Abbas YOLCU

Tarih: 04.01.2018 13:09

“MEYHÂNE-İ İKBÂL”

Facebook Twitter Linked-in

KIRK AMBAR

Abbas Yolcu

ayenihaber@hotmail.com

 

“MEYHÂNE-İ İKBÂL”

Şair, “merd-i kıptînin şecaatini beyân ederken sirkatini söylediğine” vurgu yapmıştı.

Ma’lûmdur ki merd kelimesi, eskilerin deyimi ile Fârisî bir kelime olup, Türkçesi “adam veya er kişi yahut erkek şahıs”tır.

Burada zikri geçen erkek şahıs çingenedir ve o, kendisinin nasıl bir yiğit olduğundan sitâyişle bahsederken aslında yaptığı hırsızlığı ifşâ etmektedir. (Ancak bundan her çingenenin hırsız olduğu mânâsı çıkmadığı da bilinmektedir.)

Şair, bu beyti ile topluluklarda her zaman var olan bir aksaklığı genelleştirmiş olsa gerektir. O aksaklık, bazı haddini ve kendini bilmezlerin meydan yerine çıkarak doğruluktan, adâletten, haktan, hizmetten dem vurmasıdır, ama kendi karaktersizliğini, kişiliksizliğini, bayağılığını hamâset dolu nutuklarının arkasına gizlemeye çalışmasıdır.

Ortadoğu’da yaşayan bütün topluluklarda böyle canlılar yoğunluklu olarak vardır. Ve topluluk içinde cazgırlık yapanlar da onlardır.

Geçmiş zamanlarda yaşayan bir şahıs, düşüncesini paylaşmadığı bir başka kişi için “dest-i hak, ol sûretten hayâyı tırnak ile yolmuştur” diyesi imiş. Şahsın söylediği gibi, o bayağı canlıların sûretlerinde, yeni ifâdesiyle suratlarında edebin en sönük parıltısına rastlamak mümkün değildir.

Bu minvalde ortadoğulu olup, içinde yaşadığı toplulukta cazgırlığına ardı arkası kesilmeden devam eden, hem kel hem fodul cinsinden er kişi değil ama bir dişil şahıs bulunuyor.

O dişil, dişil oluşuna aldırmaksızın, kendi görüş alanı içinde bulunmayanları şiddetle eleştirmeye devam ediyor, ancak eleştirilerini hakaret boyutlarına vardırıyor. O dişil kişi, yeşilbaşlı gövel ördektir ve güce tapanların mevkûtesinde aynı güçlerden cesâret alarak kinini kusmaktadır.

Halkın zaman zaman nisa taifesi ve sıklıkla hayvanlar için kullandığı bir kelime vardır: Dişi manâsına gelen “kancık.”

Şimdi,

Yeşilbaşlı gövel ördeğin kullandığı ağızla kendisine hanımefendi yerine “kancık” şeklinde hitâp edilse o, her hal ve gidişte bu ifâdeden rahatsızlık duyacaktır.

Veya kendisi için “niçin böyle ateşli yazılar yazıyor?” sorusuna bir başkası, “ateşini, zevcinin söndürmeye kifayetsiz kalması dolayısıyla…”şeklinde karşılık vermesi, herhalde zoruna gidecektir.

Bir başka şair ise şöyle demiştir: “... Çok da mağrur olmak kim meyhâne-i ikbâlde / Biz hezâran mest-i mağrurun humârın görmüşüz. / Top-ı âh-ı inkisara pâydâr olmaz yine / Kişver-i câhın nice sengin hisârın görmüşüz / Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest / Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz. / Bir hâdeng-i can-güdâz-ı âhtır sermâyesi / Biz bu meydanın nice çâbük-süvârın görmüşüz...”

Yani şair şunları söylemiştir: ”Çok da gururlanma ki, bu talih meyhanesinde biz, / Gururdan sarhoş olan binlercesinin uyuşuk halini görmüşüz. / (Ve) yine gücenmişlik ahının topuna dayanamayan, / Yüksek mevki ülkesinin taştan kalesini görmüşüz. / Bir beddua ile bin talih evini yıkıp giden / Dertlilerin sel gibi akıttıkları gözyaşlarını görmüşüz. / Biz, yere yıkılması bir can alıcı ah okuna bağlı, / Bu meydanın nice usta binicilerini görmüşüz.”

Ancak bir Ortadoğulu için, yeşilbaşlı gövel ördek için, libidonal ve histerik dişiler için şairin anlatmaya çalıştığı hususlar kayda değer hususlar değildir.

Zira onlar” tâlih meyhânesinde” emeklerinin bedeli olmayan gücü ellerine geçirdikleri için o gücün sarhoşluğunu yaşıyorlar. Ve “kazandıklarının kendilerini ebedî kılacağını hesap ediyorlar.”

Yani nisa taifesinin aşırılığa kaçıp da kendisine kancık dedirtmesi, hiç de yakışık almıyor.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —