Abbas YOLCU

Tarih: 20.12.2017 14:02

BİR DELİNİN MANİFESTOSU

Facebook Twitter Linked-in

AYRICA

DR. SELMAN DEMİRCİ

ahengerselman@hotmail.com

 

BİR DELİNİN MANİFESTOSU

“İçimde hangi atam konuşuyor? Hem bedenimde hem de aklımda aynı anda yaşayamam. Bu yüzden tek kişi olamıyorum. Kendimi eşzamanlı olarak tamamlanmamış bir sürü şeyden menkul hissedebiliyorum. Çağımızın gerçek hastalığı, artık büyükustaların olmayışıdır. Kalplerimize giden yollar gölgelerle kaplanmış.”

Böyle haykırıyordu Nostalgia filminde Domenico. Hiç de deli saçması olarak nitelenmeyecek şekilde... Bir delinin hikmetli sözleri bunlar... Bir delinin manifestosu... Belki deli değil bir meczup demek iktiza eder... Batıda meczup ne gezer mi diyeceksiniz? Senaryo bu ya... Hem haddi zatında hikmetin doğuya, batıya, güneye, kuzeye tahsisi ne nispette doğru? Domenico’nun çağımızın gerçek hastalığı olarak vasfettiği “büyük ustaların” olmayışı cümlesi ile ilk zihnimde canlanan Tarkovski’nin sinemada büyük bir usta oluşu gerçeği... Peki, “büyük usta ile neyi mi kast ediyor Domenico? Sonraki cümle fikir verebilir: “Kalplerimize giden yollar gölgelerle kaplanmış” Nerede kalplerimize giden yolları aydınlatacak büyük ustalar? Gerçekten de onlar yok denecek kadar az değil mi?

“Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz; asfaltları, okul duvarlarını, reklam panolarını dolanan uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere böceklerin vızıltılarının girmesine ihtiyaç var. Her birimizin gözlerini ve kulaklarını büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle dolmasına ihtiyaç var.

Biri piramitleri inşa edeceğimizi haykırmalı. Yapmamamızın bir önemi yok! O isteği beslemek gerek.
Ve ruhun köşelerini uçsuz bucaksız bir çarşaf gibi esnetmeliyiz; dünyanın ilerlemesini istiyorsanız, el ele vermeliyiz. Sözüm ona sağlıklıları, sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız. Siz, sağlıklı olanlar, sağlığınız ne anlama gelir? İnsanoğlunun bütün gözleri, içine daldığımız kocaman çukura bakıyor.

Özgürlük faydasızdır; eğer yüzümüze bakmaya, bizimle yemeye, bizimle içmeye, bizimle uyumaya cesaretiniz yoksa! Dünyayı yıkımın eşiğine getirenler, sözüm ona sağlıklı olanlardır“ diyerek devam ediyor manifestoya Domenico. Bir bilgenin dahi bir çırpıda edemeyeceği lafları bir meczuba söyletiyor Tarkovski. Bir uyanışa davet ediyor kalabalıkları. Karşısında durup onu hayretle dinleyen bir kalabalık… Gerçekten de böcek vızıltılarına, kuş seslerine kulak tıkadığımızdan beridir kalplerimiz gölgelenmiş değil mi? Özgürlük figürünü bir meczubun diline yerleştiren kişi ülkesini terk etmek zorunda kalan bir yönetmen.

Domenico’nun haykırışına kulak vermeye devam edelim: “İnsanoğlu dinle! Senin içinde su, ateş ve sonra kül... Ve külün içindeki kemikler! Kemikler ve küller! Gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken, ben neredeyim? İşte yeni anlaşmam: geceleri güneşli olmalı... Ve ağustos da karlı... Büyük şeyler sona erer... Küçük şeyler baki kalır. Toplum böylesine parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli. Sadece doğaya bak... Hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin. Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz... Yanlış tarafa döndüğümüz noktaya. Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz...

Suları kirletmeden... Derin bir tefekküre kapı aralayan bu sözler üzerine uzun uzadıya konuşulabilir. Bir delinin sayıklamaları denilerek de geçilebilir. Bir şiir tadındaki bu manifestoyu sizinle paylaşmak istedim. Tarkovski bu filmde vatanından uzakta hasret içindeki şair ile kendini anlatmış. Tarkovski de bir şair... Ve bunu en çok bir deliye söylettiği bu sözlerle anlamaktayız…

Manifesto da bu yazı gibi şu cümlelerle bitiyor: “Deli bir adam, size kendinizden utanmanızı söylüyorsa; ne biçim bir dünyadır burası!”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —