Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 01.05.2018 16:01

DÜŞÜNDÜKÇE

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

DÜŞÜNDÜKÇE

Yine bir seçim dönemi. Yine güzel sözler, yine güzel vaatler dönemi. Yine insanlar boy boy. Aday adayları sıralanacak. Seç seç al. Ağızlarından çıkacak sözcüklere bak. Hepsi nezaket kokulu ve letafetli.

Dön şöyle geçmişe bak. Kaç seçim gördük, kaç mevsim geçti? Sözler aynı, roller aynı. Hatta yöntem bana bir yerden geliyor tanıdık. Hani güzel de oluyor bu bahar. Bir tarafta çiçekler, bir tarafta çiçekler kadar süslü sözler. Hatta kirli kaldırımlarda, yol üstünde, duraklarda; durup öpüşmeler, gülücükler, kucaklaşmalar. Sanki daha henüz ötmeye başlamamış Ağustos böcekleriyle yarışta. Ya cır cır cır veya, vır vır vır... Gönlümü dinliyorum; bana dönüyor, sen zaten alışmışsın yıllar öncesinden bu seslere.

Hâlbuki sen bahçende dokuz ocak fasulye, iki soğan, bir pırasa, patlıcan, iki evlek patatesle tek başına yine yalnız kalacaksın. Belki iki kovan arınla dağ başındasın. Sen orada kavuşuyorsun huzura, onlara daha çok huzur veriyor Ankara...

İşte bunları düşünürsün saçın ağarırken. Köyünde oturur, bahçeni süzerken. Kentin sokaklarında yorgun dizlerin, evin merdivenlerine ağır ağır tırmanırken, kulaklarını çınlatacak gürültüyü medeniyet sayan sesler. Hâlbuki medeniye dediğin kirletmemek ve sessizlik. Doğruluk, dürüstlük, mimari ve estetik. Sen kitabını oku.. Geçsin önünden, kalabalıkları yararak yalancı şarkılar. Bol sözler ve değişsin yüzündeki ifadeler. Biraz içinden mırıldan, “sen beni kandıramazsın”; çok gördük bizler böyle beyaz vaatler. Yollar arkamızdan koştu, biz bir türlü menzile erişemedik. Yıllar yılı seyrettik, bu sokakta sönen yıldızları. Hâlbuki nasıl da gönül vermiştik o insanlara. Harmanda hiç de görülmüyor izler. Değişen, zamanla yüzler,  daha da cilalanmış parlak sözler. Düşün zaman içinde her seçim arifesinde o güzel sözleri. Senin de içinde vardı vurgun olduğun bir insan. Şimdi alevler içinde yanıyor gönlün. Korkma, kaderine bir şarkı söyle, ama usulca. Çocuklarının, torunlarının geleceği omuzlarına yüklenirken.

Ağır ağır bulutlar yükselirken, aday adayları geçecek önünden süslü ve püslü.  Irmak suskun, sürüler meliyor dağlarda. Otlar yanık, çoban yorgun. Tozu kalkıyor yolların. Açın gözlerinizi, başınızı kaldırın. Tıpkı dün gibi. Bu günün, bu anın, hiç olmaz ne doğrusu, ne de eğrisi. Gözler gözlere bakmıyor, bakamıyor.  Söylenecek söz varsa söyleyin.  Bir dilim ekmek için ne yalan söyleyin, ne de kıskanın zenginliklerini, ne de yanın fakirliğinize. Sadece bakın insanlara medeniyet üzerine, doğruluk üzerine. Yıllar öncesi gibi. Yine dönün kentinize. Ya gülün veya ağlayın halinize. Kazandıklarınıza kaybettiklerinize bir bakın. Yanıltıcı gün bakışlarına inanmayın. Sadece yalnız gezen yıldızları düşünün, özlediğinize türkü yakın söyleyin. Kıyıları, denizi, gelincik tarlalarını, kınalı elleri düşünün. Kurulan ve yıkılan yuvaları düşünün. Kahkahalara bakın nereden geliyor, göz yaşına bakın neden akıyor?

Hadi güncel bir konu vereyim elinize. Hem de kentimizin içinden. Kurtarayım sizi şu kara düşünceden. Mesela Beşiktaş maça çıkmayacakmış. Bütün spor dünyası bunu alkışlıyor. Ama hiç düşündünüz mü veya biliyor musunuz kendi şehrinizin takımı bu eylemi koymuştu yıllar öncesinden. Duymamışlara anlatalım veya hatırlatalım konuyu değiştirmeden.

Bu kent daha tutkundu eskiden bir birine. Çok da severdi sporu ve sanatı. Mesela yıllar önce bisiklet, voleybol, su topu, kürek takımları vardı bu kentte. Hüseyin İçöz, Mersin’den Akçaabat’a yüzerdi her sabah. Eyüp Mısıroğlu (Yeni Camii Müezzini ve Kadir Mısıroğlu’nun babası) iyi futbol oynardı Sebat Gençlik’te. Kambur Ahmet bir çuval kahveye transfer olmuştu Sebat Gençlik’ten İdmanocağı’na. Yaşar Mumcu Harmancık’ta yetişmiş, 8 bin liraya Sebat Gençlik’ten PTT’ye, oradan da 200 bin liraya Fenerbahçe’ye transfer olmuştu. “Ragastan” lakaplı Arif Özcan müthiş frikik atardı, Ömer Boğuşlu, Zekeriya Bali, Talat Soylu iyi futbol hocasıydı bu şehirde. Başkan Celal Kazancı futbolu çok severdi. Oğlu 1960 ihtilalinde Asteğmenken TRT’ye ihtilalcileri koymadı ve vuruldu. Şimdi mezarlık Camii yanında mezarı ama hiç kimse O’na şehitlik unvanı vermedi. Çoğu insan bilmez bu durumu. Trafik kazası denildi geçildi. Hâlbuki bu kent ilklerin yeriydi.

Yine konumuza dönelim. Galip Beşok,  Nihat Saraç, Eskici’nin Mustafa, Hasan Hafız’ın Salih, Hacı Tosun’un Asım, Ambal Ahmet, İbrahim Ayvaz ve daha nice rahmetli olmuş futbolculardan bahsedelim. Tabi asıl söylemek istediğimiz bu değil. Sebat Gençlik’in Başbakanlık Kupası’nı boykot etmesini söylemek istedik. Yani boykotu başlatan Beşiktaş değil, ilk tepki veren Sebat Gençlik. Sebep Türkiye Amatör Şampiyonu üç yıl üst üste olmalarını karşın 3.Lige alınmayışları.1968-69yılı. 19 Mayıs stadı. Başbakan Süleyman Demirel.  Maç oynanacak rakip Ankaragücü. Seremoniye çıkan Sebat Gençlik maça çıkmaz. Başbakan sebebini sorar. TFF Başkanı Orhan Şeref Apakaçıklar. Süleyman Demirel emir verir bir yıl sonra 3. Lig’e alınır ve başarılı olur bu ligde Sebat Gençlik. Bu maça takımı çıkarmadığı için kulüp başkanı Rahmetli Kazım Kolot üç yıl ceza alır. Rivayet odur ki, o zaman Sebat Gençlik’e maç teklifi yapan İran takımı “Zaidiye” nin teklifini TFF Sebat Gençlik kulübüne bildirir. Ama yönetim, “madem bizim gücümüzü Orhan Şeref Apak ve Ulvi Yenal biliyordu bizi 3.lige alırdı, gitsin kendileri oynasın” diyerek maça gitmemeleri üzerine ceza verilir. Ama asıl engel olanlar Trabzon’da o dönemde söz sahibi olan kulüplerdi. Onlar da vefat ettiler gitti. Arkalarından konuşmayalım şimdi.

Demek ki bizim kentimiz çok ilkleri başarmıştı. Sporda, siyasette, ekonomide… Hatta demokrasiye korumada ilk şehit bizdendi bizden. Bakmayın tarih o anı doğru yazmamakta. Ama son yıllarda bu yönde biraz ivme kaybetti kentimiz. Önümüzdeki günlerde siyaset ısınıyor. Bu sebeple hiçbir gönlü kırmadan, güzelce yapılmalı ve Akçaabat odaklı bir siyaset güdülmeli. Hiç değilse bizim kentimizde sakin, seviyeli ve sevgi dili kullanılmalı. Çok şey kaybettik bu tür çekişmelerden.

Her gönülde bir sevgi vardır. Çok çabuk geçer zaman. Biz birimizin gözüne ve yüzüne bakabilmeliyiz, yüzümüz kızarmadan. Beşiktaş’ın maç boykotunu alkışlarken, bizim bu tür eylemi elli yıl önce yaptığımızı unutmadan anlatmalıyız gençlere. Hepimizin kalbinde kentimiz ve insanımız olmalı. Çiçekler açmalı dilimizde, zeytin dalı devşirmeli ellerimiz, alınlarımızda papatyalar renk renk olmalı. Evet, seçim var; ama unutmayın mevsim bahar, önümüzde güzel olmalı yazlar. Son sözümüz olsun kapımızı çalanlara: “Bize kalsın Fatih Stadımız.” Toki bıraksın bize, hatırlarımızı bu stadı yıkmadan. Ağlamasın gözlerimiz, yıkılmasın anılarımız. Dilerim bu şehre bırakılsın küçük bir mutluluk. Çünkü dün, bugün değil. Derde deva varsa bu şehirde utanma, korkma ve dile getir iste. Tatlı dile büründür ve söyle. Sakın germeyin bu güzel kenti, gelmeyin, bu kent için tek bir hece söylemeden. İşte spor tarihi, işte denizi, işte güzel insanlar, bu güzelliklere şahit. Tek başına nasıl da direncini gösterip amacını elde etmişti Kazım Kolot. Hem de Süleyman Demirel’e duyurmuştu sesini. Kırmıştı Orhan Şeref Apak, Ulvi Yanal direncini. Korumuşsa hakkını Sebat Gençl,ik’in. Bunu da yazmalı ve bilmeli insanlar. Çok ilklere imza attı bu kentte insanlar. Bu kentin belleği olmalı, gençler bilmeli

Düşününce neler neler geliyor insan aklına. Yeter ki güzel düşünceleri olsun insanların kent adına. İlk maça çıkmama boykotu yapan Sebat Gençlik, İlk demokrasi Şehidi Celal Kazancıoğlu’nun (Demokrat Celal)  sevgili evladı, yatıyor serviler altında unvansız şehit...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —