Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 25.02.2023 13:43

BU BÜYÜK FELAKET BİZLERE NE KAZANDIRDI?

Facebook Twitter Linked-in

KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

BU BÜYÜK FELAKET BİZLERE NE KAZANDIRDI?

Ülkemiz büyük bir felaketle karşı karşıya kaldı 6 Şubat'ta. Çok yakınımızı kaybettik. Hâlâ daha bulunamayan insanlarımız var enkaz altında. Yaralılarımız var hastanelerde. Umutlarını yitirmiş, moralleri bozuk binlerce insan. Acıları sarmaya çalışan birçok da insanımız ve kurum var. İyimserlik, kötümserlik iç içe geçmiş.

Ama şunu unutmayalım: Asıl ölüm umut bitince başlarmış.

Bu büyük felaket neredeyse unutmaya yüz tutmuş bazı kavramları kazandırdı bizlere. Aslında bu kavramlar bizim kültürümüzde ve genlerimizde vardı. Ama çeşitli sebeplerle unuttuk veya unutturdular.

Kazandığımız değerler neler mi? Öncelikle birlik, beraberlik, yardımlaşma. Bunların en yücesi olan sevgi... Acıyı hissetme.

Bakın bugünlerde Trabzon Akyazı'da oynanan maçta, unuttuğumuz sevgiyi gördük. Spor kulüplerinin başkanları yan yana oturmuş maç seyrettiler. Seyirciler içinde Trabzonsporlu, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Fenerbahçeli, Giresunsporlu, Gaziantepli yan yana. Şehirlerin trafik plaka numaraları geldiği saatte bütün tribün hep bir ağızdan haykırıyor: “Burada, aramızda...” Gol atan yabancı futbolcu elindeki Türk bayrağı ile sevincini paylaşıyor.

Unutmayın ki sevmek, sevdiklerini mutlu etmektir. Bu yapılanlar aptallık demeyin. Sevgiyi görmezden gelerek kıskançlık, çekememezlik krizine girip, takım renkleri üzerinden kin tutma, hor görme, aşağılama, kötü söz kullanma asla sevgi olmazdı. Olamadı da. Ama bu büyük felaket bizi sanki kendimize getirdi. Yanlışlardan döner olduk. Dinler ve kutsal kitaplar der ki: Dünya sevgi üzerine kurulmuştur. Seven fedakârlık yapar.

İşte gördük gönüllüleri, yardıma koşanları. Depremzedelere karşı hassas davranmak, onları mutlu etmeye çalışmak, onları mutlu görmek insanı da mutlu eder. Her insanın kendi yaşam felsefesi var. Futbol taraftarının da rakibine hoş görü ile davranabileceğini çok şükür gördük.

Hiç unutmam, 2006 veya 2007 yılıydı. Cumhuriyet Bayramı’nı kutlama hazırlıkları yapılıyordu. Renklerin kardeşliği, takımların birliği ve Cumhuriyet ruhuna yakışsın diye birlik, beraberlik, kardeşlik ve sevgiye dair bir mesaj verelim diye ligdeki takımlarının renklerinin yan yana olduğu bir balon zinciri yapmak istedik. Tüm caddeyi de Türk Bayrakları ile süsledik. Aman yapmaz olaydık. Daireyi basan mı dersin, mesaj atan mı, faks çeken mi? Hesap soran mı? Tehdit mektubu gönderen mi? Hâlâ saklarım o mektupları. Araştırdık sonradan, bazı “Ali Cengiz oyunları” vardı işin içinde. Orası bizde kalsın.

Çok şükür bu güzel günleri de gördük. Artık bu güzel ortam, birlik, beraberlik ve yan yana maç seyretme kültürü tüm kentlere dilerim yayılır. Düşünenlere ve Trabzonspor'a buradan teşekkürler. Gerçekten ülkesini, insanı sevdi mi insan başka kötülük düşünemez.

Ben bu maçı televizyondan izlerken, kendimi o güzel insanlar yerine koyarak, o güzel manzara karşısında şöyle düşündüm: “Sevmek benim, kime ne?” Anladım ki sevmek, sevilmekten daha güzel. Maç seyredeceğiz. Takımlar rakip olacaklar. Taraftar takımını güzel sözlerle destekleyecek. Ama rakip takıma veya taraftarına küsmeden, kızmadan, darılmadan. Maç sonu farklı taraftarlar kol kola girerek, dostça evlerinin yoluna gitmeli. Türkiye bunu istiyor, oynanan maçtan bunu anladım. Bu yolda umutluyum. İnşallah zaman beni hayal kırıklığına uğratmaz. Gerçeği bu depremle anlamamızın acı da olsa bir faydası oldu galiba. Tıklım tıklım olan statlarda ne güzel olur dostluk, beraberlik ve sevgi şarkıları söylemek. “Ölmeye, ölmeye” değil de kardeşçe maç seyretmek için yola çıkmak, eğlenmek, kol kola, omuz omuza, şarkılarla, marşlarla maç seyretmek. Kin niye? Nefret niye? Bu soruları sormalı bugünlerde. Dünya “bir varmış, bir yokmuş”luk üzerine kurulmuş. Bak zamansız o saatte gidenlere. Ama hayat devam ediyor.

Enkaz altında kalanlarla, sağ salim çıkanlarla sanki bir şey, bir bağ vardı aramızda. Onların da gözleri yaşlı, bizim de gözlerimiz dolu. Onların acılarını gördükçe, biz göz yaşımızı ne kadar gizlesek nafile. Onlarla aynı şehirlerde olmasak, zarar görmesek de bir şeyler var aramızda. Onların mağduriyetleri ve acıları bizim dilimizin ucunda.

Sevginin bir adı değil mi uzatılan bir tas sıcak çorba. Sevgi, biraz da toprak altında korku ile bekleyen bir yavruya gülümseme değil mi? Sevgi, bir Trabzonlunun toprak altında çocuğa sorduğu “Sen hangi takımı tutuyorsun?” sorusuna karşılık aldığı cevap “Fenerbahçe” olunca, “Ben de Fenerbahçeliyim bugün, bu saat” demesi değil mi? Yani sevgi adına tuttuğu takımı o an unutup o minicik gönle, korkulu gözlere, birazcık sevgi sunmak, vazgeçmek değil elbet. Hiçbir de beklentisi yoktur. Sevgi için o toprağın altını elleri ile kazır o güzel insan. O güzel ağızdan dökülür ancak o güzel sözler. O anda, o yerde bu sözleri söylemek.

Ne yücedir nefes nefese çıkan o söz: “Kimse yok mu?”, “Sesimi duyan var mı?” Cevap alınca inanın o sese tüm yüreğindeki sevgiyi, bedenindeki gücü sunacak.

Belki de bu felaket, bu deprem o kadar can alsa da mal gitse de uyanmamız için, gerçek kimliğimize, kültürümüze dönmemiz için bizlere sunulan bir armağandır.

Bascho der ki: “Kumun üzerinde bırakılmış bir su damlacığı/Denizin unutkanlığıdır.”

Ben de diyorum ki dağları birbirine çarpmış, evleri yıkmış, canları almış depremin unutkanlığıdır geride bıraktığı, sevgi, dayanışma, birlik ve beraberlik, takım taraftarının yan yana maç seyretmesi.

Üzgünüz ama bu büyük felaketin bize kazandırdıkları da var. Moralimiz bozulmasın. Bu millette bu sevgi ve dayanışma ruhu oldukça her şey düzelecek. Yeter ki içimizdeki sevgi seli kurumasın. Baksana yurt içinde yurt dışında yardım severler atlı kovalar gibi yardıma koşuyorlar.

Yanlışlıklar yok mu? Yanlışlıklar yapılmadı mı? Onlar da günün birinde yaptıklarından pişman olacaklar. Kaybettiklerimiz bir daha geri dönmeyecek. Acı içimizde kalacak. Ama bu acı olayların bizleri taşıdığı boyut, sanki su serpiyor içimize. Bilhassa insan ilişkilerinde, futbol taraftarlığında biraz daha anlayışlı olmalıyız birbirimize. En güzel örneğini yaşattı bize Trabzon. Bu manzara güzel. Çok şeyler kopsa da içimizden. O zaman güzel işler yapmaya, toplumsal sevgiye devam.

En büyük günah sevgiyi, dostluğu, birliği ve insan sevgisini inkâr etmek.

Hepinize sağlıklı, sevgi dolu güzel bir hafta dilerim.

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —