Abbas YOLCU

Tarih: 01.09.2020 15:18

İZİNDEYİZ

Facebook Twitter Linked-in

 

İZİNDEYİZ

Anlatıldığına göre şairin biri şöyle demiş bir zamanlar:

“Atam doğru söylemişsin/Türk Milleti çalışkandır/Biz de senin tezindeyiz/Oturmaktan yorulduk da/ Onun için izindeyiz.”

Yani:

Orta doğuda tek tük de olsa sosyal mes’eleler üzerine düşünebilen, bir takım açmazlarla çıkmazlara, çıkar yol arayan ve kendilerine entelektüel denilebilecek şahıslara rastlanıyor.

Onlardan birinin, içinde yaşadığı topluluğun ruh haritasını çıkarmak hususunda ma’rifet sahibi olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla o entelektüel arkadaşın tezlerinde bir haklılık payı göze çarpıyor tezlere katılmak gerekiyor.

Ve meâlen diyor ki entelektüel arkadaş:

‘Müslümanlar, önceleri bir takım tezler ileri sürüyorlardı. İleri sürdükleri bu tezler arasında arz üzerinden zulmün kaldırılarak, ‘kehkeşanlara sürgün’ edilmesi ve yerine altın çağ ile asr-ı saadette yaşandığı var sayılan adaleti ikame etmek vardı.’

Onun için her bir dini bütünün üzerine düşen sorumluluğu ifâ eyleyerek malıyla, kanıyla ve dahi canıyla kutsal savaş diye addedilen cihâda katılması gerekiyordu.

İddia edildiğine göre dini bütünler, asr-ı saadeti sadece belli bir asır değil, asırlar boyunca yaşamışlar, âmâ sonra bir takım zâlimler hakka galebe çalarak dini bütünlerin mutlu yaşamlarını(!) mutsuz yaşamlara (!) döndürmüşlerdi.

Zâlimler, kendilerine göre bir zulüm düzeni kurmuşlar; dini bütünler de şair, mütefekkir, muharrir ve hattâ müverrihin ifâdesiyle ‘öz yurdunda garip, öz vatanında parya’ durumuna düşürülmüşlerdi. Bu durumun behemehâl düzeltilmesi gerekiyordu. Zalimlerin zulmüne son verilmeli, adil bir nizam içeren düzene yol açılmalıydı.

Entelektüel arkadaş, şöyle buyuruyor:

‘…Bütün toplumlara, İslam toplumlarına da Avrupalı Amerikalı bir kültür empoze ediliyor, dayatılıyor. Bütün bunlar olurken, bizler, müslümanlar olarak, islâmî temellere, önceliklere dayalı bütünlüklü/tutarlı bir referans çerçevesine sahip olmuş olsaydık, bunlar, farklı kültürler-tarzlarla karşılaşmak bir sorun teşkil etmeyecekti.

‘Bugün, sistematik bütünlüğe sahip olmayan, kuşatıcı olmayan, gerçek hayatta karşılığı olmayan islâmî bir dil kullanıyoruz. Hepimiz, iki arada bir derede kalmışlık duygusu içerisindeyiz. Yeni bir algılama biçimi oluşturamadığımız için, yavan tekdüzelikleri ısrarla sürdürüyoruz. Gerçek sorunlarla hesaplaşamadığımız için, sahte sorunlarla uğraşıyoruz…’

Kitap, bu konuya çok daha önceleri parmak basmıştı.

‘Avrupalı… Hangi Avrupalı? Bugün bütün dünya Avrupalı değil mi?’

Zira dini bütünlerin bugün getirildikleri ve yeni deyimi ile konuşlandırıldıkları dünya düzeninde sorgulayıcı bir düşünce biçimine sahip olabilmeleri mümkün görünmüyor.

Bazı kişiler ise ‘aslında dini bütünler, hiçbir devirde sorgulayıcı düşünce biçimine sahip olamamışlardı’ da diyorlar. Olabilseydiler, bugün sitem ettikleri, lânet ettikleri, kahrettikleri, buğz ettikleri kurulu düzenin gölgesinde oturmuş (filozofun beyânı üzere) ‘şeftali reçeli yiyemiyor’ olacaklardı.

Dünün mutsuzluk kaynağı diye vasfettikleri kurulu düzenin bütün müesseseleriyle sapasağlam ayakta durması ve dini bütünlerin bu kurulu düzen içinde ellerine geçirdikleri ciğerlere aç kedinin yoğunlaşması veya yeni gelinin bir takım şeylere dört elle sarılması gibi sahip çıkmaları, onların dün de bugün de iddia edegeldikleri kutsal ‘deaaavâ’ları konusunda samimî olmadıklarını gösteriyor.

Dini bütünler, kurulu düzenin hazlarına erişince adâlet, hak, hukuk, insaf, merhamet gibi içi boşaltılmış bir takım zarflar da tedavülden kaldırılmış oldu.

Ama Perşembe’nin geliş, Çarşamba’dan belliydi.

Yani bahsi geçen dini bütünler, zaten bugünkü gibiydiler.

Kurulu düzenin kendisini yok edecek ahfâd yetiştirmesi beklenemezdi elbet. Bu sebeple, mevcut strüktür içinde her türlü yabancı (!) ve zararlı (!) etkilerden uzak steril dini bütünlerin kurulu düzenin bekçilerinin kontrolünde neşv u nema bulmaları olağan hallerden sayılmalıydı. Diğer taraftan câhilleştirme sürecinin yoğun sisleri içinde bu durumun dini bütünlere htirilmemesi gerekiyordu. Ki htirilmedi de.

Artık bütün dünya gibi, dini bütünler de birer Avrupalı…

Onlar da Avrupalı gibi yaşıyor, kazanıyor, harcıyor veya harcamıyor.

Tek farkları var.

Avrupalı gibi düşünemiyorlar.

Daha doğrusu, onlar, orta doğulu... Yani düşünmeyi bilmiyorlar.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —