KIRK AMBAR
Abbas Yolcu
ayenihaber@hotmail.com
NAYLON TARİHÇİ
O, salaş tiyatrolarda rol alan üçüncü sınıf figüranlara veya tarım arazilerinde amele çalıştıran çavuşlara benziyor.
Bıyıklarının ucunu gökyüzüne doğru dikelten(!) bu esnaf kılıklı orta doğu fenomeni, yaşadığı ülkede tarihçi diye geçiniyor. Ancak onun tarihçi olarak geçinmesinde yaşadığı ülke açısından her hangi bir sakınca yoktur. Ola bilemez de zaten. Zira yaşadığı toplulukta “balığın tırmandığı kavaktan” bahis açarak etrafına nam salmış epeyce sayıda Ezop vardır.
Bu tarihçi taslağının diğer bir deyimle “naylon” tarihçinin, kayıtlarda tarih ilmine ait metodoloji ile tarihe ait bilgilerini hangi mekteplerde tahsil eylediğine dair bilgilere rastlamak mümkün olmamıştır.
Bilinen o ki coğrafya olarak o bir köylüdür. Ancak aklının ermediği mevzuatta ileri geri fikirler beyan etmesine bakılırsa kültürel köylülüğünü de üzerinden atamadığı, daha doğrusu atmak için gayret sarf etmediği, köylü kalış sebebinin ise “ekmek parası” te’mini yolunda ömür tüketmesi olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği kadarı ile o, uzak cedleri arasından hayalî kahramanlar vücuda getirerek, kendisinin yazdıklarını okuyan bilhassa yeni yetmelere hamasetle gaz vermeyi iyi becermiş ve dünyalık geçimini bu hamaset yüklü anlatımlar üzerinden gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeye devam etmektedir.
Diğer taraftan sahip çıktığı “şanlı mazi”yi kurcalarken, o “şanlı mâzîde olup biten bazı hadiseleri, sahiplendiği hamasetin zihninde meydana getirdiği zuhûlle çarpıtabilmek ma’rifetini de göstermektedir.
Meselâ o, kendisine fikren benzerlik gösteren diğer “tarih ninnicileri” gibi geçmişte işlenmiş olan bir takım cinâyetlere ma’zeret bulmak hususunda bütün ustalığını ortaya koyabilme cingözlüğü içindedir.
İçine ayak takımının da dâhil olduğu gürûhun dillerine doladığı “devletin bekası” gibi bayat bir tekerleme ile işlenen cinayetlere, inandıklarını söyledikleri dini ortak etmekte bir beis görmemektedirler.
Haliyle bıyıklarının ucu gökyüzüne dikilmiş naylon tarihçi, “şanlı mazi”lerinde meydana gelmiş olan “siyaseten katl” hâdisesi hakkında şunları söylemektedir:
“Sultan Süleyman, şeyhu’l-islâm Ebu’s-suud Efendi’ye de danışarak mahkeme kararı aldırdı ve oğlunun idamına karar verdi…”
Ancak amele çavuşu kılıklı masalcı, sözünü ettiği mahkemenin niceliğinden ve niteliğinden bahsetmemektedir.
O mahkeme nasıl bir mahkemedir? Başkanı ve üyeleri var mıdır? Varsa kimlerden müteşekkildir? O mahkemede sanık yerine konulan kişinin ifâdesine başvurulmuş mudur? Ve şayet sanığa ifâde yahut savunma hakkı verilmiş ise buna ait tutanaklar tutulmuş mudur, tutulmuşsa hangi arşivde saklanmaktadır?
Bir başka soru da şudur: İdam gibi insan için kazığa oturtmak hariç, en ağır ceza sayılabilecek bir hükmün bir insan için verilmesine dayanak olabilecek gerekçe nedir? Ve bu gerekçe hangi tarihî, sosyal, siyasî ekonomik, kültürel, dinî şartlara göre hazırlanıp, kanun maddesi olarak yürürlüğe konulmuştur?
Bir insanın savunma hakkı olmaksızın cezalandırılarak cezanın infaz edilmesinin adına literatürde vandalizm deniliyor ki vandalizmin insan hak ve hürriyetleri ve dahi hukukun üstünlüğü ile yakından uzaktan bir alâkası bulunmadığı çok eskilerden beri bilinen gerçeklikler arasındadır.
Ama vandalizmden, insan hak ve hürriyetleri ile insan haklarına saygı göstermek gibi “insanca, daha insanca” bir anlayış, naylon tarihçinin kendisi için, içinde yaşadığı topluluğun mevâşîsi için bir anlam, bir önem, bir değer ifâde etmemektedir.
Onun için az gelişmiş ve gelişmesi asla mümkün olmayan toplulukların bağrından aralıksız yeni yeni dallamalar peydahlanmaktadır. Peydahlanmaya devam edecektir. Allahu a’lem.