterilmesi oldu. Anladım ki bazı insanların haberi yok kent belleğinden.
Evet, Akçaabat Pazarı yıllar önce de vardı. Evliya Çelebi'nin “Seyahatname”sini okumuşsanız, orada Akçaabat Pazarı'ndan bahsedildiğini görmüşsünüzdür. Ayrıca, Ceyhun Atıf Kansu başta olmak üzere başka şair ve yazarlar da Akçaabat Pazarı üzerine şiirler yazmışlar. Bu toprağın yoksul ve yetim çocuğu Hasan İzzettin Dinamo da Akçaabat'tan ve Akçaabat Pazarı’ndan bahseder eserlerinde. “Acı Yıllar” isimli eserini okumanızı tavsiye ederim.
Açılış konuşmasında ve ilanlarda ‘Tarihî Akçaabat Pazarı’nın temel atılan şimdiki yer olarak gösterilmesini acı bir gülümseme ile karşıladım. Anılar kıpır kıpır içimde canlandı. Yüreğimin içine yeniden düştü o kapanmış yara. Geçmiş düşünceler öteden koştu geldi. Yoğurt çömlekleri, süzme torbaları, sarı sarı yağlar aklımı hayal dünyasına itti.
Duygular yaşlı da olsa söylemek ve tanıtmak isterim Akçaabat Pazarı'nı genç kuşaklara. Ama bilemem ilgilerini çeker mi? İsterim ki o tarihî pazar belleklerde kalsın, pazarın o eski kültürü yaşasın ve güçlensin. Bu hafta böyle bir Akçaabat Pazarı düşüne yuvarlandı düşüncelerim. Akçaabat Pazarı doğru işlenirse ‘destansı bir öykü” olur bence.
Orada ne sevdalar yeşerdi ne acılar paylaşıldı ne kızlar beğenilip gelin edildi ne yoksulluklar ne sevinçler yaşandı. Akçaabat Pazarı bir çocuk için bir simit, bir külah dondurma, bir bardak limonata, bir naylon ayakkabı, bir kısa bacak pantolondur. Olgunlar için yağı köyden gelmiş tophane, bir peynirli, tırnaklı içinde helva, bir dilim karpuz, bir renkli peştamal veya keşan, bir yeni sepet, bir eğri sap armudu, bir kalıp sabun, bir kilo tuz, bir bağ balık, bir kilo taze hamsi, hoş sohbettir.
Akçaabat Pazarı kültürel sosyalleşmedir, dertleşmedir. Dostu, akrabası ile görüşme, hâl hatır sorma ve helalleşmedir. Esnafa geçen haftadan kalan borcu ödemedir. O yıl satılacak tütün fiyatını öğrenme, tekelden koçan almadır.
Akçaabat Pazarı kışın soğuk, yazın sıcaktır. Zengin ile yoksulun, üreten ile tüketenin harmanlandığı yerdir. Bir kent içinde her hafta farklı atan yürektir. Ticarettir. Kültürdür. Hesap kitap, alacak verecektir. Kentte açan güzel bir renktir.
Eğer Akçaabat Pazarı’nın ilk yerini arıyorsak aradığımız yer şu an temeli atılan yer değildir. Evliya Çelebi'nin bahsettiği ilk pazar Hamam Çimeni’nde kurulurdu. Kumlar üzerine. Genelde köylerden gelen yağ, yumurta, yoğurt, peynir, bal, tavuk, mısır, bakla toplanır ve yüklenirdi kayıklara; dağılırdı çevredeki beldelere. Gönderilirdi Trabzon'a. Pazar meydanında genelde dışarıdan gelen alıcılar beklenir, fiyatı onlar koyardı. Rize'den alıcı gelirse fiyatlar yükselirdi.
Daha sonra Akçaabat Pazarı Orta Cadde ile İstiklal Caddesi arasına taşındı. Şimdi orası ara sokak ve yerinde Çarşı Camii var. Bu pazar iki şekilde anılırdı halk arasında: “Yoğurt Pazarı” veya “Kadınlar Pazarı”. Kadınlar pazarının denilmesinin sebebi genelde satış yapan üreticilerin köy ve mahalle kadınları olmasıydı. Karadeniz'de kadın pazara gitmez anlayışı olsa da bu anlayış Akçaabat'ta tersine işlerdi. Erkeklerin pazarda yoğurt, süt satması yadırganırdı. Kadın satış yapar, eşi uzaktan onu seyreder ve gözcülük yapardı. Çoğu erkek de kadın satış yaptıktan sonra elinden parasını alırdı. Erkek alıcılar olurdu. Bir de “kantarcı” denilen alınan yağı, minziyi, peyniri (İmansız yağlı veya yağsız peynir ki, en güzel kuymak bu peynirden yapılır) ücret karşılığı tartan kişiler erkekti.
Bu pazarda bahçede yetişmiş her türlü sebze ve meyve ile hayvansal ürünler satılırdı. Her kadının sepetini koyacağı bir yeri olur, pazara erken giden en güzel yeri kapardı. Bu sebeple pazara gün doğmadan giderlerdi. Zaman zaman yer tutma yüzünden kadınlar arasında atışmalar, kavgalar da olurdu. Genelde yayan veya at, eşek ile gidilirdi pazara. Araba ve araba yolu yoktu zaten. Olanlar belli hatlarda. Yüksek köylerden gelenler bir gün önceden, gece gelirlerdi. Ellerinde fenerler, pazartesi akşamdan gelir pazar yerinde uyurlar, sabah erkenden ürünlerini satar, alacağını alır ve “kuşluk vakti” tutarlardı köyün yolunu.
Akçaabat'ta birkaç pazar kurulurdu. Bir de meyve pazarı vardı. Şimdiki Mezarlık Cami önünde kurulurdu. Genelde satıcıları Trabzon'dan gelir, meyve, domates patlıcan satarlardı. Akçaabat’ta sebze çıkmadan Hos, Holomana, Yalıncak, Sera'da erken ürün çıkardı. Bu ürünlere “turfanda ürün” derlerdi. Ayrıca Ardeşen'den kamyonlarca “eğri sap armut” getirilirdi. Karpuz, kavun, üzüm, portakal, mandalina satılırdı burada.
Bir de “Tahıl Pazarı” vardı. O da salı günü kurulurdu şimdiki Ziraat Bankası'nın arkasında. Çuvallarla mısır, un, buğday, bakla, patates getirilir satılırdı. Üst tarafında Jandarma'nın atlarının hanı vardı. Burada çuvallarla satılırdı ürünler. “Zahire Pazarı” da denilirdi. Erken kapanırdı. Çünkü ürünleri genelde tüccarlar alırdı.
Yine salı günü şimdiki Müftülük binası yanında “Sap ve Odun Pazarı” kurulurdu. Köyden getirilen hayvan yemi saplar dizi dizi sıralanır, alıcısını beklerdi. Aynı yerde seyyar giysi satanlar, peştamal, çember satanlar, çadır açar ve satış yaparlardı. Zaman zaman deniz kabarır gelir çadırları basardı. O gün bu alan adeta panayır alanına dönerdi. Zaman zaman ikindiden sonra ticaret yapanlarla iddialı maçlar yapardık. Bilhassa da Yıldızlı’dan gelen seyyar esnaflarla.
Akçaabat'ta “Hayvan Pazarı” salı günü kurulurdu. Kurulduğu yer Kireçhane Camii’nin yeriydi. Aynı yerde mezbaha vardı. “Celepçi” denilen hayvan toplayıcılar veya hayvan sahipleri bu pazara ineğini getirir satarlardı. Bazı inekler kesilirdi. Bu tür ineklere “mızıka inek” denilirdi. Bazı inekler ise beslenmek için alınır ve köye götürülürdü. Bu tür inekler alıcıya “mahiyer” verilirdi. Alıcı gider bir hafta besler, hoşuna gidiyorsa gelir parasını verirdi. Beğenmemişse ineği iade ederdi. Böyle alışveriş yüzünden zaman zaman kavgalar olurdu. Hatta cinayetler de işlenmiştir. İnekleri belli kasaplar alırdı. Trabzon'dan da inek almak için gelenler olurdu.
Akçaabat'ta “Balık Pazarı” da vardı. Balık kayıklar içinde satılırdı. Yani aracısız satış yapılırdı. Mezgit, kıraça, tirsi, zargana, barbun, lüfer, izmarit balıkları bağ bağ satılırdı. Palamut, torik ve kalkan balığı tane tane satılırdı.
Akçaabat Pazarı çok zengin bir pazardı. O gün çeşitli seyyar satıcılar Trabzon'dan Akçaabat'a gelirlerdi. Dondurma, pasta, simit, ayakkabı, pantolon satarlardı. Bazı alıcılar da yol kenarlarına dizilir, köylüden yol üstünde tavuk, kabak çekirdeği yumurta, yağ ve peynir alırlardı. Amaçları ucuza almaktı.
Zaman çok çabuk geçiyor, her şey çok çabuk değişiyor. Çok şey de belleklerden silinip gidiyor. Bu sebeple isterim ki bu tarihî ve kültürel zenginliğimiz doğru bilinsin. Bu kenttin antik özelliklerini gençler araştırsın.
Ne doğru ne yanlış? Kültürel değerlerimiz nasıl, ne amaçla, kimler tarafından yok edilmiş? Salı Pazarı yerindeki Buğday Ofisi’nin de bulunduğu Ruslardan kalma taş bina ne amaçla yıkılmış? Manastır binası kimler tarafından yıkılmış, kaç tarihî bina ne amaçla yok edilmiş?
Beni dinlerseniz araştırın lütfen. Bakmayın şimdi çıkıp pembe sözler söyleyen bazı kişilere, mangalda kül bırakmayanlara. Kişinin aynası atasıdır, dedesidir, aslıdır. Araştırın ki birlikte derinleşsin yaralarımız. Aralansın bunca sis. Kanmayın gölgelere. Biraz da çıkın gidin şu çok çok eski günlere. Ne korkuluklar göreceksiniz. Asla kalmayın sevilenle seven arasında. Aklını topla. Çok şey anlatır sana ve bana bu pazarlar. İçinde ah da var, vah da...
Bakıyorum şimdi ündü, şuydu, buydu, boş hepsi. Pazar kültürü kalktı, yerine konulan sadece soğuk bir rant amaçlı alışveriş. Artık pazar yerinden çekildi gitti hoş sohbetler. Pazarcı ahengi ve ses rengi değişti. Sırtta cam içinde satılmıyor limonata. Vefa diyerek meydana konulan Aşık Dayı’ya sor limonatanın nasıl yapıldığını. Hangi fıstık iyi, hangi kestane güzel? Nasıl itilir o tahta araba? Hayat çile...
Bu günlerde temeli atılan Akçaabat Pazarı’nın yeri ise eskiden vakıf arazisiydi. Balçık çamur olduğundan tütün yetişmezdi. Sadece mısır ekilirdi. Bahar aylarında taşan Karantina Deresi bu bahçeyi basar ve o çamurlar Akçaabat'ın içine doğru akardı. Orta yerinden çok soğuk bir su çıkardı. Çocuklar buradan su doldurarak salı günleri pazar yerinde “soğuk su” diye, bardağını beş kuruşa satarlardı. Hatta su satmak için sobacılar orijinal su satış araçları bile yapmışlardı. El değmeden bir tulumba ile su çekilir ve bardağa dökülür satılırdı. Bu arazinin baş kısmında kayalar arasında “Deli Şakir” yaşardı. Bir zamanlar bu arazinin içinde bu kentte yoksul bir hayat süren ve bir ayağı çolak “Gıbıç Mustafa” lakaplı bir gariban insan da yaşadı. Ne acıdır ki bu kenti talan edenler, o vakıf arazisini de ellerine geçirdiler. Daha sonra parselleyip sattılar. En faydalı olan da bu pazar yeridir, bir de üç okul binası. Bu pazar yerinin buraya gelmesinin sebebi de yine ranttır. Eski pazar yerine o zamanki yerel yöneticiler dükkân ve cami düşündüler. Yaptılar ve sattılar veya kiraya verdiler. Pazar yeri değişti, bu alana alındı. Bazı üreticiler bu karara direndiler. Bu pazar yerine “vakıf arazisi” diye gitmek istemediler. “Vakıf toprağı bulaşmış evde bereket olmaz” anlayışı vardı.
Bu şehirde güzel şeyler oluyor. İşte bunlardan birisi yeni yapılacak pazar yeri ve otopark. Temennim bu pazar yerinin uygun bir bölümüne Akçaabat Pazarı'nın tarihi yazılsın.
Bu hafta beğendiğim bir şey de Trabzon Öğretmenevi. Gayet güzel olmuş. Emek verenlere, yaşatanlara teşekkürler. Neden Akçaabat'ta da böyle bir öğretmenevi yapılmasın? TOKİ bunu yapabilir. O kadar alanın bir değeri var. Öyleyse bu alana karşılık bir öğretmenevini de öğretmenler hak ediyor. Eğitim yöneticileri bu işi takip etsin. Yıldızlı'da o kadar alan terk edilmiş. Mevlüt Selami Yardım'da okul bahçesinden yol geçirilmiş. Şimdi Merkez İlkokulu’nun binası ve bahçesi de terk edilecek. Vermeden alma olmamalı. Örnek işte Trabzon'da. Öğretmenevi ve okul, terk edilen okul yerleri karşılığı yapılmış.
Hadi bir soru ile bu haftayı kapatalım. Gerçi sorumuz araştırılır mı bilemem? Soru şu: Rahmetli Abdullah Fazıl Ağanoğlu'nun yaptırdığı okul için vasiyet ettiği İstanbul'daki bazı bankalarda olan paranın akıbeti ne? Bu para kim veya kimler tarafından, hangi yollarla hiç edildi ve bu para okula neden verilmedi? Bu işte kimlerin parmağı var? Trabzon Milli Eğitim Müdürlüğü’nün avukatları ne iş yaparlar?
Haftaya bir başka sorumuz olacak. Hepinize iyi haftalar ve sağlıklı günler dilerim.