Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 03.06.2022 15:28

CEMRE DÜŞERKEN

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

CEMRE DÜŞERKEN

Cemre'nin kelime anlamı “kor halindeki ateş”tir. Baharın müjdesidir. Bu üç cemre Şubat ayının ilk günlerinde birer hafta ara ile havaya, suya ve toprağa düşer. Dördüncü Cemre vardır. Günü saati ve yılı olmaz. Onun düştüğü yer sinedir, gönüldür.

Soğuk kış günlerinden sıcak bahar günlerine geçiş insan ruhuna ve bedenine mutluluk verir. Çünkü yılın en soğuk günleri “Erbain” ve “Hamsin” geride kalmıştır. Toprağın ısınmasına daha da çok üreticiler ve çobanlar sevinir. Soğuk günler aşağı yukarı yüz günü geçtiğinden dolayı da cemre düşerken “geldik yüze, çıktık düze” sözü de yıllarca söylenir. Cemre düşmesi folklorik bir inanıştır ve kültürel değer taşır.

Asıl cemre bence dördüncü cemredir. Yani sineye düşen ve gönlü yakan, “hamdık, piştik elhamdülillah” dedirten cemre.

Gönle, sineye düşen, gönlü yakan, ham bedeni pişiren bu cemrenin bizce bilinen adı “sevgi”dir. Sevgi her mevsimin meyvesidir. Sevginin boyu ve gramı yoktur. Bu kadar “sevdim, yıllarca sevdim” diyorsa birisi, anlayın ki o, sevgiyi zavallılaştırmıştır. Hani şarkılarda geçer, şiirlerde söylenir ya “seven insan ne yapmaz” diye; seven insan sevilmeyi hak etmeli. Yaratan, yarattığı her canlıda, bitkide, hayvanda, sevilecek bir özellik bırakmıştır. Bu sebeple Emmet Fox der ki: “Sevgin yoksa, dost arama.” Dostoyevski şöyle devam eder: “Sevgi her zaman karşılık görür.” İnsanın kendisini aşmasıdır sevgi.

 Ne acıdır ki bazı insanlar üç cemreyi takip ederler ama sinelerine düşen dördüncü cemre olan sevgiyi fark edemezler. Bunun sebebi nedir diye düşündüm ve şöyle karar verdim: Kitap okumayı sevmeyen bir toplum olduk. Tek derdimiz para, şan, şöhret, mevki makam oldu. Sevginin gücünün farkında değil insanlar.

Bunları neden mi yazıyorum? Gözlemlerimden. Bu hafta kentimde kitap fuarı açıldı. İyi veya aksaklığı olan. Birkaç da yazar davet edildi. Ama ilgi neredeyse sıfır. Daha çok zorlama ile getirtilen birkaç sınıf öğrenci. Dikkatimi çeken çok az yerli halk ve öğretmen. Bilhassa da Türkçe ve Edebiyat öğretmenleri yok gibi... Okul yöneticileri, zaten bu konudan uzak. Zorlama ile kabul ediyorlar yazar söyleşilerini. Birkaç okul müdürü hariç sanki okullar kitaba kapalı. Önemli olan test çocukları.

Düşünüp karar verdim ki bu topraklar üzerinde ne kadar kafa varsa o kadar da bakış açısı var. Ama bu bakış açıları ne kadar renkli ne kadar düşünceli olsa da içinde bir gram sevgi olmayan bakış açısı bence zararlı. Bu sebeple kentlerde farklı geçimsizlikler, kavgalar, saygısızlık, kirletmeler, hatta komik komik hareketler. Huzur dolu bir kent oluşturmak kitabın girmediği bir ev ve sevginin yaşamadığı bir gönülle çok zor. Ne kadar güzel kentler oluşturursak oluşturalım, o kaldırımlarda ve caddelerde dolaşacak bedenler ve kafadaki düşünceler kitaptan uzaksa, sevgiden yoksunsa huzur çok zor. Örnek mi? İşte Afganistan. Bir ülkeyi zengin kılan madenleri değildir, o ülke toprakları üzerinde yaşayan beyinlerdir. Bu sebeple bakıyorsun gözler hep batıya, göçler batıya...

Kentler, sanki akılları paradan başka hiçbir şeye çalışmayan ellerde yok oldu.

Köroğlu der ki: “Tüfek icat edildi, mertlik bozuldu.” Bugün de elde en son model cep telefonları. Kitap gitti, okumak bitti. Bu rüzgâr, bu kasırga bizleri sürükleyecek sevgisiz iklimlere, kum tepelerinin yükseldiği çöllere.

Bir de az da olsa okuyan gençler ve insanlar var. Ama hala onların da gönlüne düşmedi sevgi cemresi. Nazım'ı okuyan Necip Fazıl'ı okumaz, Necip Fazıl’ı okuyan Nazım'ı okumaz. Türküler ve şarkılar bile ayrışmış. Hatta konserler de bile sanki ideolojik kayırmalar, çağrıştırmalar. Kimse demiyor ki Atatürk de bizim, Abdülhamit, Fatih ve Kanuni de. Trabzon'u tanımlayan sunucular “Fatih'in fethettiği, Kanuni'nin doğduğu, Yavuz'un yönettiği Trabzon” diyor da bu cümlenin sonuna “Atatürk'ün kaldığı ve vasiyetini yazdığı, mal varlığını Türk Milleti'ne adadığı şehir Trabzon” diye eklemiyor. Neden? Çünkü dördüncü cemreden yoksun bir sine. Sevgi eksikliği.

Kentlerde bolca insan. “İkra-oku" sözü ile başlayan bir kitabı var. Ama kitaptan uzak bir kent kültürü, eser yok okuyandan. Nereye gitti o kitap peşinde koşan, arayıp bulan ve okuyan eski erenler? Dostluk gözeten, hak gözeten insanlar nereye gitmiş? Bir avuç düşünen, sevgisini sinesinde taşıyan, okuyan insanlar öksüz.

Yağmurlar, rüzgarlar esiyor ama nerede güneşler? Kuşların konmak, ötmek için ağaç dalı aradığı yerlerde kitaptan, sevgiden söz etmek doğru mu? Bu da kafalardaki cevabı meçhul soru.

Kitap gitmiş, sevginin üzeri çizilmiş, dördüncü cemre küsmüş, kentler mağara karanlığı içine düşmüş. Sokak başlarında afyon, esrar ve kan kokusu. Öldürülen kadınlar. Yoksul çocuklar sokak aralıklarında el uzatmakta.  Kentler bürünmüş sevgisizliğe. Güneş sanki soğumuş. Alkolün bataklığında yüzüyor insanlar. Aç gözlü fareler kentleri kemirmiş. Her gün insafsızca değişiyor etiketler. Adam sokak ortasında karısının boğazını kör bıçakla kesiyor.

 Ola ki... Ola ki güzelleşir diye bir belediye o kadar zahmete girerek güneş ölmesin diye kitap fuarı açıyor bu kentte. Işığa bir küçük yol açmayı hedefliyor Neredesiniz bu şehrin insanları, sivil toplum örgütleri, okul yöneticileri? Ne oluyor burada diyerek neden uğramazsınız? Hele de kıyıda köşede oturup insanları çekiştirenler, küçük hesap peşinde koşanlar, akşamları masa kurup coşanlar neredeydiniz? Bir kitap alıp da bir çocuğa veremez miydiniz?

Her kitapta bir çiçek vardır. Bu çiçekteki balı alıp vermek gerek. Ama önce olması gereken sineye düşecek dördüncü cemre. Bu cemre ışığa küçük bir yol açarmış. Kitap okumak güzeldir. Hele de sinesine cemre düşmüş insanlar için. Bol ışıklı günler. Kitap okumaya zaman ayırın. Torunlarınızın elinden tutun böyle kitap günlerine götürün. Oturun, onlar ile kitap okuyun.

 Bir şeyler bırakmak için ardımızdan kitabı dünyamıza sokmalıyız. Işığa çamur sürenlere karşı kitabı kalkan yapmalıyız. Ayrıca dördüncü cemre, kitap okuyan sinelere düşermiş. Hem de aşk ile. Kentler, kitaplar ile büyür. Kentler kitaplarla düşünür ve sevgi ile insanını mutlu eder. Zamanı kaybetmeden okuyun ve daima kollarınız yana açık tutun. Daima uzak durun sinsi yılanların kokusundan. Beton çağı zamanları sanki kitaptan ve sevgiden uzak. “Susamasını bilmezsen kim olduğunu bilmezsin.” Ateşin tutuştuğu an beliren ışıktır sineye düşen cemre. Rüzgâr, bahar kokularının güzelliğini taşısın gönüllerinize. Itır kokulu sevgiler hep bulunsun gönlünüzde. Unutmayan kentler de yaşayan canlı bir varlıktır. Onları yaşanır kılan kitap ve sevgidir. Çocuk ıslanınca yağmuru anlar, okuyunca kitabı sever.

İşte her hafta bu gazete köşesinde sizlerin karşısındayım. Ama yüz otuz bin nüfusu olan bir kentte bu gazetenin yıllık abonesi 80 lira olmasına karşılık, abone sayısını gazeteyi zor şartlarda çıkaran İsmail Topal'dan öğrenince çok üzüldüm. Zor mu bu kentte bu gazeteyi, kültürü yaşatmak? Bu gazeteye abone olmak. Demek ki bu kent ya okumayı veya kitabı sevmiyor. Kültür ve sanat yoksunu bir kent olmak yaşamsallığı zorlaştırır. İnsanlar yaşamanın güzelini seçiyor. Bizim de özlemimiz bu şehrin kültürel ve sanatsal rengine.

“Bülbülüm bağ gezerim /Aşığım dağ gezerim

Yüz yerimde yaram var/El sanır sağ gezerim.”

Dinlediğimiz en son şarkı: “Çile bülbülüm çile.”

İyi haftalar hepinize...

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —