Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 29.09.2020 10:08

İŞTE BENİM ÖNERİM

Facebook Twitter Linked-in

 

İŞTE BENİM ÖNERİM

Bu günlerde eğitimde bocalıyoruz. (Zaten bocalamadığımız hiç yıl olmadı ki.) Ama biz bugüne bakalım. Salgın dönemi. (Bazıları halk anlamasın diye başka bir sözcük kullanıyor: Pandemi) Her şey karışık; çoğu birey çaresiz. Bilhassa da aileler. Korku var çünkü. Bir iş yapılıyor beğenen var, beğenmeyen var. Öneri sunan sunana eğitim adına. Televizyonda ahkam kesenler, eğitim dersi veren sunucular. Yorum yapan siyasetçiler. Herkes kendine göre kendince haklı. Doğruyu ölçen bir terazi yok ya. Salla, at, yaz, çiz, konuş... Kimi nalına, kimi mıhına vuruyor. Ama eğitim sadece eğitimcilere sorulmuyor. Öğretmen suskun. Kaç yumurtadan kaç kaygana çıkar soran yok. Otur otur, kalk kalk...

Çoğu kişi bu salgın döneminde zor olan eğitim işinden siyasi çıkar sağlama peşinde. Bu günlerde yazanlar ve çizenler, konuşanlar sanki eğitimi herkesten çok iyi biliyorlar. Karşımıza çıkarılanlar, eğitim adına konuşanlar ya özel okul sahipleri veya kurs öğretmenleri. O kadar çok şey biliyorlar ki tek bilmeyen bu işin mutfağından gelen öğretmenler. Bir de eğitim sendikaları var ki (aslında yoklar; “mış” gibi görünüyorlar) hepsi kendi çıkarına ve ideolojisine göre yol haritası çiziyorlar. Hepsi de olmadığı gibi görünmek ve söylemek başarının anahtarıdır sanıyorlar. Devletten üye aidatı alacaklar; kendi bütçelerini dolduracaklar. İnsan gibi çalışıp insanca yaşamak isteyen öğretmenin derdinden çoğu uzak dururlar.

Eğitimi bu yıl başlatalım mı başlatmayalım mı tartışmaları günlerce konuşuldu. Herkes topu orta sahada gezdirdi, topu sağa sola attı. Sonra, bazı öğrencilere yüz yüze eğitim, bazılarına uzaktan eğitim verelim denildi. Geçen hafta böyle bir eğitime başlanıldı. Sonra hemen eksiklikler gelmeye başladı. Bu kararı verenlere saldırılmaya başlanıldı. EBA çöktü-çökmedi, internet var-yok. Zengin, yoksul, dağ, bayır, mahalle, köy. Elinde yazı tahtası gezen öğretmen. (Dikkat edin Türkiye Cumhuriyeti yazmış. Ama Cumhuriyet yazısı tahtaya sığmayınca heceyi bölmüş bir sınıf öğretmeni. Burası da ayrı bir sorun. Gösteri mi, vefakâr mı? Bilemem. Keşke daha dikkat etse yazdığına.). Çeşit çeşit eleştiri basında, televizyon haberlerinde.  Ama saldırılar çözüm odaklı değil, yol göstererek değil, buradan kendilerine bir yarar çıkarma amaçlı oluyor nedense. Bilhassa da sosyal medyada, yazılı ve görsel basında hep eleştiriler kendi düşüncelerine ve bu kararı verenleri karalamaya yönelik. Pek de eğitime bir katkı sağlamıyor, bilhassa da velilere, öğrencilere zarar veriyor. Şunu da eklemeden geçmek olmaz. Elbette yanlışa yanlış demeliyiz, ancak çözümünü de ortaya koymalıyız.

Bazı tipler de var ki deveye kestirmeden deve diyemiyor. Eğitim adına eğitimi süslü püslü tanımlarla, gülerek kimse bir şey anlamasın diye anlatıyor. Onu konuşturan da karşısına geçerek kafa sallıyor. Bu da yüzme bilmeyenleri cankurtaran yaparak insanların geleceklerini boğdurmak oluyor.

  Şimdi ben açık açık söylüyorum. Bu salgın sürecinde ben olsam okulları Mart 2021 tarihine kadar açmazdım. Belirttiğim tarihte salgının durumuna bakar devam ediyorsa yıl sonuna kadar eğitim yapmazdım. 2020-2021 eğitim yılını yok sayardım. Eski tabirle sanki tüm çocuklar bir yıl sınıf tekrarı yapar gibi olurlardı. O zaman içinde oturur eğitimi bilen, bu işin mutfağından gelenler ile her ilde ilçede komisyonlar kurar çözüm önerileri beklerdim. Gelen önerileri Milli Eğitim Şurası’nda tartıştırır ve yeni çözüm yolları ortaya koyardım. Bu bir yıllık boşlukta çocukları spora, sanata, doğaya, yönetir ve salgından etkilenmeyecekleri etkinliklere teşvik ederdim. Neden böyle düşünüyorum?

  Eğitimin tanımları kişiden kişiye farklı yapılsa da genelde insanların davranışlarında belli amaçlara göre değişiklik yapılması şeklinde özetlenir. Yani bireyin davranış biçimlerinin değiştirme süreci diyebiliriz. Eğitim işinin sonunda kişiler yeni davranışlar edinirler. Bazı eğitim bilimcileri bu davranış biçimlerini toplumun isteklerine göre yapılmasını ister, bazıları da bu görüşe karşı çıkar. Bu işi yapacak kurum okuldur; görevli kişiler de öğretmenlerdir. Öğretmene programlarla neyi nasıl değiştireceği verilmiştir.

  Şimdi gelelim bugün yapılan sisteme. Uzaktan eğitim deniliyor. Bu bir eğitim değildir. Bu öğretimdir. Dikte ettirmek, kavratmak, ezberletmektir. Yani çocuğu sınavlara hazırlamaktır. Nitekim yetkililer her zaman sınav sözcüğünü ağızlarından düşürmemektedir. Ben şahsen bu sınav sözcüğünün arkasında başka şeyler düşünüyorum. Paralı özel öğretim, kurslar ve beyinsel ayrıştırmalar geliyor aklıma. Davranış değiştirmede bir yararı yoktur. Davranış değiştirme okulda öğretmen aracılığıyla yapılır. Uzaktan öğretimde öğretmen bir nevi robottur, sanaldır. Sınıf ruhu yoktur. Bu tür eğitim formal bir eğitim olmaz. Çocuk informal olarak gelişigüzel gelişecektir. Ama ortam, kentler, mahalle günümüzde eğitime uygun değildir. Bugün televizyonlar, sokak, belki de aile sorunludur. Halbuki istenilen eğitim sürecinde öğrenme, seçilmiş ve kontrollü bir ortam olan okulda öğretme yoluyla öğrenenin kendisi tarafından gerçekleşir. Yani öğrenen ve öğreten etkileşim halinde olmalıdır. Bu grup içinde olabileceği gibi bire bir de olabilir. Resim, müzik, spor gibi.

 Benim düşüncem uzaktan öğretim yolu yerine “Butik Okul Modeli” veya “Site Okul Modeli”dir. Bu iki modelin olması için Millî Eğitim Bakanlığı mevzuatında bazı değişiklikler yapılması gerekir. Kısaca birleştirilmiş sınıf kavramı ortadan kaldırılmalı. Her sınıfta (1, 2, 3, 4) bir sınıf öğretmeni olmalı. Öğrenci sayısı bir olsa dahi. Branş derslerinde de aynı şekilde hareket edilmeli. Böylece öğrenci ile iletişim daha çok olur; hatta atama bekleyen öğretmenlere de iş bulunur. Her mahalleye tek katlı küçük butik okullar yapılmalı. Bir nevi dağ evleri gibi. İçinde çocuğun ihtiyaçları için lavabolar, tuvalet, mutfak ve bir sınıf olmalı. Öğretmen hep o evde öğrenci ile beraber olmalı. Öğretmen odası olmamalı. Bu küçük kulübe sınıflar yan yana ayrı ayrı yapılmalı. Prefabrik ve ahşap olabilir veya yörenin mimari kültürüne göre estetik olmalı. Her kulübe sınıfın önünde bahçesi olmalı. Oyun ve uygulama bahçesi şeklinde. Çocuk o bahçede diğer sınıfın öğrenciler ile karışmadan arkadaşlarıyla oynamalı. Belki de ürünler yetiştirmeli, evcil hayvan beslemeli. Ben buna “Butik Okul” diyorum. Bir de “Site Okul”lar olmalı. Kentlerde büyük büyük siteler yapılmakta, müteahhitler buralardan para kazanmaktadır. Bu sitelere yüzme havuzu, mescit, basket sahası yapmaktadır. Büyüklüğüne göre bu siteler içinde site okulları yapılması zorunlu hale getirilmeli. O sitede oturan ailelerin çocukları bu okuldan yararlanmalı. Bunlar da küçük küçük olmalı. Hatta site yönetimi bu site okulunun ihtiyaçlarını karşılamalı. Elektrik, su ve öğretmen maaşları devlet tarafından ödenmeli. Bu site okullarında öğrenciler dönüşümlü eğitim görebilir, site havuzunu, oyun alanlarını kullanır ve güvende olurlar. Zaten o okula gidecekler o sitenin çocuklarıdır.

Konu uzun; çözüm var. Zamanı da salgın mikrop veriyor bize. Hatta bugün taşımadan dolayı kapalı köy ve mahalle okulları var. Bunlar mahalli imkanlarla da “butik okul” haline getirilir. Çünkü bu okul arazilerini ve binalarını karşılıksız bazı uyanıklar kullanıyor. Hatta bazılarını ahır bile yaptılar. Yıllarca doğa yağmalandı, tarih yağmalandı. Taşımadan dolayı bu güzel okullar bile yağmalandı. Devlet bunlara da bir çözüm üretmeli.

Eğitimde köklü çözüm ancak eğitimcilerin düşünceleri ile olur. Çünkü onlar sahadalar. Yenilik, değişim önce kafalarda olmalı. Yoksa her eleştiriyi çıkar amaçlı yaparsak veya hakaret sayarsak sonuca varamayız. Bugün bir derdimiz de “insan kirliliği” ki doğa kirliliğinin önüne geçti. Sınav odaklı veya uzaktan öğretim yöntemi ile iyi insan yetiştiremeyiz. İyi insan ile kötü insan aynı caddede yürütmek, onları aynı kefeye koymak büyük yanlışlık olur. Bugünkü hükümetimiz eğitimde çareler arıyor, yöntemler deniyor. Bazen doğru yapıyor bazen de yanlış. Biz de küçük bir taşradan zor yapılan bu çorbaya bir miktar tuz, un, şeker katalım istedik.

Sevgili öğrenciler, veliler eğitimciler ve sağlıkçılar için sorunsuz, sağlıklı güzel bir hafta dileğiyle.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —