KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
GELDİ GİDİYOR, YAKINDA BAYRAM VAR
Ayların Sultanı Ramazan geldi, gidiyor. Bu güzel ay içinde çoğu insan hep yemeden içmeden bahsetti. Dostları bir araya getirecek olan Ramazan Bayramı geliyor. Bu bir ay boyunca kalbe sevgi dolmamışsa, sokaklarda güller ve çiçekler açmamışsa, yoksullar ve düşkünler gülmemişse, kibirler öldürülmemişse ne Ramazan hoşnuttur bu durumdan, ne de duyarlı düşünen insanlar.
Bu ayda alın toprağa değerken, ruha Allah aşkı daha anlamlı dolmalı. İyi yollarda yürümeli insanlar. Dostu düşmanı iyi sezmeli, gerçekleri görmeli. Ramazan’ın bir anlamı da insanı düşünmeye sevk etmektir. Tok açın, güçlü güçsüzün, genç yaşlının halinden anlamalıdır.
Bu Ramazan’da muhtelif yerlerde bulundum. Köyde, kentte, dolmuşta, parkta, camide sokakta, kahvede, kıyıda ve köşede. Eski Ramazan kültürünü ve havasını gördün mü diye sorarsanız; bulamadım. Peki, ne gördüm? Kahvelerde ve cami mekteplerinde bolca dedikodu, siyasi tartışmalar. Yollarda, dolmuşta bilhassa gençler tarafından anlamını bilmediğim sözler. Genç kızlar “kanka” diyor; ne anlama geliyorsa. Hitap şekilleri değişmiş. “Baba” diye bağıran mı dersiniz, güya mafya. Yoksa “hoca, muhterem, evlat, tertip, bacanak, reis, gözlük, tosun, hemşerim, çakal, lavuk, dingil, at hırsızı, yamyam, gadaşım, sığır, eşek, ayı...” diye hitap edenler mi? Kelimelere kendimizce bir anlam yüklüyor ve hitap ettiğimiz kişiyi o kelimenin dar anlamı içine sıkıştırıyoruz. Hiç de Ramazan’ın ruhuna yakışmayan söylem tarzları. “Manyaklar, salaklar “arka arka sıralanıyor. Sevgililer bir birine artık, “aşkitom, bebişim, minnoşum, canikom, kelebeğim” diyor. Ah kör olası diziler. Bunları bu Ramazan’da da insanımızın kafasına sokuyor. Belki de bilerek ve maksatlı. Kısaca bozulan Ramazan geleneklerimiz yanında toplumsal bozulmalar da karşımıza çıkıyor.
Ramazan günleri eskiden daha güzeldi. Belki yoksuldu insanlar. Bayramdan bayrama yeni elbise, ayakkabı alıp giyiyorlardı ama saygı ve sevgi vardı. Hürmet vardı, karşılıklı. Yakınlık ve yardımlaşma vardı toplumda. Kardeşçe bakıyorlardı insanlar birbirlerine. Hatta fitre paraları bile görünmesin diye kâğıtlara sarılarak gizli gizli veriliyordu yoksullara. Ama şimdi her şey açık, reklam kokulu. Hatta bu işleri organize eden örgütler bile kurulmuş. Sanki insanlar yapacakları yardımları kendileri yapamıyor ve çevresinde fakir fukara yok da ne amaca hizmet ettiği belli olmayan örgütler bu yardımlaşmayı organize ediyor ve para topluyorlar. Hesap yok, kitap yok. Nitekim 15 Temmuz darbe girişimi böyle bir yardımlaşma örgütünün ürünü değil mi? Yarın bir başka örgüt karşımıza çıkamaz mı? Bence Ramazan’da verilen fitre ve zekâtlar bizzat kişi tarafından yapılmalı. En yakın yoksul akrabasından başlayarak. İftar sofraları, israf edilen yemekler, aşırı ihtiyaç dışı tüketim ayrı bir sorun, belki bir dert.
Eski Ramazan günlerinde evlerde pişen yemek kokusu komşuya gitti diye komşuya da bir tabak o yemekten götürülürdü. Evlere büyükler için taşınan yiyecekler görünmesin ve sokakta insanlar imrenmesin diye siyah torbalara konularak götürülürdü. Ramazan iftar sofralarında üç şeyin olmasına dikkat edilirdi. Birisi çocuk, diğeri fakir ve yoksul bir insan, bir diğeri ise yeşillikti. Ama şimdi bakıyorum çoğu evde bu adet yok. Sadece iftar sofralarında çekilen resimlerin paylaşılması. Zenginlerin lüks otellerde verdikleri sözüm ona iftar yemeklerinin magazinsel olarak haber yaptırmaları. Hatta televizyon programlarında bile bu savurganlık ve lüks düşkünlüğü göze çarpıyor. Her şey tüketime yönelik, istismara yönelik yapılıyor. Kısaca ramazan günleri bile tüketim amaçlı istismar ediliyor. Reklamlara konu oluyor. Çoğu yapılan aldatmaya, daha çok tüketime yönelik oluyor.
Bu Ramazan’da dikkatimi çeken kentimizdeki dilenci bolluğu. Her cami önü dilenciden geçilmiyor. Sanki bir örgüt bu kadınları ve çocukları getirip buralara bırakıyor ve sonra toplayıp götürüyor. İftar saatlerinde büyük market önlerinde dilenen, kucağında çocuk, kadınlara rastlamak mümkün. Burada kolluk kuvvetlerine ve zabıtalara çok görev düşüyor. Bunlar kim? Gerçek ihtiyaçlı mı? Bayram sabahı bu manzara katlanarak devam edecek. Bunları buralara getiren mutlaka birileri var. Araştırmalı ve bu istismar çirkin manzaranın önüne geçilmelidir.
Bayram yakın, eski bayramlar gibi olmayacak bunu biliyorum. Ama yine de eski güzellikleri yakalamanın uğraşı içinde olmalıyız. Eski dayanışma kültürünü yaşatmalıyız. Bilhassa çocukları sevindirmeli, hastaları ziyaret etmeli, yaşlıların hal ve hatırlarını sormalı, mezarlıklar ziyaret edilmelidir. Bunlar güzel gelenekler, yaşatılmalı. Bazı olumsuz alışkanlıklar da yok değil bilhassa bayramlarda. Bayram namazından çıkan insanların silah atması. Bu yanlış bir tutum ve davranıştır. Çünkü her an bir kaza olabilir. Unutmayınız ki ilkel toplumlar sevinçlerini gürültüyle belirtirler. Bu yanlış alışkanlığı kaldırmalı ve Emniyet de gereken tedbirleri bayram öncesi almalıdır. Olumsuzluklar önlenmelidir.
Önümüz Bayram, bugün Ramazan, bilhassa bu kentin insanları bir siyaset için bir birinin kalbini kırmamalı. Ayrıca bilhassa gençlerin severek kullandıkları argo kelimelerden hiç değilse ailelerimizi korumalı, düzgün Türkçe ile konuşmaları öğütlenmeli. Bir milleti millet yapan, tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek millettir. Ama milletleri millet yapan en önemli unsur da dildir. Çünkü insan diliyle düşünür. Dilini kaybeden özgürlüğünü kaybetmiş demektir. Bir ramazan bir ramazan bayramı biz insanlar için ne kadar ulvi ve önemliyse, dilimiz de öyle önemlidir. Ramazanlara ve bayramlara yakışır dille birbirimize hitap etmeliyiz... Ramazan Bayramı’na “Şeker Bayramı” da diyorlar. Tatlı bayramlar.