Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 02.08.2022 22:04

“BİR YAZ GECESİ RÜYASI”

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

“BİR YAZ GECESİ RÜYASI”

Bu aylarda yine dağlarda geçer zamanım. Zaman hızlı bir film gibi çok çabuk akıp gidiyor. Öyle geçer zaman ki farkında bile olmayız. Yaşam çizgimizin üzerinde izler bırakır biz farkında olmadan. Ya güleriz veya dalarız hüzün denizine. Öyle geçer zaman.

Ağustos’un birinde böyle başlar benim “yaz gecesi rüyam”. Geçen yılları düşünürüm. Mevsim yaz ve hava açıksa dalarım gökyüzüne. Bakarım yıldızlara. Unuturum her şeyi.

Tuttuğum takım şampiyon olamamış. İnsanlar yerlere çöp atıyormuş, toplu taşıma aracında yaz sıcağında klima yokmuş, sürücü rüzgar gelsin diye kapıyı aralamış, yolcular üst üste istif edilmiş, şehirlerde az gelirliler için festivaller düzenliyormuş, ekonomisi iyi olanlar yurt içi ya da yurt dışı tatillere gidiyorlarmış, çocuklar LGS'de az puan almış, okul seçiyorlarmış, okul öncesi ücretleri çokmuş, trafik yaz sezonunda tıkanıyor ve kazalar artıyormuş, stokçuluk başlamış, pahalılık varmış, ormanlar insanlarca talan ediliyormuş, bazı iş yerleri turistlere farklı fiyat uyguluyormuş, Avrupa'yı sıcaklık kavuruyormuş, Almanlar yine Yunanistan'ın yanında yer alıyor ve Türkiye'nin iç işlerine müdahale ediyormuş, kadın cinayetleri devam ediyormuş, bazı insanlar yanlış beyanlarda bulunuyormuş, Kadıköy'de “Putin tezahüratı” yapanlara inceleme başlatılmış, İlhan İrem'in eserleri ve ses tonu öldükten sonra daha çok anlaşılmış, Çelik Gülersoy'un 1978 yıllarında Akçaabat Ortamahalleye uğradığında gördüğü eski evlerin onarımı için çalışma yapmak isteyince o zamanın yöneticileri tarafında fotoğraf makineleri kırılmış, O da bu işten vazgeçmişmiş, kent içindeki taş binalar bir gecede yıkılmış, yerlerine çirkin beton binalar dikilmiş, Hamam Çimeni'ne “bina yapmayın futbol sahası kalsın” diyen gençlerin sesi kulak arkası edilmiş ve ucube kulübe şeklinde dükkanlar yapılarak belli insanlara kiraya verilmiş, bir gecede “Gazhane Bölgesi”ne gece kondu yapılmasına ve Sargana Burnu’ndaki hazine arazilerinin işgaline göz yumulmuş, altın boynuz gibi duran sahil dolgu yapılarak deniz şehirden uzaklaştırılmış, plajlar yok edilmiş, Halk Eğitimi Merkezi’nin bahçesine “hastane olmaz” sözüne kulak tıkanmış ve bir kurtuluş bayramı etkinliği sırasında o güzelim manolya ağaçları koparılmış, Atatürk büstü kaldırılmış, eski sakin ve güzel bir kent yaşamından uzaklaşılmış, tarihi hüviyetlerin yok edildiği bir şehir haline getirilmiş, şimdi bazı gençler bu olanı biteni bilmiyormuş...

Bunları düşünmeden seyre daldım yıldızları.

Hâlâ 21 yaşındayım. O yılları düşünüyorum. Güneş başımın üzerinde. Masmavi bir gökyüzü. Pürüzsüz. Çarşaf çarşaf beyaz bulutlar, adeta podyumda en güzel mankenlerin geçiş şıklığıyla güzellik yarışında. Doğa yeşil. Dağlar kekik kokuyor. Güller en saf, en masum kırmızı renklerde. Karşı tepede otlayan koyunlar ve kuzular. Geceleri gözleri parıldayan ayı ve yavrusu karınlarını doyurma peşinde. “Aç ayı oynamaz” derler ya hele de yavru açsa.

Ben mi neredeyim? Dedim ya... Bir günlük düşünmeye ara verdim, geçmişte hayal dünyasındayım. Okul sıraları, Nemlioğlu Konağı'nda. Orada kalmak istiyor, oradan gülmek istiyorum hayata. Bizler otuz alt kişiydik. Farklı açılardan bakıyorduk dünyaya. Ama hepimizde de yurt sevgisi, vatan kokusu vardı. Atatürk sevgisini zaten ilkokulda nakşetmiştik ruhumuza. Otuz altı kişi yeri gelince “biz” olurdu. Kum taneleri kadar küçük yüreğimize, o ortamda, zor günlerde, çok çok güzellikler sığdırdık. Belki de o zamanlar gökteki yıldızları sayamayacak kadar kördük. Azıcık şımarık. Sorgusuz sualsiz inandığımız değerlerin fedaileri oluyorduk. Gözlerimizden hiç eksilmezdi umut. Belki de sevda türkülerini yüzümüz kızararak söylüyorduk. O zaman kimimiz İlhan İrem hayranı kimimiz Cem Karaca, kimimiz Barış Manço ya da Özdemir Erdoğan'cıydı. Kızlar daha çok Beyaz Kelebekçi, Cici Kızlarcı, Nilüferci, Asu Maralmancı, Ajda Pekkancıydılar. Zeki Müren de Bülent Ersoy da Emel Sayın, Müzeyyen Senar, Gönül Yazar, Yaşar Özer de dinlerdik. Mahsuni Şerif sevenler, Aşık Veysel'i dinleyenlerimiz de olurdu. Abdulvahap Karakoç, Hilmi Şahballı da... Yaşar Kemal, Nazım Hikmet, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Erol Güngör, Erol Toy, Mustafa Necati Sepetçi de okurduk. Biz de okumuştuk o yıllar William Shakespeare'den “Sonnet'ler”.

“Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz/Değil mi ki ayaklar altında insan onuru/....... Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene/Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın/Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen'e:/ Vazgeçtim bu dünyadan, dünyadan vazgeçtim ama/Seni yalnız koymak var, o koyuyor adama.”

1 Ağustos benim doğum günüm. Siz, “bir yaz gecesi rüyası” da diyebilirsiniz. 1 Ağustos'ta kaparım gözlerimi dalarım sonsuzluğa, dönerim maziye. Yaşım hep 21. Eh, en fazla olsun 27. Öyle ya bakıyorum hâlâ bulutlar beyaz, dağlar ve ormanlar yeşil, deniz mavi. O zaman ben neden değişeyim ki? Her yaş, biraz daha olgunlaşmak demek olsa da ruhum genç kalmak istiyor. Amasız ve lakinsiz bir yaşam çizgisinden yürümek istiyor gönül. Akıl ile yüreği düşürmek istemiyorum birbirine. Yürek bir umut, bir cesaret. Akıl tecrübe, strateji, yetenek... İkisi birleşince gidilen caddenin adı “mutluluk” olur. Geçen yıllar şunu öğretiyor insana: Aklını ve yüreğini iyi kullan.

Her yıl, 1 Ağustos'ta yeni yaşıma merhaba derken, kendimi aklın ve yüreğin kardeşliğine teslim ediyorum. Unutmayın akıl pusuladır ama bütün madalyalar yüreğin üzerine takılır.

Bu hafta tüm sosyal sorunlara çizgi çektim. Umurumda değil Trabzon'da yapılan Horon Festivali ve bu festivale davet edilmeyen horonun merkezi olan Akçaabat Horon ekibi. Umurumda değil Trabzon'da yapılan tiyatro günlerine davet edilmeyen Akçaabat Belediyesi Tiyatro Ekibi. Çünkü onların sıfatı büyük, bizim adımız Akçaabat. Böyle dedim diye hiç dert etmediğim konu yok sanmayın. Trabzon Üniversitesi İletişim Fakültesi onayı geldi, bu kentte açılmalı. Belki boş bulunan Tekel binası belki de Esentepe'de bulunan boş okul. Güney Çevre Yolu bir an önce ihale edilmeli. En önemlisi de hâlâ hayalimde yaşattığım “eğitim” diyorum. Sadece bir günlük; 1 Ağustos günü benim doğum günüm. O gün sosyal olayları düşünmüyorum. Daldım “Bir Yaz Günü Rüyası”na. O şarkıyı benim ve sizler için dinliyorum. 365 günün bir gününü kendime ayırdım 364 gününü sizlere. Bir gün de olsa yalnızca yıldızları seyre dalmak istiyorum. Belki de geçmiş yılları özleme uğruna. Uzak yollardan geldim bugüne. O kadar sorun gördüm, insan tanıdım, o kadar sorun çok ki rafa kaldırsam koyacak yer yok. Ama o güzel yıllar, anılar ve o güzel şarkılar da olmasa. GDO'lu insanlığa haykırmak mı gerekir, yoksa İlhan İrem gibi “anlatamıyorum” demek mi? Onlar insanlık düşmanı yetiştirsinler, biz şarkılarda kalalım.

1 Ağustos doğum günüm. Kutlayanlara benden gelsin bu şarkı: “Bir Yaz Günü Rüyası”. Hepinize bol sevinçli, bol şarkılı, türkülü, hepsinden önemlisi sağlıklı bir hafta diliyorum. “Bir ihtiyarlıktır, bir gün aldığında sizi” ancak o zaman anlarsınız bu sesi. Gün bugün, siz siz olun yaşamaya bakın...

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —