SEVMEK ÜZERİNE
Keşke o kadar kolay olsaydı sevmek. Ama değil. Bu sebeple belirir toplumsal bölünme, huzursuzluk, nefret. Temeline bakın, çıkış noktasına çıkış sebebi sevmeyi bilmemektir. Kötülüğün, yanlışlığın, çirkinliğin yeşerdiği toprak sevgisizdir. Sevgi, çiçeklerin açtığı, ırmağın çağladığı yerdir.
İnsanın yaradılışında sevgi vardır. Sevgi tüm kötülüklerin panzehiridir. İşini sevmeyen insan hem başarısız olur hem de mutsuz. Öğrencisini sevmeyen öğretmen nasıl düşünebiliriz ki? Ya okulu sevmeyen bir öğrenciden, beklenir mi başarı? Kitabı sevmeyen okur olur mu? Şiiri sevmeyene nasıl deriz şair? İşini sevmeyen yönetici ne kazandırır kurumuna?
“Sevgi ve sevmek” önemli ama galiba Yaradan eşit vermemiş her kuluna. Ya da sevmek kolay değil. Ama sevgi her yerde var. Az veya çok. Bizi bekliyor. Gören göz duyan gönül, taşıyan yürek gerek.
Bir de yaşadığı coğrafyayı sevenler ve sevmeyenler var. Sevenler “vatan veya yurt” diyor. Ayrıca yaşadığımız kente karşı duyduğumuz sevgi ve aşk. O anlatılmaz, sadece yaşanır. Bilhassa da yerel yöneticiler ve orada yaşayan insanlar. Kuruyan bir çiçek için “ah” diyorsa yerel yönetici, onun yüreğinde sevgi var. Yolda yürürken çöp atmıyorsa yere insan, onda “aşk” var, sevgi var. Ama yoksa hiçbiri o zaman ağzımızdan çıkacak kelime: Eyvah... Veya acınarak: Vah vah.
Gerçek sevgi üçe ayrılır.
“Eğer” türü sevgiler. Seni severim, eğer bana oy verirsen. Seni severim, eğer bana villa, araba, pırlanta alırsan. Seni severim, köyde durmaz, toprak işlemezsen. Seni severim, köyden çıkarsan.
“Çünkü” tipi sevgiler.
Seni seviyorum, çünkü paran var. Seni seviyorum villan, araban, yatın katın var. Seni seviyorum çok güzelsin. Seni seviyorum çünkü ünlüsün. Seni seviyorum, çünkü şöhretin var.
Eğer türü sevgi şarta bağlıdır. Çünkü tipi sevgiler sahip olduğu özelliklerden dolayı sevilir. Güzel olanlar, yakışıklı olanlar, zenginler, ünlüler, mevki makam sahipleri, sanatçılar, şarkıcılar sevilir. Sevildiklerini bilen bu tipler hep stresli olurlar. Sahip olduklarını kaybedince, kendilerini sevenler de kaybolur. Bilhassa siyasetçiler için bu hazin bir sondur. Çünkü sevilen o kişilik değildir, sevilen sahip oldukları ve sonradan kaybolacaklardır. Bu konuda etrafınıza bakın o kadar çok örnek görebilirsiniz. Hatta bunalıma düşen sevildiği zannedenler var.
Bir de “rağmen” türü sevgiler vardır.
Bir şartı yoktur. Ne “eğer” türü sevgiye, ne de “çünkü” türü sevgiye benzer. Parası, pulu, güzelliği olduğu için değil, olmadığı içindir bu sevgi. En çirkin insanı da seven olur, en yoksul insanı da seven bulunur. Bizde bu konuyu işleyen masallar ve hikayeler çoktur. “Batakhane Yosması” da “Çingene Güzeli” de “Selvi Boylum, Al Yazmalım” da sevilir. Hatta Yeşilçam’da bu tür olaylar hep konu olmuştur. Toplum gözünde çok değersiz olanlara değer verip onları da sevenler olur. Hani bir şarkıda vardı ya “önemli önemsizler, önemsiz önemliler.” Zengin kız, fakir oğlan. Kezban. Akasyalar Açarken gibi. Önemsize sevgi duyan gönüller de bulunur. Onların gördüğü değeri her yürek göremez. Hatta denir ki “yüreklerin en çok susadığı sevgi” budur. Paradan puldan daha önemlidir. Bu tür konuyu ele alan filmlere gidenlerin genelde filim sonunda gözleri yaşlanır. Kent sevgisi, vatan sevgisi bu tür sevgidir. Amasız ve lakinsiz sevilir.
Rağmen sevgi toplum için ve yaşadığımız çevre için de önemlidir. Mesele Giresun Dereli'de yaşayan bir insan o sel felaketi yaşadı diye Dereli'yi sevmiyorum diyemez. Yine de çamuruyla, yağmuruyla, yoksulluğuyla, dağıyla, taşıyla o toprağı sever.
Bugün yaşadığımız kentlerde çeşitli yanlışlıklar, hatalar yapılsa da yine tüm olumsuzluklara “rağmen” kentimizi severiz. Ama ben kendime ve kentime bakıyorum. Sevgi “rağmen” türünü yavaş yavaş yitirmekte. “Eğer”li, “çünkü”lü sevgiler kentimi kuşatmış. Hatta genel adı hatır,^çıkar ,rant olmuş. “Rağmen” türü sevgiyi yüreğinde taşıyanlara “enayi” deniliyor bu kentte. Rağmen türü sevgi kıtlığındandır, çarpık kentleşme, düzensizlik, yerlere atılan çöp, dere yataklarına yapılan binalar, talan edilen yaylalar, gece yarısı kornalar, davullar, zurnalar, maske takmama aymazlığı, sosyal mesafeye kuralını ihlal etmeler. “Rağmen” türü sevgilerin azalması kentlerin felaketi oluyor. Şöyle bir bakın denizden doğru kentlere, çıksın gözleriniz dağlara, tepelere, gördüğünüz manzaralarda çok azdır çıkarsız sevgi.
Aslında “sevgi” her yerde var. Bizi bekliyor. Etrafınızdaki çiçeğe, böceğe, karıncaya bakın. Denizde yüzen balığa, çiçeğe konan kelebeğe, dağda kaval çalan çobana, pazarda minzi satan yaşlı kadına, ölüm döşeğinde yatan hastaya, masum yüzlü çocuklara bir bakın mutlaka bir yanlarında gizlidir sevgi. Haberimiz yoksa sevgiden geleceğimiz karanlık demektir. Bir de dikkat edin bazı insanlara, (içte ve dışta) devamlı sevgisizlik pompalamaktadır beyinlere ve gönüllere. Kin ile nefret ile bölmek istemektedirler insanları. Alet etmek istemektedirler kirli emellerine. Uzak duralım “eğer” ve “çünkü” türü sevgiden.
Ama bakıyorum çevreme ve topluma sevgiler “çünkü” üzerine kurgulanmış. Korkuyorum. Böyle giderse zaman gelecek ne arkadaş ne dost ne de sevgili kalacak. Çünkü sevgi gittikçe “eğer”lere ve “çünkü”lere bürünmüş. Kentlerimiz bu sebeple erozyona uğruyor. Kent kültürü ve kent ruhu “rağmensiz” sevgiden geçer. Bu şehirde sen ve ben varsak bu şehir canlıdır. Yoksa parası olanın, çevresi olanın, adamı olanın at koşturduğu, yasa benim dediği şehirlerde huzur olmaz. Kötülükler de hayatın bir parçası olsa da sevgiyi çoğaltırsak, doğruyu büyütürsek karanlık ve kötülük sevginin ışığında boğulup gider. Artık “sevgi kentleri” kurmalıyız Sevgi bir ihtiyaç.
Hepinize sağlıklı, maskeli, fizik mesafeli, hijyenik güzel haftalar. Hep sevgiyle kalın. Ama türü “rağmen” olsun. Ben sizi bu yazıyı uzun bulup okumamanıza “rağmen” de seviyorum...