Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 24.07.2018 17:09

KAYBOLAN YILLAR

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

KAYBOLAN YILLAR

Benim doğduğum şehir dört binlikti. Küçüktü. Gökyüzü mavi, suları çeşmelerden şırıl şırıl akardı, çam kokardı.

Sokaklar vardı eğri büğrü ve küçük. Evler vardı masalımsı, pembe, beyaz. Kapıları gıcırdayarak açılırdı. Anahtarı tabanca misali bele takılırdı. Üç caddesi vardı boyları çok kısa. İnsanlar bu caddelerde veya Yeni Cami avlusunda buluşurdu. Bir de parkı vardı, ortasında yüksekte ısınıp ısınıp çalışan bir radyo. Bir ajansında herkes toplanır kulak verirdi çıkan sese. Çaylar tavşankanı, kahveler sade. Ara sırada buz gibi limonata. Gazoz Çamlıca. Herkesin elinde içeceği, kulaklar üsteki radyoda, gözler Samsun Trabzon yolunda saatte bir geçer araba.
Hafta sonu iki olay yaşanırdı. Erkekler Trabzon'a maça, göğüsler yırtılırcasına “Sebatspor sen çok yaşa” diye bağırırlardı. Kadınlar Kurt Nazım'ın sinemasında tahta koltukta oturmuş, karşıda Ayhan Işık, Belgin Doruk filmi: Küçük Hanımın Şoförü. Gözler sulu, biletler karaborsa. Sinemanın önünde sıra sıra filim afişleri. Öztürk Serengil “Yeşe” veya “Abidik Gubidik Tivist”, Sadrı Alışık “Turist Ömer”. Eşref Kolçak, Orhan Günşiray, Türkan Şoray. O, ooo gelecek matine “Doktor Jivago”. Bu filme gidilir. Hayati Hamzağlu, Erol Taş, Danyal Topatan kötü adam, tükaka. Atatürk heykelinin önünde çocuklarda Tom Miks, Teksas, Zagor, Pekos Bill. Cadde üzerinde eski arabada Sağır Dondurmacı: “Gamak... Gamak... Dondurma...” Keskiyle ritim tutmakta.
Az ilerde fıstıkçı, Limonatacı Aşık Dayı. Salı günleri ağıt yakan destancılar. Bir iki İmpala taksi. Trabzon iki buçuk lira. En şıkları Ömer Amca...

Düğünlerde Mehmet Yavru, Selahhattin Mumcu, Hüseyin Adatepe, Ali Yaşar saz ekibi. O da itibarlıysa düğün sahibi.

Ölmeye görün Tellal Osman sesini, Tuzakçı Ali'yi, Enver Dayı, Deli Osman Aga. Ölmüşseniz yeriniz servilerin dibi. Arnavut kaldırımlarıyla uğraşır Yakup Usta. Su işinde motoruyla sucu Osman... Topraklı kıvrım kıvrım yollarda nal sesleri, bir melodi şıkır şıkır. Ellerde telden file, doktorun bayırında insanlar. Önlerinde hamallar.

Sıcak yaz günlerinde katmaya bağlanır kilolarca buzlar Buzcu Temel Baş'tan. Bahçelerde kıvırcık marul. Zenginseniz giysiler Şenerlerden, Arif Tonguç’tan, Fakirseniz Kurebi Ahmet'ten, Ayakkabıcı Temel'den. Lokanta Durak Lokantası, Osman Karacı, Anam babam, Atmaca.. Ramazan günlerinde çocukların neşesi Salari'da atılan top. “Helim Aga bum”. Trabzon attı sen de atsana bağırtısı. Voltaya çıkarlardı sahile, kaldırımda gençler. Kız beğenecekler ya uzaktan. Saçlar uzun, pantolon İspanyol paça. Akşamüzeri haydi Hamam Çimeni’nde veya ortaokulun içinde maça. Rekabet, Tütünspor, Sebatspor. Balkonda Kazım Kolot, Hüseyin Reis, Çolak İbrahim, Ayhan Kan sporcu seçmede. Topa çok sert vuruyor Yaşar Yılmaz, Rüzgârın oğlu Veysel, Çok iddialı Kaleci Fevzi. Kıvrak Arif Özcan. Bu yıl Sebatı kim çalıştıracak? Ömer Boğuşlu, Kara Necati, Zekeriya Bali. Daha bir çok isim say say bitmez. Tüm bunlara tanık çeşmeler, üç mahalle, sokakta güvercinler, denizde salınan ihtiyar mavnalar, büyük olayları görmüştür kıyıda uzanan tahta iskele.

Şehirler de bizim gibi ihtiyarlıyor mu ne? Bilmem görebiliyor musunuz şehirlerdeki ince çizgiyi? Şehirlerle, mekânlarla iç içeyiz ama görebildik mi mekânsız insanı, insansız bir mekânda insan şehriyle iç içe. Şimdi insan şehrine yabancı bence. Çünkü kentler de yaşar, büyür ve gelişir. Ama ruhu olmalı bir kentin. Biz galiba ruhunu kaybettik bu kentin. Baksanıza etrafınıza yıkıyor kirletiyor ve salıyoruz çöpleri ortaya. Yaylalar işgal ediliyor betonlaşıyor, çalınıyor bizden. Sonra haksızlar haklı oluyor, düşüyoruz haksız olanların peşine hiç düşünmeden. Sormazlar mı sizlere hani bu şehrin eski yapıları, aslanlı Meryem Ana binası? Kim çaldı mahallelerdeki çeşmeleri? Güllerin rengi değişti bilemem görebiliyor muyuz?

Şehirleri büyüten önce bütünlük ve estetik duygusudur.

Mekân korunmuyor, tarih yaşatılmıyor, insan duymuyorsa bir kentte, bir kentte bina büyümekle o kent gelişmez. Yeter ki o şehrin insanı doğruya doğru, eğriye eğri diyebilmeli ve kentlerin ruhunu, sanatını, estetiğini, kentselliğini önemsemeli. Yoksa kendi çıkarı için, doğayı yok edenlere alkış tutmak, hak vermek, kentlere ideolojik bakmak yetmez. Hak hukukla aranır, yerel yönetimleri basmayla olmaz. Yoksa şehirler ihtiyarlarken şehircilik anlayışı, hak arama da mı değişti?


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —