KIRK AMBAR
Abbas Yolcu
ayenihaber@hotmail.com
“EŞEKLEŞTİRME”
Kırmızı kaşkollü bücür ihtiyar, yazdığı kalın kitaplarının birinde ”kapitalizm, en pis işlerini artık eski solculara gördürüyor” mealinde bir cümle kurmuştu.
Bu hal, eski solcular için hem vahim, hem trajik bir durumdu.
Kırmızı kaşkollü bücür ihtiyarın zikredilen cümleyi kurmasının üstünden bir hayli zaman geçtikten sonra, insanlar aynı pis işlerin eski dincilere gördürülmeye başlandığına şahit oldular.
O halde bundan şu manâ çıkıyordu:
Pis kapitalizm, kim neyi iddia ediyorsa, onu iddia eden kişiye yediriyordu.
Zira yetkili ve etkili bir şahsın “ Bu ülkeye komünizm gelecekse onu biz getiririz, size ne oluyor?” dediği rivâyet olunmaktadır.
Bir zamanlar emek, eşitlik, hak, özgürlük gibi kavramlar adına kendilerini öne çıkarıp, fedâkârlık yapan solcular, zaman içinde kapitalizmin dişlileri arasında dağılıp gittiler.Onların pek çoğu, arz üzerinden yok etmeye çalıştıkları varlıklı sınıfın kapısında kemik yalayıcı durumuna düştüler veya düşürüldüler.Aralarında hizaya getirilemeyenler olduysa da onların sayısı cüz’î miktarda kaldı ve yine onlar, pis kapitalizm tarafından yok sayılarak bir köşeye atıldılar ve unutturuldular.
Benzer durumla kendilerini milliyetçi sayanlar da karşılaştılar, kapitalizmin değirmeninde öğütülerek toz haline getirtildiler. Zira büyük sözler söylemekteydiler. Vatan gibi, millet gibi, bayrak gibi, şehadet gibi…
Ve sonunda sahiplendikleri değerlerin başkaları tarafından ele geçirilerek nasıl istismar konusu edildiğini sessizce seyre koyuldular.
Sıra büyük lâflar eden dincilere gelmişti. Söylemlerine bakılırsa onlar, arz üzerinden zulmü kaldıracaklar, “hak bir düzen” kuracaklar, herkeşleri(!) mutlu edeceklerdi.
Haliyle solcular gibi onların da karşı çıktığı pis kapitalizmin defteri dürülmeliydi. Onun için akılları sıra güçlü olmalıydılar. Ama dinciler, yaşadıkları topluluğa veya bütün yeryüzüne “adâlet “ getirilecekse onu da kapitalizmin getirebileceğini(!) fark edemeyecek kadar câhilleştirilmişlerdi.
Ve pis kapitalizm, dincilere “kenz” arzı ile yaklaştı. Dinciler, ufaktan ufaktan ”yüce tanrının yarattığı nimetleri kullarının üzerinde görmek istediğine” dair hadisle “dünyadan da nasibini unutma” nassına sığınarak gönüllerini avutmaya başladılar. Gönül avuntuları zaman içinde hırsa, tamaha, aç gözlülüğe dönüştü. Ve tıkınmaları arttıkça doymamaya başladılar.
Dincilerin de işi tamamdı. Böylece onların da defterleri dürülmüş oldu.
Yani Tevrat’ta da belirtildiği üzere “terazide tartıldılar ve noksan geldiler.”
Dolayısıyla kırmızı kaşkollü bücür ihtiyarın seneler önce yaptığı tesbitteki “eski solcular” ifâdesinin yerine “çağcıllaştırılmış, çağdaşlaştırılmış, rendelenerek her türlü şer düzenle ittifak kurabilecek kadar esnetilmiş dinciler” ifâdesi kullanılarak, “ vahşî kapitalizm, en pis işlerini artık dincilere gördürüyor” şekline dönüştürmekte bir yanlışlık olmasa gerektir.
Sosyologlardan birisi, bu konu ile ilgili olarak şöyle demiş:
“... Yabancılaşma, insanın kendisini belirleyen özünden uzaklaşmasında olduğu gibi, birbirlerine ayrılmaz bir şekilde bağlanmış olan iki şeyin ayrılmasının yol açtığı psikolojik veya sosyal uyumsuzluk durumudur. Yabancılaşma, bir varlığın, daha doğrusu insanın kendi doğal yapısından, benliğinden veya özünden uzaklaşmasını ifade eder. Bunu sözgelimi yabancılaşmayı, insanın doğasına uygun düşen cennetten atılması olarak ifade eden dini yabancılaşmada açıkça görebiliriz…”
Sonra bu sosyolog, yabancılaşma kavramının yerine başka bir kavram koymuş:
“Eşekleştirme.”
Dincilere pek yakışıyor.