Abbas YOLCU

Tarih: 11.04.2018 13:07

SEYYİD AHMED HAN VE ENTELEKTÜEL MODERNİZMİ

Facebook Twitter Linked-in

AYRICA

DR. SELMAN DEMİRCİ

ahengerselman@hotmail.com

 

SEYYİD AHMED HAN VE

ENTELEKTÜEL MODERNİZMİ

 

Başlığımız Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün Hoca’nın yüksek lisans tezinin konusu ve ilk kitabının ismi. Şaban Ali Hoca Ankara İlahiyat Fakültesinde Kelam Anabilim Dalı Başkanlığını yürütmektedir. Kitap Seyyid Ahmed Han’ın hangi vasatta fikirlerini oluşturduğunu, dönemin sosyal ve siyasal yapısını, Ahmed Han’ın hayatı ve eserlerini,  kelamî düşüncesini, siyasi görüşlerini, sosyal ve eğitimle ilgili görüşlerini ve kendisine yöneltilen bazı eleştirileri ele almaktadır.

Seyyid Ahmed Han 1817’de Delhi’de dünyaya gelmiş Hint alt kıtası Müslümanlarından tartışmaların odağı haline gelmiş bir şahsiyet. Şahsiyetini oluşturan en önemli hususiyetlerden biri hiç şüphesiz büyük tenkitlere de maruz kaldığı bir başlık olan İngiliz taraftarlığı ve muhibbanlığıdır. Bunun en mühim işaretlerinden biri 1886’da İngilizler tarafından İngiliz karşıtı olan Milli Kongre’ye yönelik eleştirilerinin bir karşılığı olarak kendisine verilen “Sir” ünvanıdır. Seyyid Ahmed’in İngilizlerle iyi geçinmesinin ve barışçı politikaları teşvik edişinin altında Müslümanların yetersiz gücüyle İngilizlere kafa tutmasının Müslümanlar aleyhine olumsuz sonuçlar doğuracağı kanaatidir. Ancak Cemalettin Afgani başta olmak üzere Ebul Kelam Azad gibi birçok kişi tarafından bu tavrı şiddetle eleştirilmiştir.

Seyyid Ahmed Han’ın eleştiri konusu edilen ve en mümeyyiz vasfı olarak öne çıkan modernist yorumlarıdır. Bu yorumlar batının pozitivist, modernist, rasyonalist düşünce dünyasına uymayan İslami bazı ahkâm ve efkârın bazı yöntemlerle yumuşatılması ilkesine dayanmaktaydı. Günümüzde ilk defa keşfedilmiş orijinal açıklamalar gibi öne sürülen bu modernist yorumları ilk defa ortaya atanlardan biridir Seyyid Ahmed Han. Onun Hindistan’daki yenilikçi hareketlerin yolunu açan Şah Veliyullah Dehleviden de etkilendiği rahatlıkla söylenebilir. Ancak ıslahçı- modernist ayrımı yaparken Seyyit Ahmed’i mutlaka modernist reformcu çizgiye koymak icap edecektir. Bazı düşüncelerini kısaca sıralamaya çalışalım.

Natural Teoloji/Tabii kelam ilkesini savunarak tabiat kanunlarını tersine çevirerek Kur’an’da bahsi geçen tüm mucizeleri rasyonel yorumlarla reddeder. Bu konuda şunları söyler:” Ben mucizeler akla ters geldiğinden değil, tersine Kur’an tabiat kanunlarını bozacak herhangi bir hadisenin meydana gelmeyeceğini söylediği için inkar ediyorum. Mucizelere inanmak tevhidi kökten inkârdır, zira mucize sıfatlar hususunda Allah’a ortaklık atfetmektir.” Hz. İsa’nın babasız doğumunu bile reddederek onun Yusuf’un tohumuyla dünyaya geldiğini iddia eder.            

Taklidin Müslümanları geri bıraktığı konusunda Afgani ile görüşleri birleşir. O dönemde Türkiye’nin geri kalmışlığını artık hiçbir geçerliliği kalmamış kanunları uygulamasına bağlar. Dinin bütün dünyevi işleri kapsadığı görüşünün ve her konuda ulemadan fetva beklemenin bir sapma olduğunu ifade eder. Diğer yandan fakihlerin görüşlerinin İslam ile özdeşleştirilmesini şiddetle tenkit eder. İbni Teymiye gibi S. Ahmed Han da icmanın İslam fıkhının kaynağı olduğunu reddeder.  Kıyası da aynı şekilde reddederek Şah Veliullah Dehlevi’nin içtihat görüşüne iştirak eder. Her Müslüman’ın potansiyel olarak içtihatta bulunma yeti ve yetkisinin olduğunu savunur.

Dini meselelerde sünnete uymaya mecbur olduğumuzu ancak dünyevi meselelerde kendi tercih hakkımızı kullanabileceğimizi ifade eder. Neshi, İslam öncesi şeriatlerin neshi olarak ele alıp Kur’an’da neshin bulunduğunu kabul etmenin, Kur’an’ı şairlerin not defteri derekesine düşüreceğini söyler. Cinlerin dağlarda ve çöllerde medeni dünyadan uzak vahşi yaratıklar olduğunu, Cebrail’in aslında peygamberi melekenin sembolik ifadesi olduğunu, Kur’an’ın ruhuna uygun olan ve aklın süzgecinden geçirilen hadislerin makbul olduğunu, dinin kaynağının akıl olduğunu, duanın tesirinin olmadığını sadece psikolojik bir rahatlama sağladığını söyler. Sadece fakir insanlardan alınan faizin haram olduğu, el kesme cezasının hapishane imkânı olmadığı durumlarda kullanılabilecek bir ceza olduğu gibi görüşleri de mevcuttur.     

Seyyid Ahmed’in görüşleri incelendiğinde günümüzde tartışılan birçok meselenin yaklaşık 150 yıl önce kendisi tarafından ele alındığı görülür. Günümüz ekollerini anlamlandırmak için bu kitap yeni bir perspektif sunmaktadır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —