Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 11.08.2020 10:04

İNSAN OLMAK

Facebook Twitter Linked-in

 

İNSAN OLMAK

Dün gece telefonum çaldı. Pek de sevmem gece yarısı çalan telefonları. Baktım dost bir ses. Belli bir şeye canı sıkıldı. Genelde canı sıkılınca arar. Ama bu defa sesi canlıydı. Cıvıl cıvıl çıkıyordu. Anlamıştım yine bir şeyler kurgulanmıştı kafasında. Yeni bir hamle, yeni bir proje. Yenilikleri severdi. Telefonda konuştuk dakikalarca. Bir Çocuk gibi heyecanla düşüncelerinden bahsetti. İkimiz arasında geçen kelimeler gayet sıcak ve içtendi. Genelde bu kelimeler, arkadaş, dost ve sevgililer arasında geçer. Biz birer dosttuk. O benim dilimden anlar, ben de onun dilinden.

Genelde bu saatte arkadaşlar ve dostlar birbirini arar. Daha çok da dostlar... İnsan çaresiz kalınca, sıkıntıdaysa, başı dertteyse arar dostlarını. Bu dostumun maddi olarak desteğe ihtiyacı yok. O hep veren olmuş hayatında; mutlu etmekten mutlu oluyor. Anladım manevi desteğe ihtiyacı var. Bir fikir soruyor. Belki de onu anlayacak, düşüncelerini onaylayacak bir insana ihtiyaç duymuş bu saatte. Hani biz de zaman zaman “başımızı yaslayacak bir omuz"” ararız ya; işte onun adı dostluktur.

Bu saatte arayan insan ile zaman zaman oturur konuşuruz oradan buradan. Genelde hikayemizde mekân hep yaşadığımız çevredir. Toplumsal olaylar ve insan. Bilhassa da eğitim ve çocuk üzerine olur sohbetlerimiz. Arkadaşlığımız da eğitim konuşmaları ile başlamıştır. İkimizde anladık ki hep en güzeli, en harikayı ve en muhteşemi arıyormuşuz. Bilhassa da yaşadığımız kentlerde “insan olmak” üzerine kurgularımız. Düşüncelerimizi hep güzel gelecek üzerine. Sevgi üzerine.

Bazen düşünürüz hayatın anlamı nedir diye. Acı mı, neşe mi, mutlu etmek mi, sevgiyi çoğaltmak mı? Sonra ortak karar veririz; hayat sanıldığı kadar ne acıdır ne de acımasız. Sevgi ise her yerde vardır. Önemli olan “insan olmak”tır. Bu sebeple çevrenin ne dediğini umursamadan, bu kentte güzellikler yaratmaya, kalplere dokunmaya, eski değerleri ortaya çıkarmaya, bir çocuğu sevindirmeye, bilim yolunda ilerleyen her gence imkanlar ölçüsünde yardım etmeye karar verdik.

Her ne kadar yapma, söyleme, öne çıkma, arkadan çelme atmalar olsa da bu perdelemelerden kurtularak, bizim bu düşüncelerimize ortak olan dostlarımızla “insan olma” yolunda ırmaklar gibi coşmak istiyoruz. Bu sevgi, bu kentte üç dört insanın benliğini sarsın, kentsel sevgi çoğalsın düşüncesindeyiz. Günün birinde belki bizi de anlayan insanlar çıkar gelir diye bir umut var içimizde. Doğru bildiğin insanı bulma ve dostları da unutmadan kalan yaşam çizgimizi şekillendiriyoruz.

Konuyu galiba çok dağıttık. Gece gelen telefon ile yola çıkmıştık. İnsan, yaşı biraz ilerleyince sanki çocuklaşıyor. Belki de her insan, hayatı doğru görmek için çocuk gözüyle bakmalı etrafa. Değişik hayatları görmeli. Aman ha, etrafa bakarken çukurlara da düşmemeli insan. İnsan zaman zaman da kocaman olmalı, büyümeli; herkesi kucaklayabilmeli.

Bunları düşünürken telefondaki karşı ses “dondurmam kaymak” demez mi? Sonra da eskiden dondurma arabalarından bahsederek, “Bir gün çocuklara bu araba ile bedava dondurma dağıtsam ne dersin?” diye sormaz mı? Aman Allah'ım gece vakti düşünceye bak. Sahilde çocuklara dondurma arabası ile bedava dondurma dağıtmak. Çoğu insana anlamsız gelebilir bu düşünce. Ama insan olma biraz da çocuk olmaktır demedik mi az önce. Annesinin eteğinden çekiştirerek “dondurma istiyorum” diye tutturan çocuk görmediniz mi? Ne kadar tatlı bir istektir bu. Hele doldurmanın yanında bir de balon vermişseniz.

Bu mutluluk; bir gencin sabahtan kalktığında yatağının baş ucunda bir gül ile bir not bulması kadar güzel değil midir? İşte ben o an hemen “balon”u ekliyorum. Çocuklar için uçurtma gününden bahsediyorum. Ana sınıfı ve ana okul çocuklarına bedava dağıtılacak eğitici oyuncaklardan, dergilerden bahsediyorum.

Sonra futbol topundan konuşuyoruz. Yoksul köy çocuklarına top dağıtmak. Belki de ileride iyi bir futbolcu olacak çocuğun hayat hikayesinin küçücük bir kahramanı olmak. Hepimizin böyle kahramanları olmuştur.

Aklımıza Nihat Usta geliyor. Ölüm yıl dönümü. Marka bir isim. Üreten, sıcak gönüllü insan. Nihat Usta'ya rahmet diliyor, bir gün köydeki yoksul kadınlara o mekânda bedava köfte ikram edemezler mi diye düşünüyoruz? Hem de o saatte bir nevi çocukça duygulara ve düşüncelere dalıyoruz.

Karşımdaki dost kişi duruyor, konuşmuyor. Niye durdun diyorum? “Düşünüyorum” diyor ve “Yapacağız, yapmalıyız” diye de ekliyor. Kim bilir o saatte bu kentte bazı insanlar “yarın nasıl daha çok kazanırız” düşüncesindeyken, bizler ve o güzel dost çocuksu duygulardayız.

İnsan olmak zor zanaat. Tabii kolayına kaçanlar da var.

Telefondaki dostuma son sözüm “yaşam enerjini, insan sevgini, umutlarını asla kaybetme” oluyor.
Merak ettiniz değil mi, bu adam kim diye? İsmini yazmıyorum. Yakında sahilde çocuklara ücretsiz bir balon ve bir külah dondurma dağıtan bir adam görürseniz, işte o adam diyebilirsiniz. Şunu da bilin ki o koca yürekli adam her çelme ile de yere düşmez, bu insan olma sevdası da asla tükenmez.

Tüm dostlara iyi haftalar.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —