Abbas YOLCU

Tarih: 03.04.2019 11:38

İYİ AİLE ÇOCUĞU

Facebook Twitter Linked-in

İYİ AİLE ÇOCUĞU

Tepesindeki tüyleri döküldüğü için ayna gibi parlayan bir çıplak kafa. Metrûş bir surat, yumuşak, pamuk gibi yanaklar. Beyaz gömlek üstüne beyaz kravat. Gözlerinde çerçevesi siyah naylondan gözlük. Zengin aile çocuğuna benziyor, bu parlak oğlan.

Yandaş bir mevkûtede gündelik yazılar yazdığından kendisine gazeteci adı verildiği rivâyet olunuyor.

Yandaş bir mevkûtede yazı yazmak için yandaşlık yapmak zarureti bulunduğundan, ekmek yediği kapının sahibi efendisi ile efendisinin efendisine hulûs çakmak zorundadır. Aksi halde içinde yaşadığı toplulukta her hangi bir şekilde anüsüne tekme yapıştırıldığı zaman, gidip bağda bahçede marul yetiştirecek, inşaatlarda sıva, boya yapacak, pazarlarda domates, patates satacak cesâreti, kapasitesi, ma’rifeti yoktur.

Bu iyi aile çocuğu yazılarının birinde içinde yaşadığı topluluğun yetişmekte olan nesillerine verilmesi gereken ‘eğitim’ modeli ile ilgili çalışmalardan bahsetmiş.

Seneler önce yandaşı olduğu gürûha ev ödevi olarak ‘toplumu yeniden dizayn etmek’ vazifesi tevdi edilip, yetkili kılındıklarında ‘Evropa’dan kopyaladıkları metodları, ahalinin eğitim ve öğretimle ilgilenen maaşlı kullarına yerli ve ‘milli’ diye dikte etme yoluna gitmişlerdi.

Bu metodlardan birisi, kısa adı TKY olan toplam kalite yönetimi idi.

Büyük bir arzu, şevk ve dahi iştiyak içinde bu işe argo deyimi ile ‘taze gelinin hayalinde yaşattığı cisme sarıldığı gibi’ sarılmışlardı.

Ama bir problem vardı, ortada.

Toplam kalite yönetimi ile ilgili olarak anlatılanlardan akılda kalan, hafızaya yerleşen bir cümle dahi yoktu.

Buna rağmen, çağdaşlaştırılmanın dayanılmaz zevkini bir ‘haz şehrâyini’ gibi yaşayan az gelişmiş ve gelişmesi asla mümkün olmayan topluluğun fertlerine, anlamadıkları cümleleri ‘hikmetli söz’ler, diye yutturuyorlardı.

Halbuki entelektüel, bu anlaşılmazlıkla ilgili olarak ‘toplumsal afazi’ diye adlandırdığı vahim durumu, yine anlaşılması oldukça güç cümle ile anlatmaya çalışmıştı. Şöyle demişti entelektüel:

‘…Özel kortikal alanlarda kodlanmamış kelimelerin sirkülasyonunun artırılması…’

Yani, insanın karşısında konuşan kişinin ne dediğini anlaması için kullanılan kelimelerin her iki kişinin de zihninde önceden yerleşmiş olması ve her ikisinin de zihinde var olan kelimelere aynı anlamların yüklü olması gerekir. Aksi halde konuşanlar, birbirlerinin ne kasd ettiğini hiçbir zaman anlayamayacaklardır. Ve entelektüel buna ‘afazi-konuşamama hali’ demiş.

Yeni deyimi ile bu bağlamda(!):

Kursa alınan maaşlı kulların, anlamadıkları ama anlamış göründükleri bilgilerini diğer maaşlı kullara aktarmak için sayısı belirsiz kurslar açılmıştı.

Bu kurslardan birine katıldığı için kendisini ombudsman zanneden zavallı bir köylü çocuğu, öğrendiklerini maaşlı kullara aktarmak üzere vazifelendirildiği kursta başlangıç cümlesini mahallî ağzı ile şöyle kuruvermişti:

‘Argataşlar, bu degaye var ya, bu degaye… Bu cok önemli. Şimti, sizlerle burada bu teeerli bilkileri baylaşacağım.’  

Dolayısıyla ‘degaye’ nin başlamadan bittiği, apaçıktı.

Ancak yığınlar, bu tür programların, projelerin bir dikte olduğunu anlamıyorlardı. Anayabilseler de işin vehâmeti umurlarında değildi. Zira orta doğunun yerleşik halkları, günü birlik yaşamayı alışkanlık haline getirdikleri için on sene, yirmi sene, yüz sene sonrasını hiçbir şekilde hesaba katmazlardı.

Ve çok geçmeden olmazsa olmaz diye lanse edilen toplam kalite yönetiminin adı bile anılmaz oldu. Yerine başka projeler konuldu. Sayısı belli olmayan, nereden geldiği, nereye gideceği belli olmayan hedefsiz projeler…

Ve nihayet…

Seneler sonra ülkenin gelecek bin senesini garanti altına alacak bir proje, arana arana bulunmuş, hamdolsun:

‘Tasarım ve Beceri Atölyeleri’

Artık orta doğululardan bir kısmının gelecek nesillerine karada ve denizde ve havada her hangi bir zevâl yoktur. Bu proje sâyesinde nesiller,  uçan halılar yaparak,  euzu besmele ile üzerine oturacaklar ve uzayın derinliklerine uçarak ışıksız ortamlarda milli patates ile milli soğan yetiştirmenin biyolojik şartlarını inceleyecek, bulacak, yetiştirecek ve ürettikleri milli patateslerle milli soğanları aziz millete ucuza yedirmenin haklı gururunu yaşayacaklardır.

Tepesindeki tüyleri dökülmüş ve suratı metrûş iyi aile çocuğu,  böylece efendisinin efendisi sâyesinde kendisini zırhlarıyla birlikte doğan Pallas Athena zannediyor.

Zavallı Metrûş...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —