KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
Dünyada ve Türkiye'de sayımız kaç bilmiyorum. Bildiğim bir şey var. O da emeklilere yeni bir dünya gerekli.
Hoppala... Hemen kızmayın, atlamayıp zıplamayın. Zaten atlamaya da zıplamaya da gücümüz kalmadı ya.
Bak ne diyorlar bize: “Oturun oturduğunuz yerde, ses de çıkarmayın.” Artık hepimiz bir eski zaman sebili gibiyiz, su veririz gelip geçene. Bir de temiz kaynak bulsak ve o suyun başına otursak bu işi beceririz. Çünkü kalbimiz temiz. Halbuki bir zamanlar karanlık gecelerin beyaz mumuyduk hepimiz.
Bakın, gözden ırak tutuyorlar bizleri. Bilirsiniz, gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş. Galiba silindik defterlerden. Ama müze girişleri ve belediye otobüsleri bedava. (Gerçi ben dolmuşu tercih ediyorum. Bir de onların klimaları olsa ve ayakta yolcu almasalar, bazıları biraz da kibar olsa...)
O zaman başta söylediğim gibi bize yeni bir dünya gerekli. Ama nasıl dünya?
Bu yeni dünyanın topraklarında ayak izlerimize saygı duymalı kurtlar, kuşlar, böcekler. İnsanları biliyorum; o dünyada da saygı duymayacaklar bizlere. Kuruyan kalbimize ruh vermeli etrafta açan çiçekler. Çok tatlı çıkmalı ağızdan çıkan sözler. Korkular bizden uzak olmalı. Yağmurlar Nisan yağmurları gibi yağmalı. Sanallık bizden ırak durmalı. Kitaplarımız olmalı okunacak, en kaliteli sinema filmleri bizim için yapılmalı. En güzel şarkılar bizim için bestelenmeli. Biz emeklileri uyutmak için yapılan diziler kaldırılmalı. Kaldırılmalı gündüz dandik televizyon programları. Gök mavisi gözlerimizle bakmalıyız yıldızlara. Sağ eliyle verenler sol eliyle geri almamalı verdiklerini. Eğer böyle yapılırsa alana sorulmalı, korkmadan ve çekinmeden: “Madem alacaktın niye verdin?”
Bizden korkan olursa, biz gülelim korkanlara. Nasıl ayakta durur kuru beden? Bizde suç aranmamalı yanlışlıklar karşısında. Hesap sorulacaksa projeyi yapana, hesaplayana sorulmalı. Uzanamadığımız ciğere pis demeyi silmeliyiz defterimizden.
Ressamlar bir emekli imajı çizmeli bizler için, mutlu ve gülen yüzlü. Sadece banka reklamlarında sempatik gösterilmemeli emekliler. Hayatı biz renklendirmeliyiz. Marka giymesek de biraz da modaya yakın olmalı giydiklerimiz. Yaşadıklarımız kaybolmamalı, bir kitapta toplanmalı. Gerekirse hayat mektebinde ders olarak okutulmalı.
Bizi yanlış anlamamalı insanlar. Büyümesi durmuş bir ağaç gibi bakılmalı bizlere. Dallarına kuşlar konan, üzerinde kelebekler uçan, gövdesinde böcekler büyüyen, çevresinde arılar vızıldayan ulu bir çınar gibi bakmalı bizlere gençler.
Masallarda geçerdi kervanlar. Uzun yolculuklar. Kervan yol alır, bir kum fırtınası görünce, geriye döner. Kervan geriye dönünce topal eşek kervan başı olurmuş. Bunu da unutmamalı insanlar. Devran döner, kervan su içmek için geriye, kuyu başına mutlaka gelirmiş. İşte o zaman topal eşeğe sorarlar; “bu su içilir mi” diye.
Hiç de alışamadık şu “siz bekleyin” sözüne. Düşündükçe o şarkı gelir aklıma. Mavi gözlü kadının çok güzel söylediği o şarkı: “Ah felek zalim felek, kimine kavun yedirdin kimine kelek.”
Elbet bir gün bizleri de seven birileri çıkar ve verir bizlere o güzel, bizim özlediğimiz yeni dünyayı. Son pişmanlık para etmez o vakit.
Nedense bugünlerde böyle abuk sabuk rüyalar görüyorum. Hayırdır inşallah.
Hadi Sezen’den dinleyelim, “ağlamak güzeldir süzülürken yaşlar gözünden, sakın utanma” şarkısını ve saçma sapan sözleri bitirelim. Şunu da izin verirseniz ekliyeyim: Emekliyiz ama onurluyuz ve utanmıyoruz.
Bekliyoruz hüzne nokta konsun diye.
Bu yazıyı okumayın, çünkü rüyaydı.
Biz de insanız. Ağlarız, güleriz, severiz, gezeriz, yeriz, içeriz, gelir ve gideriz. Ülkemizi çok severiz. Çünkü Türkiye’yiz hepimiz.
Hadi sizler de İlhan İrem'den “anlasana” şarkısını dinleyin ve konu burada bitsin. Dedim ya rüyaydı, çöpe atın gitsin.
Biz emekliler var ya...