“ARZULAR ORADA...”
“Memleketin birinde”…Mizah yazarının hikâye kitaplarından birinin adı. Diğeri de “Hoptirinam”.
Evet, memleketin birinde…
Yurttaşın biri, dolmuşta yolculuk yaparken telefonla birisiyle konuşmaktadır. Ve konuşmaları aşağı yukarı şu minvalde sürüp gitmektedir:
“Ben o sınıfa derse girmek istemiyorum. Ne yaptıysam olmadı. Çocuklar beni dinlemiyor. Sürekli bağırıp, çağırıyor, gürültü yapıyor, birbirlerine defter, kalem silgi, kitap fırlatıyorlar. Sizin çocuğunuz o sınıfta tek başına kalmış, öğrenmeye meraklı, istekli, ama o kargaşa içinde yazık olup gidiyor. Ben, müdür beye söyleyeceğim, o sınıfta derse girmek istemiyorum. Aslında hiçbir öğretmen de istemiyor. Siz de çocuğunuzu o sınıftan başka bir sınıfa aldırmak için müdür beye söyleyiniz...”
Ne oluyor? Neler oluyor? Nasıl oluyor?
Okul adı verilen her ne ise o, kontrolden nasıl bu kadar uzaklaşabiliyor?
Oraya yönetici sıfatı ile tayin edilmiş bir şahsın, vazifesi nedir?
“Herkesin dilinde aynı rezil şikâyet”…Öğretmenlerin tamamına yakını aynı dertten muztarip olduklarını beyan buyuruyorlar. Fakat hiçbirinin kılını kıpırdatacak hali bulunmuyor.
Memleketin birinde...
Azgın eşeklere öylesine sınırsız bir hürriyet tanıdılar ki o memlekette asırların sırtlarına bindirdiği yükü bir anda fırlatıp atmış hissine kapıldılar.
Ayaktakımı veya azgın eşekler, kendisine tanınan bu ayrıcalıkların te’siriyle içinde biriktirdiği kini sağına soluna saçmaya başladı. Ayaktakımı veya azgın eşekler, câhilleştirilmiş yığınlardan meydana getirildiği için, şuur altlarına fısıldanan yiğitlenme arzularını dışa vurmaya başladı. Her çocuğun kutsal bir varlık olduğuna inandırılanlar, çocuklarını her türlü afat-ı araziyyeden ve semaviyyeden muhafaza buyurmak adına etrafına saldırmaktan haz almaya başladılar. Ve bu saldırganlıktan en çok nasibi öğretmenler aldı.
“Memleketin birinde” değişen bir şey yok... Ayaktakımına yahut azgın eşeklere itibar kazandırıldığı vehmi aşılanmıştır. Onların da iş koyup kotaranlar gibi gelecek kaygısı taşımadıkları her hal ve gidişlerinden belli olmuştur.
Ayaktakımına hiçbir şey kazandırılmamış, aksine ellerinde var olan iyi kötü bir takım değerler de kaybettirilmiştir. Çocukları ilâhlaştırılmıştır. Dokunulmazlıklara kavuşturulmuştur. Daha önceleri asla sahip olmadıkları ve sahip olmayı hayâl dahi edemeyecekleri maddî ilgilerle ayaktakımına yahut azgın eşeklere içlerinden bir daha asla çıkaramayacakları büyük bir zoka yutturulmuştur.
“Memleketin birinde” eğitim ve öğretime harcamak üzere ayrılan payın altı katına çıkarıldığı gururla ifâde edilmesine rağmen öğretmenlerin ayaktakımının çocuklarının bulunduğu sınıflarda ders yapamaz hale getirilmesinin sorgulanması, eskilerin deyimi ile teşrih masasına yatırılması bir zaruret haline gelmiştir.
Ve “memleketin birinde” gelecek nesillerin yetiştirilmesi hususunda iş koyup kotaranlara efendileri tarafından “kaç yumurtadan kaygana yapıldığı” asla sorulmamıştır. Dolayısıyla “memleketin biri” entelektüelin deyişi ile “büyük bir yalanı yaşamakta” ve aynı zamanda o “memleketin birinde” yapılan her şey “-mış gibi,-miş gibi yapılmakta”dır. Yani eğitim ve öğretimin yakınından dahi geçilememesine rağmen “ eğitim ve öğretim yapılıyormuş gibi bir hava estirilmektedir.
“Memleketin birinde” eskiden beri insan yetiştirmede bir takım sıkıntılar yaşamıştır ve bu durum bilinen bir gerçekliktir. Orada yeni deyimi ile her kesim, kendi meşrebince insan yetiştirmeye gayret göstermiş ise de son zamanlarda meydana geldiği gibi “nihilist” bir nesil yaratmak hevesine hiç kimsenin kapılmadığı bilinmektedir.
Ancak, “memleketin birinde” iş koyup kotaranların her biri, Ebu Cehl mesâbesinde oldukları için “gemisini kurtaran kaptan” anlayışından uzak kalmaları mümkün bulunmamaktadır.
“Memleketin birinde” iş bitiricilerin çocuklarının ayrıcalıklı yerlerde tahsil gördükleri göz önünde tutulduğunda onların “tuzlarının kuru” olduğunun farkına varmak zor olmasa gerektir.
Köleleştirilmiş ruhlarla bir memleketin açmaz ve çıkmazlarına çözümler üretmek de imkânsız görülüyor.
Onun için “memleketin birinde” eğitim ve öğretimin dibe vurması normal karşılanmakla birlikte ihtiyacı olmadığı halde anne veya babası için bakım parası adı altında yardım alan idareci konumundaki dallamalara da rastlamak normalin dışında değildir, hamdolsun. (Bu idarecinin eğitim öğretim hizmetleri alanında vazifeli olmayıp, başka bir makamda seçimle oturduğu bilinmektedir.)