KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
HAÇKALI HOCA BABA KİMDİR?
Akçaabat’ta yapılan Devlet Hastanesi’ne “Akçaabat Haçkalı Baba Devlet Hastanesi” ismi verilince bazıları tarafından bu isim yadırgandı. Bazı kesim tarafından olumlu karşılandı. Aslında çoğu eleştiren veya olumlu görene sorsan Haçkalı Hoca Baba’nın kim olduğunu doğru dürüst bilmez. Düzköy Yaylası’nda bulunan camiyi ve orada Hoca’nın türbesini bilir. Eleştirenlerin birçoğunun Haçkalı Hoca Baba’nın hayatından haberi yoktur.
Bazı insanlar Haçkalı Hoca Baba’nın milli mücadeleye katıldığını ve Atatürk ile görüştüğünü söyler. Ama bunun bir kanıtı yoktur. Atatürk’ün bir din adamı ile olan fotoğrafını Haçkalı Baba olarak söylerler. Ama bu da gerçek değildir.
Peki, Haçkalı Hoca Efendi (Baba) kimdir? Haçkalı Hoca aslen Ofludur. Asıl adı Mustafa Tarhan’dır. Haçka Akçaabat’a bağlı nahiyeydi. Daha sonradan, 1990 yılında Akçaabat’tan ayrılarak ilçe yapılmıştır. Hatta ilk kurucu Kaymakam Vekili olarak da ben görevlendirilmiştim. Daha sonra asaleten gelen kaymakama görevi devrettim.
Hoca Mustafa din görevlisi olarak Haçka’ya gelir. Burada hem dini eğitim verir hem de çocuk okutur. Burada olduğu müddetçe yöre halkı tarafından benimsenir. Öyle ya hem din adamlığı görevini icra ediyor hem de çocuklara ders veriyor, hafız yetiştiriyor, sosyal olaylara müdahale ediyor, sorunları çözüyor, uyuşmazlıklara çare oluyordu.
Haçkalı Hoca Baba iki defa evlenmiştir. İlk hanımı ölünce, Salari’de hoca olan Karmenezoğulları’ndan İmam Mehmed’in büyük kızı ile evlenir. Haçkalı Hoca Baba, Dürbinar Mahallesi’nde bulunan ilim sahibi Ulema Hacı Hakkı Bey’den ders almaktadır. Bu arada aynı Hoca’dan ders alan Karmenez oğlu Mehmet ile tanıştığından onun büyük kızı ile evlenmiştir. İmam Mehmet’in üç oğlu, iki kızı vardır. İmam Mehmet’in iki oğlu savaşlarda şehit düşer. Küçük oğlu ise hastalıktan ölür. Daha sonra İmam Mehmet de ölünce tüm serveti iki kızına kalır. Haçkalı Hoca Baba damat olduğundan kendisine bir ev ve geniş topraklar kalır. Bugün Saıtaş’ın altında bulunan Abeda mevkiinde. Haçkalı Hoca Baba Akçaabat’a gelince devamlı Hüsnü Güven’in evinde kalmaktadır.
Hacı Hakkı Beyden icazet alırken, ilçemiz doktorlarından Mehmet Enis Tarhan’ın babası Ali Molla Temel’in konağında kalmaktadır. İcazet aldığı Hacı Hakkı Baba bugün Boztepe’de Ahi Evren Dede’nin kabrinin yanında türbesi vardır. Haçkalı Hoca Baba Ali Molla Temel ile o kadar samimi olmuşlardır ki soyadı kanunu ile ikisi de “Tarhan” soyadını almıştır. Haçkalı Hoca Baba’ya Eczacı Sıtkı Ocak’ın annesi çok hizmet vermiştir. Sıtkı Ocak’ın annesinden dinlediği bir olayı ben de Sıtkı Ocak’tan dinledim. “Bir Salı günü Haçkalı Hoca Baba Ali Molla Temel’in evine gelmiştir. Evin kızı Sıtkı Ocak’ın annesidir. Ondan yemek ister. Ama o zaman evde yemek vardır ama sıcaktan dolayı (o zaman buzdolabı yoktu.) ekşimişti. Bayan sofraya ne koyacağını düşünürken; Hoca Baba ‘kızım getir o dolaptaki yemeği, ekşidi diye korkma’ der ve gelen yemeğin ekşimesi gitmiştir. Yer ve dua ederek kalkar.
