Abbas YOLCU

Tarih: 07.12.2017 10:45

HAZİN HİKÂYE

Facebook Twitter Linked-in

AYRICA

DR. SELMAN DEMİRCİ

ahengerselman@hotmail.com

 

HAZİN HİKÂYE

“Dünyanın en uzun hüznü yağıyor /Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne /Kar yağıyor ve sen gidiyorsun /Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun /Belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimiz /O insan ve tabiat çağını” 

Tefekkür nimetinin günümüzde ne nispette bir görünür kıymeti olduğu üzerine tartışmak fuzulî... Görünen köy kılavuz istemiyor... Mefhumlar keşmekeşine dönmüş şu kelimeler diyarında dem vuracak ne çok şey var... Ve keder, sevinç, mutluluk, gam, acı, coşku ve daha nicesi yerli yerinden edilmiş, satılmış idraklerin orta malı halini almışlar... Mutluluğu; daha fazla kazanmak, daha büyük ve bahçeli bir eve sahip olmak, daha çok yemek, içmek gibi faaliyetlere irca eden bir muhayyilenin hangi anlam coğrafyasından beslendiği üzerine fikretmek gibi asil bir ameliyeye kaç mübarek şahsiyet yelken açabiliyor?

Yetmişlerinde çakır gözleriyle eli yüzü kir pas içinde bir ayakkabı sandığının üzerine kaldırılmış ayakkabılara fırça sallayan bir adamın içler paralayan(!) acıklı(!) hikâyesini dinledim bir dostumdan. Bin, iki bin lira daha fazla aldıktan sonra memleketinden uzakta bulunmayı en akıllıca iş olarak savunan, denize nazır yeşillikler arasında otururken çayını yudumlamanın kaç milyona tekabül ettiğini hesaplayamayacak kadar iktisattan habersiz olan o güzel dostumdan... Elbette ayakkabı boyacısı o amcanın ekmeğine alın terini katık yaparak boğazından geçirdiği lokmaların lezzetini hesaplayacak bir terazi sahibi de değildi...

“Dön bana ve dinle/Kuşlar uçuşuyor içimde /Loş bir keman solosu gibi/ Kuşların uçuştuğunu içimde/Dön bana ve dinle/ Karanlık denizlerin dibinde/Birtakım incilerin olduğunu/ Birtakım incilere ve hatıralara/Neden bağlı olduğumuzu unutma”

Şimdi bir hikâyenin ne ölçüde hazin olduğunu belirleyen parametrelerimiz neler? Belki de bir hikâyeyi acıklı kılan o hikâyenin anlaşılamamış olmasıdır. Belki de en içli fotoğraf, ağlanası manzaranın pek az kimse tarafından idrak edilebilmesidir. Yürek dağlayan bir tabloyu aklı evvellerin kahkahalarının setrettiği bir vasattır, hüznü karaya çalan belki de… Herkesin yüreğini burkan bir kare, dünyayı ağlatan bir hikâye, evrensel vicdanı harekete geçiren bir hadise belki de “dünyadaki en hazin” sıfatını hak edemeyecektir.

Bana göre dünyanın en hazin hikâyesi ne mi? Onu anlatmaya çalışayım dilimin döndüğünce. Birçoklarınca burun kıvrılıp geçilesi bir hikâye olarak addedilebilir. Bence işte tam da bu sebeple bu hikâye daha da hazinleşiyor. Salih Beyin hikâyesi bu... Toplumun kendisini “yabancılaşma” illetine sürüklediği o bilge adam... Bir davanın en donanımlı neferi olarak hazırlamış kendini... Doğuyu okumuş, batıyı okumuş, memleketi okumuş, dünyayı okumuş... Şimdi sürü psikolojisinin içinde bulunduklarını göremeyerek ezberlenmiş belli kalıpları diline pelesenk ederek, “ezberletilmiş” bazı yalanları kendilerine ait derin analizler olarak lanse etmek sevdasındaki eşhasın çevresini kuşattığı bir vasatta sabrın son sınırına dayanmış... Kimi zaman karşısındakini donuk bir çehreyle karşılayan, ekseri muhatap tarafından her zaman idrak edilemeyen, lafın gediğine oturduğu nükteler anlatan, tahammül sınırının zorlandığını, öfkesinin boğazına kadar dayandığını htiğinde galiz bir küfre sarılmayı tercih eden bu adam aslında kalabalıklar içinde yalnız... Hak etmeyen kulaklara seslenmekten, idrakten yoksunlara konuşmaktan, yıllarca kendine denk bir muhatap bulamamaktan daha acı bir hikâye olabilir mi?

İşte bundan mütevellit bendeniz topluma yabancılaşan, kabuğuna çekilen, yapılacak hiçbir şeyin kalmadığını, ihya ve inşa davasının bir kuru heves, bir gençlik sevdası olduğuna kani olan Salih Beyin bu sade hikâyesini pek hazin bulurum. Her ağzını açtığında ‘şimdi ben neyi neden anlatıyorum ki’ hissine kapılıp sükûta gömülen bu “yabancı”nın hikâyesini sizinle de paylaşmak istedim.

“Duy beni ve dinle/Denizler boğuşuyor içimde/Unutma diyorum ama sen anla/ Anlat bizim de yaşamak istediğimizi onlara…Dünyanın en uzun hüznü yağıyor /Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —