KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
ALADURBİYE (ALATURBİ)
Karadeniz Bölgesi’inde yöreden yöreye adetler, gelenek ve görenekler farklılık gösterir. Bazı inançlar vardır, kökeni çıkış nedeni ile çeşitli söylenceler yörelerde anlatılır.
Karadeniz kelimesi Türkiye’de anahtar bir kelimedir. Hatta Türkiye’nin çimentosu Karadeniz’dir desek hiç de yalan olmaz. Karadeniz halkı Türkiye’nin her bölgesinde bulunur. Gittiği yörede de Karadeniz kültürünü, geleneğini yaşatır. Yöre kültürüyle de çok çabuk kaynaşır. Belki de “bize her yer Trabzon” söylemi bu nedenle doğmuştur.
Karadeniz halkını gurbete iten topraksızlıktır. Çünkü Karadeniz halkı için toprak çok değerlidir ve kutsaldır, yurttur ve vatandır. Topraksızlık Karadeniz halkının belini bükmüş, gurbetin acısını sızısını yaşamış, zorluklarına karşı konulmuştur. Karadeniz insanın mücadeleci ruhu toprağın az oluşu ve engebeli oluşundandır. Toprağın önemini anlatan yöredeki en güzel sözlerden birisi “toprağım olsun da taştan olsun” sözüdür. Karadeniz insanı “pur” denilen kayaları sivri kazma ile parçalayarak toprağa dönüştürür. Kayalıklara set yapar, bayırlardan sırtında toprak taşır ve bahçe yapar.
Karadeniz insanı toprağa bağlı olduğu kadar geleneğine göreneğine de bağlıdır. Gittiği yabancı ellerde kendi yaşamını yansıtacak değerleri de götürür ve yaşatır. Mesele Avrupa’da bir evin bahçesinde mısır veya lahana görürseniz biraz yanaşın mutlaka kemençe sesini duyar, peştamalı görürüsünüz.
Ancak son yıllarda Karadeniz’de toprak miras yoluyla bölüne bölüne küçük parçalar haline gelmiştir. Son topraklara da büyük binalar dikilerek, o canım toprak denizlere, ırmaklara dökülmüştür. Toprağı kaybeden son Karadeniz halkı yavaş yavaş gelenek ve göreneklerinden de uzaklaşmaya başlamıştır. Mesela şu an herhangi bir gence sorsanız “alaturbi” nedir? Çoğu genç bu soruya cevap veremez. İşte bu hafta Temmuz ayının beşi yaklaştığından “alaturbiyi” bildiğimiz kadarıyla siz okuyucularımız tanıtmak istedik.
Alaturbi, kimileri aladurbiye de diyor. Karadeniz’de yaşayan bir gelenektir. Bu kültür göç sebebiyle Karadeniz halkının var olduğu yerlerde bir inanma şekli olarak da varlığını sürdürmüştür. Alaturbi kimilerine göre bir Çepni geleneğidir. Kimilerine göre ise bir Rum inanç sistemidir. Bu gelenek son yıllara kadar Trabzon Akçaabat, Beşikdüzü bölgelerinde varlığını sürdürmüştür. Bizim öğrendiğimize göre Maçka 2da 5 Temmuz günü büyük bir sel felaketi olur. Dere kenarında bulunan bir şapeli sel alır ve Maçka Deresi’nden Karadeniz’e sürer. Bu olay anında Şapelde bulunan ismi Alaturbiya olan papaz sel sularına kapılır ve kaybolur gider. Yöre halkı papazı aramak için sallarla denize açılırlar ve dere ağızlarında “alaturbiya” diye bağırarak aramaya devam ederler. Her dere ağzında bu arama devam eder. Ama bu alaturbiya bulunamaz. Bu nedenle her Temmuz 5’de bir yas günü ilan ederler. Geleneklerine göre o gün denize irilir, yedi veya üç dere ağzı kayıklarla geçilir. Yedi dalgadan su alınır, Küçük bebekler bu su ile kırklanır, hastalar bu su ile yıkanarak iyi olacağına inanılır.
Beşikdüzü yöresinde ise bilhassa Çepni Türkleri yaylaya çıkma günü olarak bu günü algılar bedenlerin ruhun temizlenmesi için denizde yıkanılır, hayvanlar deniz suyu ile temizlenir. Aynı zamanda kötü ruhlardan arındırıldığı inancı vardır.
Akçaabat yöresinde bu adet biraz Rum âdetine uygun şekilde icra edilir. Zaten o yıllarda Akçaabat’ta Rumlar, Ermeniler ve Türkler içe yaşıyordu. Beş Temmuz günü yüksek köylerden gelen halk Yaylacık önünde toplanır, piknik yapar, kayalıklardan geçilir, yedi dere ağzına gidilir. Salacık, Darıca’ya kadar. Yedi dalgadan su alınır çömleklere doldurulur. Köylere götürülür, yaşlılar, ağrıyan yerlerini bu su ile yıkarlar. Bu şekilde iyi olacaklarına inanılır. Denize gelenler denize girerler. Çocuklar kırklanır, çocuğu olmayan yeni gelinlerin başı üzerinde çömlek kırılır. Bu şekilde sihirden, büyüden, nazardan korunulur. Her dere ağzından geçilirken dilek tutulur. Alaturbi günü deniz bir çocuğu kurban aldığına inanılır. Bu nedenle çocukların denize girmesine müsaade edilmez. Yaylacık altında bulunan bir mezar şehit olarak kabul edilir. Burada dua edilir. Aslında bu mezar bir çocuğa aittir. Bu çocuk denizde boğulmuş ve günler sonra deniz kendisini dışarı atmış ve kayalıklara gömülmüştür. Ancak bu şehit olarak kabul eden köylüler buradaki kumbaraya para atarlar. Seyyar satıcılar ürün sattıklarından bu geleneği devam ettirirler. Mezarı dolaşan halk ağaçlara bez parçası bağlar, kayalıklardan damlayan suları kutsal kabul ederek bu su ile abdest alırlar, iki rekât namaz kılarlar. Ancak bu yöre dolgu ile dolduğundan şimdi sadece mezar aynı yerdedir ve şehir olarak anılır.
Karadeniz’de bu ve buna benzer gelenekler hala vardır. Alaturbi en çok Akçaabat’ta uzun süre yaşatılmıştır. Boğulan bir Rum çocuğunun kutsal ve şehit sayılması ve yapılan geleneklerin Rum inancıyla yakın düşmesi Alaturbi’nin bir Rum geleneği olduğunu gösterir. Yüksek dağlarda yaşayan Rum halkı ile Çepni Türklerinin iç içe olmaları Rumlardan Çepnilere geçtiğini gösterir. Çepni Türkleri de bu günü yaylaya çıkış günü, kirlerden, kötülüklerden arınma günü olarak görürler.
Beş Temmuz günü bakalım bu kültür izlerini yörenizde görecek misiniz?
Hepinize güzel bir hafta dilerim.