Haçkalı Hoca Baba’ya Abeda’da kalan topraklarda tütün tarımı yapılmaktadır. Hoca Efendi’nin hısımları bu topraklarda tütün tarımı yapılsın diye marabaya vermesini tavsiye ederler. Hoca Efendi tütün içmenin mekruh olduğunu hatta haram olduğunu saydığından tütün tarımına da karşıdır. Bu nedenle bu toprakları satar. Hatta tütün yetiştirenlere de 1950 yıllarında, “Bu tütün bir gün gelecek sizleri aç bırakacak.” der. Nitekim 1960 yılında “maviküf hastalığı” yayılınca Akçaabat’ta tütün yetiştirme zorlaşır hatta iki yıl kıtlık olur. Akçaabat yurt içine ve yurt dışına göç vermeye başlar. Almanya ve İstanbul’a göç yıllarıdır o yıllar.
Haçkalı Baba’ya “Kuş Mustafa” denildiğinden bahsetmiştik. Sebebi iki olaya bağlanır. Birincisi, Akçaabat-Trabzon arası eskiden iki otobüsle yolcu taşınırdı. Daha sonraları minibüsler çoğalmıştır. Sabah Trabzon’a gidilir akşam dönülürdü. Gidiş 25 kuruş geliş 25 kuruştu. Trabzon’dan Akçaabat’a hareket eden otobüsün yanına gelen Haçkalı Hoca Babayı arabaya almak isterler. Hoca Baba “Ben gelmiyorum, daha sonra geleceğim” der. O zaman yollar çok bozuktu ve araçlar 14 kilometrelik yolu bir saatte alıyordu. Trabzon’dan Akçaabat’a gelen yolcular, Akçaabat durağında Haçkalı Hoca Baba’yı görünce hayret ederler. “Bu adam ne zamanda ve kiminle buraya geldi diye düşünürler.” Sanki Hoca kuş olmuş ve uçmuştur. Bu nedenle Kuş Mustafa da denilir.
Bir başka olayı da şöyledir: Akçaabat’ta aslen Hopalı olan Harun Kaptan motorla İstanbul’a yük ve yolcu getirip götürmektedir. Bir gün Harun Kaptan İstanbul’dan gelirken Şile önlerinde amansız bir fırtınaya yakalanır. Çoğu motor batmış ve birçok insan boğulmuştur. Harun Kaptan’ın eşi bir hafta boyu ağlayarak yas tutmaktadır. Yine böyle ağıt yaktığı günde ağlamsına duyan Haçkalı Hoca Baba ne olduğunu sorar. Meseleyi anlayınca şöyle der: “Gidin söyleyin o kadına ağlamayı kessin, kocası bir hafta sonra çıkıp gelecek.” der. Nitekim Harun Kaptan yedi sekiz gün sonra motoruyla Pulathane Limanı’na gelir ve sağ salim karaya çıkar.
Kısaca özetlersek Haçkalı Hoca Baba aslen Of’lu olan, kendisine Haçka Yaylası’nı mesken tutmuş ve zamanında büyük ulemalardan icazet almış, yörede değer görmüş bir din adamıdır. Yöre insanı tarafından da sevilmiş, bir tarikata tabi olmuş, mala mülke değer vermeyen, efsaneleştirilmiş bir din âlimidir. Çevrenin aydınlanmasında bilhassa İslam dininin kökleşmesinde büyük katkı sağlamıştır. Bu gün binlerce seveni Düzköy Yaylası’nda bulunan türbesini ziyaret etmektedir. Büyükçe bir camide ibadet yapmaktadırlar. Artık isminin bir hastaneye verilmesi ya da verilmemesi meselesi beni pek ilgilendirmemektedir. Şahsi düşüncem topluma hizmet vermiş, fayda sağlamış insanların isimlerinin yaşatılmasıdır. İster Oflu olsun, İster Düzköylü, İster Akçaabatlı... Yeter ki millete kötülüğü dokunmasın güzel ve örnek işler yapmış olsun... İsimlerin içindeki değerler önemlidir.