DEMLİ ÇAY
Yusuf HOCAOĞLU
hocaogluyusuf@hotmail.com
BİR AKÇAABAT MASALI
Yine güzel bir gündü. Kuşlar, yazı hasretle, sonbaharı kuşkuyla uğurluyordu. Cıvıl cıvıl ses veriyorlardı. Kulaklarımıza adeta -hoş geldin kış diye işittiriyorlardı. Hoş geldin kış, şehrimize sefalar getirdin.
Ve her zaman olduğu gibi sigara vakti gelmişti. Saçları gür, sakalı dört tutam uzunlukta, yetişkinlik çağında, orta boylu bir adam ofisinin balkonuna çıkmıştı. Kahvesini itinayla hazırladı. Kahvesinin enfes tadına, sigara eşliğinde bakacaktı. Kahvesinin kokusu caddeden geçenlerin burunlarını teğet geçiyordu. Caddeden geçen şehirlileri kahve ve sigara eşliğinde izlemek keyif veriyordu bu adama. Aklından şöyle bir ayet geçiyor ve dudaklarıyla mırıldanıyordu:
- Fe eyne tezhebun.(Hal böyleyken; nereye gidiyorsunuz?)
Derken bir çığlık kopuverdi. Bir kadının çığlığıydı bu. Cadde boyunca uzanan ağaçların yapraklarının arasından gökyüzünü seyrederken; bir anda gözlerini bu çığlığın geldiği yöne doğru çevirdi. Caddenin yatay olarak yaladığı, belediye binasını önünde bulunan parktan geliyordu bu ses. Gözleri giderek faltaşı gibi açılmıştı. Ama çığlığın sahibini bulamadı, bir anlık da olsa. Sonra bu protokol parkı ile sahili birleştiren üstgeçit aklına geldi. Bu çığlık oradan gelebilirdi. Tüm dikkatini oraya verdi. Parka açılan bu üst geçidin merdivenlerinin bittiği yerde bir kadın yatıyordu. Kadın sızlanıyordu. Yerden kalkmak için çırpınıyordu. Üstgeçitten aşağı inerken kaymak gibi olan merdivenlerin azizliğine uğramıştı. Nasıl uğramasın ki; üstgeçit metaldendi. Yağmur yağınca Palandöken kayak pistinin sürtünme katsayısından daha düşük bir katsayıya sahip oluveriyordu merdiven.
Daha öncelerde ilgili-sorumlu kuruluşlar bu merdiven için bir çalışma yapmışlardı. Metal merdivenin basamaklarına sadece bir keski spiralle kesik atmışlardı. Ama nafile işe yaramamıştı. Hiçbir şey değişmemişti. Yine insanlar düşüyordu. Ama Allah’tan dualarla, himmetlerle, nazarlarla şimdiye kadar ciddi bir sağlık problemi ile karşılaşılmıyordu. Ama kalça kırılabilirdi, kafalar çatlayabilirdi. Ocaklar sönebilirdi…
Ve kadıncağız birkaç uğraş sonucunda düştüğü yerden kalktı. Önünde onun kalkmasını bekleyen ve el uzatan yakın akrabasına ilişerek şehrin kalabalığına karışıp gitti.
Kadın iyi bir korku yemişti. Merdiven ses veriyordu, ağlıyordu. Merdiven dile gelmişti. Bu işin düzeltilmesini istiyordu. Kimsenin canını incitmek istemiyordu. O varlık sahnesinde insanlara hizmet etmek için vücut bulmuştu. Asli vazifesi incitmek değil, faydalı olmaktı.
Ve sakallarının önü bir tutam beyazlamış adam içinden mırıldanıyordu:
- Allah ıslah etsin bizi. Allah ıslah etsin bizi. Allah ıslah etsin bizi.
Selam ve muhabbet ile...