Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 12.09.2018 12:19

ÇOCUKLUK ZAMANLARI

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

ÇOCUKLUK ZAMANLARI

Hepimiz çocuk olduk. Büyüdük kemale erdik ama hâlâ bir yanımız gizli bir çocuk. Hepiniz bir düşünün hatırlayın o çocukluk yıllarınızı. Hep mutlulukla kucak kucağa uyurduk. Hayallerimiz vardı, oyuncaklarımız vardı ahşaptan veya çamurdan. Sokak aralarında kâğıttan top yapar, oynar ve gülerdik. Susar mahalle çeşmesine gider kana kana suyu içerdik bedavadan. Hayatın gülen yüzüydü çocukluk yılları.

Çiçekli bahçelerde, kırlarda dolaşır, sıçan uçurtmaları yapardık defterlerin sarı saman kâğıtlarından... Delice koşardık sokak aralarından. Çember çevirir, topaç yarıştırırdık. Bilyelerimiz olurdu camdan. Enerjimiz bir yangın gibiydi içimizde. Üç maç yapardık bir günde. Sarı ayvalar, siyah üzümler, incirler, narlar, erikler hep bizim bildiğimiz adreslerde olurdu. Çaktırmadan alırdık; inceden inceye planlar yapar, uygulardık üç beş kişi. Meyveler çalınmasın diye diken koyarlardı dibine bahçe sahipleri veya köpek bağlarlardı. Ama biz yine çocukluk aklımızla tüm engelleri aşar, hedefe varırdık sinsi gülüşle.

Hatırlar mısınız gök kuşağının altından geçme arzusunu veya ufku yakalama tutkusunu? İçimizde gizli düşsel bir güçtü bu düşünce... Onunla düşerdik yollara; ufku yakalamak, göklerin ötelerine geçmek isterdik o çocukluk aklımızla. En bilinmez yerleri görmek ister ve merak ederdik. Kâh Karaoğlan olurduk kâh Malkoçoğlu. Kızlar hep Pamuk Prenses olurdular ya da Külkedisi. Hiç birimiz masalını severdik de keloğlan olmak istemezdik.

Zaman gelir Orhan Günşiray, Ayhan Işık, Eşref Kolçak, Ekrem Bora, Fikret Hakan olurduk. Atardık karşımızdakine rol icabı bir kaç yumruk. Ya da kemikten tabanca yapar asardık belimize, ateş ederdik Ahmet Tarık Tekçe'ye, Danyal Topatan'a, Erol Taş'a “dıkıjın, dıkıjın”... Hiç özenmezdik Zeki Müren'e; sadece şarkılarını dinlerdik. Çoğumuz âşık olurdu Ajda Pekkan'a, Filiz Akın'a, Fatma Girik'e... Hep güzeli seçer çirkini seçmezdik.

Bir bir bilirdik mahallemizdeki çiçekleri. Hanımeli, sultan küpesi, yasemen, karanfil, menekşe, limon çiçeği, zambak, sümbül, papatya, lale... Toplar öğretmenimize götürür ve bizim çiçeğimizi almasına sevinirdik. Bizimle şenlenirdi bahçeler, bağlar ve kırlar.

Denizde yüzmeyi su kabağı veya şişme araba lastiği ile öğrenmiştik. Zaman gelirdi kapılırdık büyük dalgalara ayaklarımızda tahtalarla.

Tommiks, Teksas okumayı da çok severdik. Simit satar, sakız satar, şansınasına yapar para kazanır hafta sonu ya maça ya da sinemaya giderdik.

Bizim için kutsal bir sevgiydi çocukluk. Bir tutkuydu, gülümseme, mutluluk ve oyun.

Hâlâ üzerindeyiz şu kocamış dünyanın. Yüreğimizde şimdi farklı duygular. Bağlıyor bizi şimdi koyulmuş doğru veya yanlış yasalar. Sıkıştık kaldık taş binalar içerisinde. Yenik düştük zamana belki de medeniyete... Sevgi yok oldu, gülümsemiyor insanlar. Artık pek de verilmiyor bizim kutsal bildiğimiz selamlar. Üzüntüler içinde sıkıştı kaldı kentler. Çiçekler yerini aldı, gürültüler. Zincir vuruldu çocuklara, kapandı alanlar, bahçeler, bağlar. Acımasız olduğu insanlar. Sokakta boğazlanıyor insanlar, kızlar, kadınlar. Yavaş yavaş alışıyoruz yaşarken ölmeye. Alıştık artık yarın öleceğiz demeye... Yollar üzerinde oynamıyor çocuklar. Belki de eski tadında değil baharlar. Üst üste binmiş evler, bir birine benziyor caddeler.

Yağmur aynı yağmur, kar aynı kar, rüzgâr aynı, bulut aynı, yıldız, ay, güneş aynı. Çocuklar aynı... Değişen, farklı olan insanlar. Alanları, oyunları çalınan sadece çocuklar. Bilinmeyen gıdalar, kurgulanmış sanal oyunlar, viran olmuş bahçeler ve bağlar.

Ama yine de ölmüyor içimizde kalan küçücük çocuk.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —