KIRK AMBAR
Abbas Yolcu
ayenihaber@hotmail.com
ŞEŞ YAHUT BEŞ
Apti, inlemelerine bütün hızıyla devam ediyor.
Son zamanlarda çok sevdiği yoldaşlarının hal ve gidişini okuyanlarına şu şekilde tasvir ediyor.
Nerede?
Kin ve nefret söylemleriyle ün salmış bir ortaçağ paçavrasında…
‘… Mücahidlikten müteahhitliğe savrulanlarımız da oldu, muvahhidlikten münafıklığa savrulanlarımız da. Kimi zenginken cömertti, fakirleşince sapıttı, kimi fakirken daha cömertti, zenginleşince savruldu.’
‘Başörtüsü forumunda istişare kurulu üyeliği yapan birileri bugün çok farklı vadilerde kâm alıyor dünyadan. Laiklik ve Kemalizm eleştirisinde önde koşanlardan bazıları bir baktık ki Yeşil Kemalist olmuşlar, liberalleştikten sonra Ilımlı İslamcılıktan Sekülarizm’e evrilmişler. Dinleri vicdan sorunu olmuş. Kimi Deist takılıyor, kimi Agnostik olmuş.’
‘Kimi tarihselci olmuş, kimi nev’i şahsına bir ulusalcı! Ehl-i Sünnet, Sufi, Selefi, Şii geçtik, şimdi Maturidi, Eş’ariyi tartışıyoruz. Yakında Akaidi de tartışırız.’
‘Türk İslamı, Fars İslamı, Arap İslamını konuşuyoruz, daha da ötesi, Protestan İslam, Ortodoks İslam, Katolik İslam icad oldu!’
‘Evet, ulaşamadıkları hazlara “murdar” deyip, o hazlara ulaşınca, dünyayı ve toplumu değiştirmek için çıktıkları yoldan değişip dönüp meşrulaştırırlar. Paranın, makamın ve fuhuşun dönüştürücü gücü onları da dönüştürmüş.’
Ama o kadar ağlayıp, sızlanmasına rağmen yandaşlarına, yoldaşlarına, içinde yaşadığı topluluğun gidişatına yön veren ulû’l-emre: ‘al atını, tımarını…’diyemiyor.
Şimdi Apti’ye bir takım soruların sorulması zamanıdır:
Ey Apti! Darb-ı meseldir. Derler ki ‘ananı ş’aaapan kadı, kimi kime şikâyet ediyorsun?’
Ey Apti! ‘Mâdem içinde bulunduğun yer, konuştuğun insanlar, sana feyz vermiyor, terke mâni olan ne?’
Ey Apti! Bir zamanlar içinde yaşadığın topluluğa zeker ve nisa tâifesinden akıllı elemanlar lâzım oldukta akıllı karılarla birlikte zeker tâifesinden akıllı kişi olarak atananlardan birisi de sen idin. Doğu Karadeniz ağzıyla söylemek gerekirse ‘haçan bu kadar akıllı idin, yoldaşlarının hemen tamamının birer şark kurnazı, birer korkak, birer hedonist, birer oportünist, birer mevâşî olduğunu anlayamadın mı?’
Gecekondu sâkinleri ile ayak takımı ile bedevîlikte ısrar edenler ile bir medeniyet kurulamayacağını, var olan bir medeniyete sâhip çıkmak bir tarafa o medeniyetin maddî ve mânevî birikimlerinin de azgın eşekler tarafından hunharca tüketileceğini anlamalıydı Apti.
Kitabın belirttiği üzere ‘kerpiçle Süleymaniye inşa edilemeyeceğini’ kavramalıydı Apti.
Daha önceleri ‘devirmeye azm u cezm u kasd’ eyledikleri devrimin gölgesinde yaşayıp gitmeyi kendi adına uyanıklık sayanların yanında yer aldığı sürece kalemini oynatmamalıydı Apti.
Bütün dünyada olduğu gibi orta doğuda da tezgâha din koyup satmanın en kârlı ticâret olduğunu görebilmeliydi Apti.
Ama galiba Apti, işi biliyor.
Ünlü aruz şairi, tavla oynarken taşlardan bazılarını iki kapının ortasına koyarmış. Ki attığı zarda gelen sayıya göre taşı ona uygun olan kapıda sayarmış.
Yani Apti, ünlü şairin yaptığı gibi sanki her ihtimale karşı her zaman yaptığı üzere ortada duruyor.
Zaten kitap da der ki:’Arabanın tekerlek izinden ayrılmayacaksın.’ Yoksa iyi saatler olsunlar tarafından ‘hamm’ yapılabilir kişi.
Apti, bu dünyada Maxmilian Robespierre ile Rosa Luxemburg adında iki kişinin bir müddet yaşadıktan sonra her fânî gibi göçüp gittiğini biliyor olsa gerektir.
Bu sebeple adımlarını temkinli atıyordur.
Zira Apti, bir orta doğuludur.