Abbas YOLCU

Tarih: 29.05.2018 10:47

ABUZİTTİN'İN RUH KÖKÜ

Facebook Twitter Linked-in

KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

ABUZİTTİN'İN RUH KÖKÜ    

Şairin seneler önce bedbîn bir halde sorduğu sorunun karşılığı, seneler sonra Abuzittin'in yaşadığı coğrafyada toprağı delen taze bir filiz gibi gün yüzüne çıkmaktadır.

Şair, şöyle sormuştu: ”Karayel bir kıvılcım, simsiyah oldu ocak /  Gün doğmakta anneler ne zaman doğuracak?”

Pek yakında... Doğuyor, doğmak üzere, eli kulağında. Ahali, ahir zamanda şeksiz şüphesiz yeniden bir altın çağ yaşayacaktır.

Abuzittin'in bütün ümitlerini bağladığı efendisi, “çağları ve dağları delecek”tir ve bir nev’i  “asr-ı saadeti” yeniden inşa eyleyecektir. Yığınlara böyle bir muştuyu haber vermek, ruhlarda yoğunlaştırılmış bir sürûr meydana getirmektedir.

Ancak bahsi geçen bir çeşit asr-ı saadet sayılan altın çağın vücuda getirilmesine çalışılırken, ortaya bir takım engeller de çıkıyordur. O engellerden bir tanesi eğitimdir. Dolayısıyla eğitimin aksaklıklarının giderilmesi elzem bir hal almaktadır.

Abuzittin'in yoldaşları ve dindaşları ile birlikte yürümekte oldukları kutlu yol ve çıkmış bulundukları kutsal yolculukta eğitimin sıkıntılı kısımlarının aşılması gerektiğinden bahisle onun bir “kangrene dönüştüğünü” hikâye ederek şöyle demiş:

“…Varoluşsal bir sorun bu. Kendi medeniyet dinamiklerini yitirmiş, Batı’da bile çoktan terk edilmiş pozitivist, sığ, ezberci, mankurtlaştırıcı seküler eğitim sistemiyle bir yere gidilemeyeceği anlaşıldı artık.”

“Bir eğitim sistemi, o toplumun medeniyet dinamiklerini eksene almazsa, o toplumu yok edecek, çürütecek, zihnen sömürgeleştirecek dinamitleri döşer...”

“İki asırdır yaşadığımız, son yıllarda apaşikâr bir şekilde gün yüzüne çıkan felâket bu, eğitimde. Ne müfredat bizim medeniyet dinamiklerimize ve ruh köklerimize ait, ne de eğitim kadrosu bizim medeniyet dinamiklerimizi özümsemiş bir kadro.”

“Eğitimde devrim niteliğinde kararlar alamazsak, hiç bir alanda başarılı olamayız.”

“Önümüzü açacak, özgüveni yüksek, dünyayı iyi tanıyan öncü kuşaklar yetiştiremeyiz.

Bu hamâset dolu cümleleri okuyanların ve duyanların heyecanlanmaması ve râşeler geçirmemesi mümkün değildir.

Abuzittin, hiç kimsenin göremediğini görmüş, anlayamadığını anlamış, hissedemediğini hmiş bir çağcıl entelektüel olarak kendi aforizmalarını içinde yaşadığı kesimin ayaktakımına, mürekkep yalamamışına, yalamışına, bürokratına, siyasetçisine, ilim irfân erbâbına büyük bir iştiyakla ilâm etmektedir.

Bu hususta efendisine güveni sonsuzdur.

Ancak, Abuzittin’in görmek istemediği vahim bir durum vardır. Efendisi dâhil olmak üzere, kendisi ve kendisini entelektüel yerine koyanlar, şiş göbekliler, çenelerinde kıl biriktirenler, beyaz don giyenler, gözlük çerçeveleri çember şeklinde olanlar, kafalarını yeşil bohça ile bohçalayanlar, gözlerine sürme çeken sürmeliler, yeterince orgazm olamadığı için, ötede beride yiğitlik gösterilerine yeltenen taife-i nisvândan bazıları… tekmili birden orta doğuludurlar.

Abuzittin’in bahsini ettiği “medeniyet dinamikleri ve ruh kökleri” ile yetişmekte olan nesilleri tanıştırmak için, “özgüveni yüksek, dünyayı iyi tanıyan kuşaklar yetiştirmek” için her şeyden önce “müdahane etmeyen âlimân” gerekmektedir.

“Armut piş, ağzıma düş” kolaycılığı ile yani hem nalına hem mıhına vurarak, yani muvazaacı bir anlayışla, yani oportünist tavırlarla, “ruh köklerini” kurumaktan kurtaracak bir iksir, arz üzerinde henüz icad edilmemiştir.

Onun için Abuzittin boşa kürek çekiyor. Temennîlerinin içinde yaşadığı toplulukta hiçbir karşılığı bulunmuyor.

O da tıpkı Tantalos gibi “arzudan tutuşan parmaklarıyla meyvelere uzanıyor. Fakat kitabın bahsettiği üzere, Tantalos’un meyve zannettiği nesneler, “boyalı birer top”tan ibaret.

Ve yine kitap der ki:

“Samson'un gücü saçlarındaydı, esirlerin gücü yalanlarında. Tarih yalan söyler, şiir yalan.”

Ve Abuzittin’in kitaptan haberdar olduğu, “tarihin de şiirin de yalan söylediğini” bilmesi gerekiyor.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —