KIRK AMBAR
Abbas Yolcu
ayenihaber@hotmail.com
GÜNCELLENMİŞ CUMHURİYET ÇOCUĞU
Çizgili lâcivert takım elbisesi, beyaz gömleği, bordo kravatı ve yaka cebi mendili, suratındaki birkaç günlük sakalı ile o, güncellenmiş muhafazakâr bir cumhuriyet çocuğu imajı uyandırıyor.
Devr-i dilâra-yı cumhuriyetin edim ve eylemlerine evvelce karşı durup, aynı cumhuriyet çatısı altında cumhuriyetin sunduğu nimetlerin başkalarının elinden alınarak kendilerine takdim edilmesinden sonra, muhafazakâr ve beraberinde dindarlık pozlarına bürünen cumhuriyet çocukları, kitabın deyişi ile daha da fazla “Alkibiyades’in oğlanlarından biri” ne benziyorlar.
Evet…
“Alkibiyades’in oğlanlarından biri”ne epeyce benzeyen bu güncellenmiş cumhuriyet çocuğu, mevkûtenin birinde (galiba) ücret karşılığı yazdığı yazılarının birinde içinde yaşadığı topluluğun hal ve gidişinden duyduğu rahatsızlığını beyan ediyor.
Ve iki hususta ahaliye şikâyette bulunarak şöyle diyor:
“…Tüm kanallar birbirinden kötü, sevgisiz, merhametsiz ve ahlaksız insanların hikâyelerini anlatmak için adeta birbiriyle yarışıyor. Öyle bir hale getiriliyorlar ki, iyiliği değil kötülüğü savunuyor, destekliyorlar.”
“Kalpler ve zihinler bomboş bırakıldığı için toplum sersemce ürünlerin müptelası haline getirildi maalesef.”
Yani, televizyon kanallarında anlatılan hikâyeleri yazıp, çizenlerle, gösterimde bulunanlar, suratı kirli sakalla bezenmiş cumhuriyet oğlanına göre sanki uzak diyarlardan gelen vahşîlerdir.
Ayrıca diyor ki:
“…Dini kitaplar bir yana, siz Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını, Diriliş’ini; Mevlana’nın Mesnevi’sini; Sadi’nin Gülistan’ını; Ferîdüddîn Attâr'ın Mantıku't-Tayr'ını; Harîrî'nin Makamat'ını; Victor Hugo’nun Sefiller’ini, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını okuyup bu eserlerdeki yüksek ahlaki ve fikri bütünlüğü anlamış bir topluma bu “rezillikleri” izletebilir misiniz?”
“Mümkün mü?”
“Demek ki eğitim sisteminin yapısı, öncelikleri ve hedefi kaçınılmaz olarak değişmeli…Bizim okullarımız bu ahlaki ödevleri dikkate almıyorlar da daha önemli şeylerle mi meşgul oluyorlar acaba?”
O, mevcut halden şikâyette bulunurken, bir takım isim ve eser adları da vererek üst düzey bir entelektüel olduğunu okuyanların dikkatlerinden kaçırmaması gerektiğini imâ ediyor.
Fakat o, sitemlerde bulunduğu yazısından “öğretim”le eğitim arasındaki farkı bilmediği anlaşılıyor. Bu hususta şöyle avaz ediyor:
“... Eğitim seviyesi arttıkça, ekranlarda, matbuatta ve sokaklarda kötülük artıyorsa köklü bir şekilde değişme zamanı çoktan geçmiş bir eğitim sisteminden bahsediyoruz demektir.
“Unutmayalım! Bugünkü zorunlu eğitim sistemi, felsefi köken olarak Roma ve Yunan’a değil, piramitler inşa eden Mısır’a aittir. Mısır’a, yani köleliğe; yani ahlaksızlığa…”
Bu cumhuriyet çocuğu ile onun anlayışında olanlar, içinde yaşadıkları toplulukta hazlardan ve nimetlerden daima uzak tutulmuşlardı. Dedeleri ile babalarının köşe başlarını tutabilmek gibi bir imkânları da bulunmuyordu. Akabinde bedeli daha sonra ödenmek üzere, önlerine daha önceleri işleri koyup kotaranların faydalandığı hazlar ve nimetler konulunca, cumhuriyet çocukları bu hazların ve nimetlerin tamamının kendilerine ait olduğunu zannetmeye başladılar.
Zira cumhuriyet çocuğu ile yoldaşları, şikâyetçi oldukları eğitim çerçevesinde asla anlayamayacakları “absurde” bir hayatın içine salıverilmişlerdir.
O ve benzerlerine tahsil gördükleri mekteplerde “ Phyrus’un zaferi” anlatılmamıştır.
Rivâyetlere göre:
“... MÖ 280 ve MÖ 279 yıllarında Grek kolonisi Tarentum Kralı Antik Roma'ya saldırır ve ne pahasına olursa olsun savaşı kazanmak için her şeyini feda eder. Sonunda Pirus, savaşı kazanır; ancak elli filin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır, ama yanında koskoca ordudan arta kalan üç-beş sefilden fazlası kalmamıştır. Pirus’un bu zaferin ardından “Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme” dediği söylenir. Pirus Zaferi aslında yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için kullanılır. Bu olaya atfen, benzer şekilde kazanılan savaşlara Pirus zaferi denir.”