KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
ALDANIŞLAR
Bu günlerde kuşlar geçiyor üzerimden. Renklerine, ötüşlerine, kanat çırpışlarına bakıyorum. Bunlar “bahar kuşları”, saka kuşları. Anlıyorum, kuşlar da aldanmışlar.
Mevsim kış, ılık bir hava var dışarıda. Ağaçlara bakıyorum onlar da bir aldanış içinde. Yeni yeni yeşeriyor dalları. İleride başlarsa soğuk ve çıkarsa ayaz; eyvah ne fındık kalır ne de meyve.
İnsanlar spor kıyafetlerini giymiş koşuyor sahillerde. Akşam karanlığına kadar parklarda bahçelerde oturan insanlar. Bahar geldi zannediyorlar. İçlerinde ihtiyar aldanışlar. Kitapsız bir dünya. Egemen olan emperyalist son model telefonlar. Düşünceler uykuda. Gençler az, olanlar da Maraş Caddesi'nde veya Uzun Sokak’ta avare avare volta vurmakta. Kimileri hafta sonu oynanacak Trabzonspor maçı için bilet kuyruğunda. Güneşe karşı oturmuşların çoğu emekli gibi geliyor bana. Merakım da yok değil, acaba akşama kadar ne konuşurlar? Trafiği düzene koymak için trafik polisleri yollarda. Trafikte aldanışlar.
Günde beş vakit ezan sesi. Bazı sesler insanı alıp getiriyor ulviyete. Bazı sesler akortsuz. Ezan okuduğunu zannediyorlar, aldanıyorlar. Ezan okumanın da makamı var. Sahnede detone olmuş bir şarkıcı gibi. Her sahneye çıkan kendini şarkıcı zannediyor, aldanıyorlar. Sadece yaptıkları bolca reklam; sanat ve sanatçı kavramı da galiba aldanışlarda.
Birden bizim meslekten olan öğretmenlere çevriliyor gözüm. Beş altı emekli olana rastlıyorum. Hepsi de selam veriyor. Bu nezaket kültürü hiç çıkmaz içimizden. Bazıları var, kendilerini öğretmen zannediyorlar, aldanıyorlar. İşte ben de bu öğretmen meslek durağında duruyorum; bakıyorum geçmişe, bugüne ve geleceğe Üç unvan alsalar da içlerinde “öğretmen meslek sevgisi” yoksa neye yarar bu isimler ve unvanlar?..
Benim de kendime göre öğretmenlik mesleğiyle ilgili doğrularım var. Acaba ben de mi aldanıyorum düşüncelerimle? Öyle ya yüksekokul okudun öğretmen oldun. Çalıştın veya şans sana güldü öğretmen olarak atandın. Belki de şehir şehir, köy köy dolaştın. İnsanlar gördün. Kışın üşüdün, yazın terledin. Hep hayallerin oldu mavi ile yeşilin arasında. Belki de fark etmediğin güzellikler oluşturdun geçtiğin vahalarda. Hâlâ isimsiz kahramanısın o çöllerin ve yerlerin. Bir şeklin, bir de kariyerin vardı. Hatta bilmem biliyor musun ezberden Öğretmen Marşı’nı? Söyledin mi sınıfında törenlerde, gururla ve içten? Hep umutla baktın yarınlara. Hakkın yenilse de muhtaç olmazdın hiç bir kula. Üzülürdün kalbinde sevgi olmayanlara. Her çocuğun ayrı bir hikayesi olurdu. Sadece seninle paylaşır, anlamaya çalışırdın onları. Çünkü ant içmiştin bu yolda. Önce insan ve öğretmen olacaktın.
Çok zor şeydir öğretmen olmak. Öyle ya çok okuyacak, düzgün giyinecek, özenle bezenecek, farklı olacaktın diğer mesleklerden. Güzel günler görsün diye çocuklar onlara hem hayatı hem de ilmi, ahlâkı, kültürü öğretecektin. Senin canın yansa da incitmeyecek, kırmayacak ve hep kendinden verecektin. Çocuklar sizlerin en sevdiği olarak kalacaktı.
Şimdi o hiç sevmediğim kelimeleri kullanacağım: Ama, lakin, fakat...
Ama hiç de öyle olmamış. Gördüğüm manzara farklı. İstiklal Marşı okunurken önü açık, ama bağlı olduğu sendika yetkilisi karşısında tir tir titreyen tipler. Hem de şekilsel bozukluk ayyuka çıkmış. Daha çok düşünülen öğrenciye verilecek ücretli dersler. Günah almayalım. Tabii hepsi bu şekilde değil, gerçek öğretmenleri tenzih ederek yazıyorum bunları. Onlara saygımız sonsuz. Hoş geldiniz bu mesleğe, hoş geldiniz okullara. Bizim sözümüz aldanışta olanlara. Yoksa ben mi aldanışlardayım anlamıyorum.
Bu öğretmenlik meselesine girince aslında bir haber ve araştırma konusu olacak şu soruyu da izin ederseniz buradan sorayım: Akçaabat Abdullah Fazıl Ağanoğlu'na vasiyeti ile İstanbul'da iki bankada bulunan parasını vasiyet eden Abdullah Fazıl Ağanoğlu'nun vasiyeti ne oldu? Kim o bankalardaki yüklü parayı hiç etti? Bunun üzerine düşmeli eğitimin yöneticileri. Bilhassa da okul müdürü. Dahası var. Bir firmadan alınması gereken tazminatlar devletin kasasına girdi mi? Ayrıca bilir kişiye ödenen para milli eğitime verildi mi? Yıldızlı TOKİ Okulu etrafındaki okul arsaları üzerine kimler dükkân yaptı, parsellerin takibi yapıldı mı? Ya insanların elinde unutulmuş okul arsaları ve ahır haline getirilmiş okul binaları? Geçen yazımızda belirtmiştik taşımalı eğitimde sorun var. Bazı kişiler haksız kazanç sağlıyor. Pis kokular geliyor kulağımıza. Yetkililer için “Kış uykusunda mısınız?” diyeceğim ama kış da gelmedi. Sıcaklık mevsimsel oranların çok çok üzerinde.
Yazı bölündü ama olsun belki çözüm üretir bazı yetkililer.
Ocak ayının ortasında bu sıcak ve susuz kurak günlerde düşüncenin susuzluğu ister istemez giriyor beyne. Bir de gördüklerimiz ve yaşadıklarımız taşıyor bizleri böyle düşünmeye.
Şu günlerde çıkın kırlara bakın aldanan çok çiçekler var. Sardunyalar, kadife çiçekleri, begonyalar, değişik papatyalar, zambaklar, on bir ay çiçeği, ortanca, fesleğenler. Demek ki zaman zaman havanın durumu çiçekleri de aldanışlara sürüklüyor. İnsan aldandıktan sonra çiçekler aldansa ne olur ki? Aldanmaması gereken, alınlarında “bilgilerden bir çelenk” olan öğretmen de böyle zamansız aldanışlar peşinde koşuyormuş.
Bugünlerde büyük kuraklık yaşıyor ülkem. Bunun sebebi de yine aldanışlarımız. Doğaya karşı duyduğumuz saygısız tutum ve davranışlar. Bir gün susuz kalırsan o zaman suyun değerini düşünürsün. Ağaç kesmek bir aldanış, ağaç dikmek ve ağacı korumak doğruymuş. Bunu anlatıyor bu ayda yüzümüze gülen güneş.
Belki de kar yağacak Şubat'ta, Mart’ta. İşte o zaman erken gelen bahar kuşları ve erken açan çiçekler üşüyecek.
Sıcak bir gün. Bulutsuz bir gökyüzü. Takvimler Ocak ayı diyor. Kış unuttu mu bizi? Mevsimsel aldanış mı? Doğa acımasız. Dokunursan, yüz katı dokunuyor insana. İnsanlar şaşkın bu günlerde. Doğa insanlardan öç mü alıyor acaba?
Mevsim kış. Doğa, güneş ve insan. Mutlu muyuz? Yoksa aldanışlar bizi zor günlere mi taşıyor? Bilge öğretmenlere ihtiyaç var. Bu havalara alkış tutan sadece gök yüzünde uçan kargalar, şahinler, atmacalar, tavan arasına tünemiş uğursuz baykuşlar.
Ben size olanı biteni nasıl anlatayım. Doğa, iklim değişikliği ve olaylar size bir şeyler anlatır. Benim hikayem böyle haftalık işte. Ağaçlar ölsün, mermerler dikilsin, betonlar dökülsün yerine. Dinleyin artık susuz kışı. Eskiden “Susuz Yaz” filmi çevrildi. Şimdi “Karsız Kış” filmi yapılacak galiba.
Böyle bir sıcak havada ortaya çıkan aldanış" yazısı. Teşekkür ederim okumuşsanız benim bu haftaki cırcırımı. Dilerim Allah'tan bizleri susuzlukla ve havasızlıkla terbiye etmesin. Dünyada şimdi ciddi iklimsel sorunlar var. Susuzluk asla olmasın beynimizde. Bilmem ne mana vermeli bu sıcaklıklara, bu günlere?..
Bol yağmurlu, karlı ve sizler için sağlıklı bir hafta olsun.