Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 07.06.2023 12:54

HAVADAN, SUDAN, YAĞMURDAN, YAZDAN

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

Bu sebeple ben de bu hafta yazmak istedim havadan, sudan. Konu yok. İçimden geldiği gibi.

Duyar gibi oluyorum, soruyorsunuz ne oldu oy kullandığın okulda. Yazacağım demiştiniz 28 Mayıs’ta. Unutmuştum, teşekkür ederim hatırlattığınızdan. İçimden yükseldi iki farklı duygu. Biri çılgın bir kahkaha, diğeri acı bir elem. Kısaca aynı tas aynı hamam. Yöneticiymiş; uzanmış girişte koltuğa, seyrediyor. Aynı kapılarda kirler yerli yerinde. İnanmak istemezseniz gidip görmenizi isterim. Eskiden çok söylerdik: “Sayın yönetici, uyuma...”

Şu günlerde değişimden çok bahsediliyor. Bilhassa eğitimde yeniden yapılanma, bakış açımız değişsin hepten. Ama dostça ve insanın içini ısıtsın. Mesela açık kirli kapılara bir boya vursun çalışanlar. Gerçek mutluluk başkasını mutlu etmekle başlar. İnsan mor dağların zambaklarını da görsün. Hep yağmur değil, biraz da güneş vursun. Dağılsın baharın son günlerinde gökyüzündeki kara bulutlar.

Doğruyu yazıyorsan ve gördüğünü aktardığından dolayı küsüyorsa sana insanlar, sen de kızma. Sadece “senin tutsağın değilim” de, “ben seni yaptığın doğru görevinle takdir ederim, öyle bil” de ve geç.

Duyar gibiyim, “yağmur yağmazsa kurur pınarlar” diye söyleyenleriniz var. Toprak yağmur bekler, ağaçlar, bitkiler susuz kalır. Bunlar doğru düşünceler ama yaz mevsiminde güneşe de ihtiyaç var. Kumlar ısınmalı, sakin deniz bekliyor serinletmek için çocukları.

Suçlama beni böyle doğaçlama yazıyorum diye. Bir masal şehri sunmak isterdim sizlere ama bugün kentlerin de kendine göre sorunları var. Çözmeliyiz el ele. Beyaz bulutları da gör, kara bulutları da. Söyleme, “bu kentte hiçbir şey yapılmadı, bu kent sahipsiz” diye. Karşı söz gelince de sakın küsme, suçlama bilmeden insanları. Araştır ve gör yapılanları, yapılmayanları. Hani son günlerde meydanlarda söyleniyordu ya, eğriye eğri, doğruya doğru demeli insan.

Renklerin her türlüsü bulunsun gönlünde. Asla sevginin gücünü de yitirme. Yıldızlar yağmur gibi dökülürken yeryüzüne bir düşün: Giresunspor'u Trabzonspor mu attı kümeye, yoksa Giresunspor mu baştan kesti bir alt kümeye gitme biletini? Bir düşün, neden sezon başında basın gökyüzüne çıkardı Fenerbahçe'yi ve hocasını, şimdi neden alkışlıyor Galatasaray'ı? Trabzonspor'un vefakâr taraftarı neden son maçlarda doldurmuyor stadı? Kimler neye umut etti? Kimler yarı yolda takatsiz kaldı?

Hayatın karanlıklarında ışık aramak için yola çıkanlar, belki de küçük küçük sevgi duraklarında dinlenerek, düşleriyle avunarak taze sabahlarda uyanacaklar. Baksanıza, lig bitmeden futbol takımları başladılar onu bunu transfer etmeye. Amaç taraftarını çalkantılardan kurtarmak ve umut aşılamak yeni sezonda.

Bakıyorsun gazetelerin magazin sayfalarına ve sosyal medyaya, bazı içi boş insanlar anka kuşlarının tüyleriyle süslüyorlar aynalarını. Kimse böyle insanlara, ne kadar süslesen de aynanı hiçbir zaman Orta Mahalle'nin yokuşunu elindeki bastonu ile her gün inip çıkan eski belediyeci, sonra TEDAŞ'cı Ethem Demirci kadar bilemezsin bu kentin hatıralarını diye demiyor. Kolay mı ‘Doktorun Bayırı’nı her namaz saati inip çıkmak? Bazı insanlar lanet sunarken gecelere, Ethem Demirci Ağabeyimiz gecesini dualarla geçirir. Belki de bir sebep şükreder günlerce yağan yağmura. Bu asil bir terbiye...

Düşünüyorum, susuzluktan en çok kimler korkar? Elbette canlılar. Ama bir de susuzluktan korkan taş değirmenler var. Geçen gün sordum Trabzonspor’un eski futbolcusu olan bizim Yavru İsmail'e, Lokman'ın değirmeni çalışıyor mu diye? “Çalışıyor” dedi bana. Sonra daldık sohbete. Seğore'nin üzüm bağlarından, Gülmez Osman'ın portakal ve armutlarından, Harbiye Teyze'nin mandalinalarından, Kazancıların bahçesindeki narlardan, İsmail Timurcu'nun ayvalarından, Akıl Muhtarı'nın eriklerinden bahsettik. Küçük çocukken meyve bahçelerinin adreslerini nasıl ezbere bildiğimizi anlattık. Limanda oturduk dostça sohbet ettik. Gök gürledi. Dolu yağdı. Denizin üzerine düşerken yağmur damlaları, denizin sesini dinledik. İnci nasıl oluşuyor anlattık. Kısa ve küçük mutluluk yaşadık o dakikalar. Yağmur hâlâ yağıyordu. Bir arkadaşımız Mine Koşan'dan bahsetti; “Yağmurun sesine bak, aşka davet ediyor, cama vuran her damla beni harap ediyor...” diye mırıldandı. O an belki melekler unutmuştu bizleri ama şeytanları da uzak tutmuştuk kendimizden. Sadece yanımızda kala kala eski küçük acılarımız kaldı. Kolay mutlulukları yaşadık o yağmurda dostlarımızla. Dertlerden ve dertlenmelerden uzak durduk, deniz şarkısını söylerken yağmura Pulathane Limanı'nda.

Baharın son günlerinde tuvaldeki en güzel renklendirilmiş resim gibi karşımızda duruyordu Orta Mahalle ve Gıranba. Mahallenin kuzeyi sanki betonlara yenildi. Hüzün dolaşırken bu yerlerde, güneyde tepelerden bizlere çiçekler gülümsedi.

Mevsimler değişti. Bahar sanki kederli. Bir dost diyor ki: “Sis çöktü, kapımdaki Napolyon kirazları çatladı ve yere döküldü.” Güzel bahar, geldin de gidiyorsun biz farkında olmadan. Sana uğurlar olsun. Bakalım yaz ne yazacak bizler için? Son yıllarda mevsimler bir başka olmuş. Değişen insanlar gibi: Dost unutulmuş, düşman unutulmuş. Yeniden bir dünya kuruluyor. Bizler hâlâ anıların susuzluğunda kâh dündeyiz, kâh bugünde.

Öyle anılar geliyor ki dost gerçekler, düşman oluyor. Başta dedim ya, gördüğüm o okul gibi. Bizlere ne oluyorsa da eğri yerlerde, sık ormanlarda dost okşayışlar arıyoruz. Ama yine yağmur, yine esiyor sert rüzgâr. Kentlere indi sis, sanki gerçekleri örtecek...

Aşkımızdı okullar, baktım ve gördüm bazı yerlerde hüsranla bitti.

İçimizde acı bir çığlık, zaman zaman çıkıyor. İçimiz buruk, gördüğümüz olumsuz manzaralar karşısında. 

Bakıyorum pencereden bulutlar arasına saklanan güneş ve tepelerde hâlâ sis... Çürümeye yüz tutmuş ulu çınarların kökleri. Güzele özlem vardı. Şimdi güzeli kınayan gözler türemiş.

Mevsimler değişse de dostluklar bitmesin. Sağlıklı ve bol güneşli bir haftanız olsun isterim.

Bahar sana da uğurlar olsun yüzünü göstermeden geldin gidiyorsun. Hoş geldin yaz.


 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —