SİZ BİZİM HER ŞEYİMİZ OLAMAZSINIZ
Evdeyiz... Sakin ve sessiz bir ortam... Çevrede dolaşan sadece düşünceler.
Evdeyiz... Öyle gerekli diyor kurallar. Alışkanlıklarımıza gem vuruyoruz bu aralar. Ama hâlâ bakıyorum yine sahilde üç beş kural çiğneyen insan. Çoğu da genç. Belki de korkusuz kahramanlar olarak görüyorlar kendilerini.
Evdeyiz, ama yalnız da değiliz. Kitaplarımız ve bir de bizi hiç terk etmeyecek düşüncelerimiz var. Sanki tüm dünyaya açılmış perdeler; bizler oyuncu, aynı oyunu oynuyoruz Çin'de, İngiltere'de, Amerika'da. Kısaca her kıtada. Konu içinde bulunduğumuz hayat. Maske, fiziki mesafe ve temizlik. Sonra aşılar... Bu aralar insan ilişkileri bayağı az. Herkesin mekânı yaşadığı çevre. Genel konu aynı. Korku ve kaybettiklerimiz. Konuşmalar, giyinişler genelde hep aynı. Yüzde maskeler. Arada çok az fark var. Ruh hallerimiz sanki bu günlerde birbirine benzer. Gerilimi sağlayan korona virüs. Yan hikayeler var oyunu süsleyen: Susuzluk, kurak, yağmur duası, aşı ve aşının markası, mavi vatan, batı ve batının tutumu. Son oyuncu yaşlı Biden. Ama ben bunlardan bahsetmeyeceğim sizlere bu hafta. Benim bahsedeceğim bir başka konu.
Evdeyiz. Malum, tek eğlencemiz televizyon. Çeşit çeşit kanallar. Her televizyonun kendine göre yayın anlayışı var. Ben genelde ya sanat ağırlıklı konuları izlerim, biraz spor (ki son günlerde izlemez oldum); azıcık da müzik kanalları, antika satıcıları, belgeseller. Bu sebeple ya TRT Spor’u açarım veya TRT 2’yi. Bu günlerde TRT Spor Meclis Televizyonu olmuş. Açtım bir kavga, gürültü ve patırtı. İtişler kakışlar, masalara vurmalar, laf atmalar. Sanki, iki taraf seyircisi olan futbol maçı.
İşte bu hafta benim değinmek istediğim bu konu. Bu sözlerde kim samimi, kim sahte; herkes rol çalma peşinde. Başta da demiştim zaten, bugünlerde tüm dünya ile birlikte bir oyun içindeyiz. Ama gördüklerime bakınca oyun içinde oyun görüyorum. Kimi sözler o kadar bulanık geliyor ki bana, sıkılıyorum. Yalın, duru ve gerçekçi dille konuşan olsun istiyorum ama arada sırada, bir iki çıkıyor; diğer sözlerden utanıyorum. Kürsüye geçtiler ya; konuşurlar elbet, kim tutacak onları. Ama bir de hitap ettikleri kitleleri düşünmeleri gerekli.
Herkesin kendine göre bir üslubu var ama bugünlerde evlerdeyiz. Evlerde çoluk var, çocuk var. Ya sorsalar o çocuklar, “dede ne yapıyor bu amcalar, neden bağırıyorlar, kavga ediyorlar” diye, nasıl cevap veririz?
Kullanılan sözde bir estetik olmalı ve manaya elbise gibi uymalı. Seçilen kelimeler de manayı karşılamalı. Önce izleyenler bu sözlerden bir şeyler almalı ve anlamak için de düşünmeye ihtiyaç duymamalı. İşte burada, işin püf noktası, sevgidir. Düşünmüyorlar, görmüyorlar, duymuyorlar. Zaten bugünlerde insanlar yaşamsal bir korku içinde; güzelliklere, teselliye, birliğe ve sevgiye ihtiyaç var. Sizlerin o kürsülerde anlattıklarınızın bizim gerçek hayatımızla hiç ilgisi yok. Bizler evlerde acabalar kokulu korku içerisindeyiz. İnsana hizmet sevgi ister. Ayırım yapmadan. İnsan sevgisi bir tutkudur. Bu da tatlı dille ve sanatla olur. Hiç düşündünüz mü söylediğiniz sözlerden kimlere ne verdiniz? Kızdılar mı, darıldılar mı, küstüler mi? Sadece kürsüde olanlar değil, oturdukları yerlerde söz söyleyenler de kendilerini bir tartmalı, sorgulamalı. Güzel cümleler kuranlara sözümüz yok. Söylenen sözün kabulü için söz sınırı aşmamalı ve söylenmesinde zarafet ve sanat olmalı. Böbürlenerek söylenen söz, inanın hoş karşılanmıyor. Sade ve gösterişten uzak; gerçekçi, mütevazi konuşmalar takdir topluyor. Ayrıca dinlemeyi bilmeyene de söz söylemek gerekmez. Sözde belagat önemlidir.
Evde bugünlerde kalanların tek derdi var: Sağlık. Acı, insanların dünyalarına girmiştir. Üç beş söz, belki de görüldüğünde sarılmalar biraz siyaset sosluysa, inanın büyük bir yalandır. Mesela bir şehit babasına gidin sarılın. Acısı geçti mi? Geçmedi. O anlık bir hafifleme. Sonra aynı acı katlanarak işler içine.
Ben evde kaldığım müddetçe ara sıra izledim Meclis Televizyonu’nu. Konuşan da laf atan da sahte cümleler kuruyor. Bu günlerde insanların kafası zaten karışık. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Artık “biz” olamadığımız ve birbirimizi sevemediğimiz müddetçe her değer param parça oluyor. Bugünlerde sanki, birkaç harf noksan yaşıyoruz. Kazanalım derken bu şekilde davranışlarla hepiniz kaybediyorsunuz. Vazgeçtim izlemiyorum ve bu yazıyı yazıyorum.
Siz bizlerin asla her şeyi değilsiniz. Bu tavırlarınızla bu zor günlerimizde güldürmeyin bizleri. Üzmeyin kendi kendinizi. Biliyorum kulislerde hepiniz kol kola giriyorsunuz. Sizlere de böyle rol biçilmiş. Yıllar boyu aynı oyun sahnede. İzleyici profili değişti. Siz farkında değil misiniz? Tatlı dil yılanı ne yapıyordu? Unuttunuz mu?
Bu tutum ve davranışlarınızla; siz bizim hiçbir şeyimiz olamazsınız. Bir söz var bizim dilimizde: “Edep ya hu...”