Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 25.07.2023 15:00

SAKLI BAHÇE

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

Bugünlerde hava çok sıcak. Akşam kızım Elif ve eşim telefon ettiler, “bir çay bahçesinde oturuyoruz, seveceğin bir ortam, gel” dediler. Hatta “Kitap okuyandan çay parası alınmıyormuş.” diye de ilave ettiler.

 Merak ettim ve adresi sordum. Trabzon Üniversitesi'nin deniz kenarında bir yer. Yan tarafta Hassoy var. Adı: Saklı Bahçe.

 Akçaabat'taydım. Dolmuş bekledim tam bir saat. Gelen dolmuşa insanlar adeta istif edilmiş. Bu ne aymazlık, bu ne vurdum duymazlık? Bu kentte denetim yok mu? Arabası olmayan emekli ve düşük gelirliler bu çileyi çekmek zorunda mı? Üstelik yaz sezonu, hafta sonu ve festival akşamı düştüğümüz duruma bak. Dolmuş klimasız, sürücü hava alsın diye kapıyı aralıyor. İçinden geçenleri dışa vurmak, ağzımı açmak istedim. Baktım sürücü çok genç bir delikanlı. Bir söz söylesem bin cevap alacağım, belki de hakarete uğrayacağım. Bu sebeple sustum ama içim içimi yiye yiye Söğütlü'ye kadar geldik. Dolmuştan indim ve derin bir oh çektim.

Tarif edilen yere gitmek için alt geçitten geçtim. Güneş batmış, akşam olmuştu. Karadeniz'in üzerinden uçan üç beş martı gördüm. Hassoy'dan denize doğru yürüdüm. Gözlerim etrafta bahçe aramakta. Sağ tarafımda bodur ağaçlar ve çiçekler olan bir bahçe. Baktım sesler geliyor bahçeden, önünde üç beş araba. Karşı kayalıklara oturmuş üç beş genç kendi aralarında sohbet ediyor. Aradığım çay bahçesine gelmiştim. Bildiğim kadarıyla burada eskiden çiçekçi vardı. Bahçeye girince torunlarım Gülce ve Mehmet Alp koşarak geldiler, “dedeee” diyerek sarıldılar bana. Alıştım ben de artık “dedeee” lafına. Eskiden birisi ağabey ya da amca derse içten içe bozulurdum. Şimdi dede moduna geçtik. Ama bu sözü duyunca mutlu oluyorum.

Etrafı şöyle alıcı bir gözle süzdüm. Yer çakıl taşları ile döşenmiş. Çeşitli bodur bitkiler ve çiçekler. Renk renk boyanmış el yapımı sandalye ve masalar. Masalarda örtü, sandalyede minder yok. Bazı masalar çok alçak yapılmış; belli ki bir sohbet olsun diye. Renk genelde mavi. Ayrı ayrı bölümler. Ortada ahşaptan yapılmış derme çatma bir salon. Köşede yüze yakın kitap yerleştirilmiş. Bir eski radyo ve plaklar. Kitaplara bir göz gezdirdim ya klasik veya şiir kitapları. Genelde düşünülen salaş romantik bir ortam oluşturmak. Ben bundan daha güzel ortamları gördüm. Ama burayı düşünen ve işletenlere de teşekkür etmek gerekir. Onlar da imkansızlıklar içinde kendilerine göre bir güzellik yaratmışlar. Saçma, düzensiz obje yok. Ama eminim imkanları olsa daha güzeli oluşturulabilirler. Duvarda tek slogan: Kitap okuyandan çay parası alınmaz. İyi düşünülmüş, eğer böyle yapıyorlarsa alkışı hak ettiler. Çünkü üst tarafta Trabzon Üniversitesi var. Bir an İstanbul'daki “Küllük Kahvesi” geldi aklıma. Bir de Trabzon'da eski Ganita.

Burada oturmak keyifli mi keyifli. Hele de sohbet edecek arkadaşların varsa gidilmez demem; bu çay bahçesine gidilir. Fiyatları da makul. Tost, gözleme, menemen, çay, kahve ve dondurma var. Bir masada Arap bir aile oturuyor. İçeri girip fotoğraf çekiyorlar. Radyodan klasik şarkılar söyleniyor. Önümüzde deniz var ama denizi görmeye engel koca bir duvar. Her masada üç beş kişi. Hepsi kendi dünyalarına gömülmüş. Bazı insanlara böyle ortamlar iyi gelirmiş.

Bakıyorum burada oturanlar iki grup ya gençler veya orta yaşlılar. Öyle vur patlasın çal oynasın yaşamayı sevmeyenler böyle mekanları seçiyorlar. Belki de çiçeklerle konuşuyor, hayatın anlamını sorguluyorlar. Kitabı sevenlerin, sevgiyi tadanların, bengisu arayanların ortamlarıdır bu tip yerler.

İnsan ‘festival’ denilen kalabalıklarda yalnızlaşıyor; yabancılaşmalar bu tür güzel ortamlarda son bulur.

İnsan zaman zaman böyle ortamlarda bulunmalı ve bırakmalı kendini duygularını akışına.

Bir gün canınız sıkkınsa bu ‘Saklı Bahçe’ye gelin, iyi gelir. Bir dostunuzu, arkadaşınızı burada kitap okumaya, çaya davet edin.  Belki de o türküyü burada dinlemek ruhunuza iyi gelir: “Yüce dağ başına yağan kar idim. Yağdı yağmur, güneş vurdu, eridim.”

Ailem iyi ki o yere davet etti beni dün gece. Uzaklaştım gürültüden. Serin bir rüzgâr eserken sonra aramıza katılan dostlarla şarkıları konuştuk. Ama o eski şarkıları.

Bir hatırlatmamız olsun; saat onda bu bahçe kapanıyor. Bence biraz erken. Öyle bir dünyada yaşıyoruz kimi barlardan hoşlanır kimi de benim gibi bu eski nostaljik ve salaş yerlerden. Hele de içinde eski bir radyo, bahçesinde çiçekler, gökte uçan martılar ve gülümseyen insanlar varsa. Tek eleştirim işleticiler daha güleç yüzlü ve ilgili olmalı. Kentlerde böyle yerlere ihtiyaç var. Bu kentte gelişmeli kitaplı kahve kültürü.

Süslü şatafatlı kahvelerde ‘desinler’ ve ‘kibir” perdesi var. Bu tür yerlerde hoş sohbet, samimiyet, içtenlik rüzgârları eser.

İyi ki burayı keşfetti kızım ve eşim. Ara sıra buraya gelinir.

O geceden aklımda kalan parmağında akikli bir yüzük olan bir genç de vardı. Bir şeyler anlatmak istedi karşısındaki kıza ama anlatamadı; ikide bir parmağındaki yüzükle oynuyordu. Karşısındaki kız ise gence değil hep denize bakıyordu. İnancım odur ki bu sevda yürümez.

Benden bu kadar şimdilik. Bizimkisi avare insanın, ara sıra yazı karalamaları.

Evet bu yaz çok sıcak. Ama unutma gönlünüzde sevgi varsa, bu sıcaklar sizi yakmaz. Ilıman sevgiler bu küçük salaş ortamlarda da bulunur.

 

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —