Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 19.10.2022 14:51 Güncelleme: 19.10.2022 14:51

BİR “PULATHANE” MASALI


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

BİR “PULATHANE” MASALI

Gülcemal geçti fark etmedi. Geldi Ordu Vapuru oturdu limana baktı karşıda Pulathane. Eskiden köyden gelen erkek ve kadınlar ‘Pulatana’ derlerdi buralara.

Biz çocuktuk. Çocuk gözüyle bakardık tepeden denize. Kara kara vapurlara yük taşırdı mavnalar. Mevsim aynı mevsimdi. Sonbahar yine sarı bahar ise bahar kadar yeşil. Güneş Boztepe'nin ardından çıkınca, çarşıda önce kepenkler açılırdı katlanarak. İlk müşteri bereket. İlk siftaha dua okunur; para, öpülüp alına sürülerek girer kasaya. Yavaş yavaş Saları merasına, Ayliya'ya çıkarılır inekler -sığır demek daha doğru-, arkalarında çocuklar ellerinde ince bir çubuk ve yağlı ekmek. Gözleri hâlâ uykuda.

Bu kasaba başka kasabalara benzemez, farklı bu kasaba. En belirgin özelliği tütün tarlaları, katran kokulu damlar, önlerinde vagon yolu, bahçe kenarlarında karayemiş ve incir fidanı. Burada hamsi çiğ yenirdi bir zamanlar; salamura. İncir yaprağına konur tuzlu hamsi. Çizgili peştemal etekte mısır ekmeği, arkada tütün sepeti, erken gidilirdi bahçeye. Kopar bir bostan ve otur ye, sonra başla tütün kırmaya veya bellemeye. Bostanın kokusu yayılır bütün bahçeye. Tütün, zahmetli iş. Dikmesi var, ayıklaması, kırması, dizmesi, kurutması, seçmesi, satması. Bir de şu ‘kolcu’ korkusu yok mu? Tütün kaçakçıları işin ayrı bir yanı. Tabaka içinde tütün yakalanırsa, gizli ya da açıktan pazarlık başlar. Ünlü kolcular var isimleri içimizde saklı.

Pulathane'nin ayağının altında deniz. Sıra sıra kayalar. İlk kaya, baş kaya. Rusların çıkarma yaptığı Sargana. Suyu iyot kokar; karası zeytin gözlü. İnanılmaz bir manzara. Burada doğdu Hasan İzzettin Dinamo. Kime idi ‘Kutsal İsyan’, belki de “Acı Günler” buradan çıktı yola.

Sahil dedik ya kenarında balıkçı kayıkları. Fener yanar söner Yoros'da. Martılar dizilirdi Reji binasının tepesine; gözleri denize dönük, üzerlerinde beyaz giysiler. Toplu kalkar, toplu konarlar. Bu uçuşlarda vay oldu kaldırımda yürüyen insanlara. Martı gübre bırakır tepeden. Şans kime vurur bilinmez. Başına düşen koşar gider bir bilet alır. Boş hayal, yine bileti satan kazanır. Pislik izi elbisede kalır.

Çocuklar yine çocuk. Marka bilmezler. En moda marka Sümerbank'ta satılır. Kumaş mı? En ucuzu Amerikan bezi, tiril, pazen, poplin. Parası olanın elbisesi ‘empirme’ dikilirdi usta ellerle.

Her evde birkaç horoz var, onlarca da tavuk. Horozlar, ses yarışına çıkar sabah akşam. En güzel benim horozum öter diye çocuklar iddiaya tutuşur. Değiş tokuş yapılır yumurtalar. Kuluçkaya yatar ‘gosi’ler. Çift yürekli olurdu bazı tavukların yumurtaları.

Kızlar yine güzel, masum, utangaç. Saçlarını uzun örerdi anneleri, kemik tarakla tarardı. En güzel sabun defne kokulu olurdu. Kiminin saçları mısır tarlası gibi sarı, kimi esmerdi, siyah. Benzerdi akşam üzeri karanlığa bürünen Karaorman'a. Kaşları nasıldı, görmek zor. Kolay mı bir kızın gözünün içine bakmak. Ya ağabeyi döver veya babası. Ama bazı kızlar vardı, çaktırmadan bakar ve kıs kıs gülerdi. Bazı gözler mavi, bazı gözler ela. Her evde anneler duruyordu tetikte. En büyük nasihat: Yolda giderken başın önde olacak. Erkeklere bakmak yasak. “Kızlar pencereden bakmaz.” Bu her evde değişmez kural. Köylerde kızlar okutulmaz bu da acı hikâye. Bir kız gülse, zannederdik gülüyor çiçekler, papatyalar. Hatta bana güldü, sana güldü atışmaları, çocuksu kavgalar.

Masallar anlatırdı uzun kış geceler nineler. Geniş aile yaşama kültürü. Köylerde ‘imece usulü” soyulurdu mısırlar. Daha sonra başlardı ‘sıvı sıvı” oyunu. Ortak yakılırdı köy fırınları. Mısırlar fırına atılır, kızarır sonra soyulur değirmene götürülür, ‘fırın kurusu’ yapılırdı. En güzel gavut, lapa, yağlaç, kuymak fırın kurusundan yapılırdı.

Ağalar vardı. Pulathane'yi kendilerine göre bölmüşlerdi. Zaman zaman kavga da ederlerdi. Şurası senin, burası benim diye. Sürüleri vardı. Yazın çıkarlardı köylere. Konaklar yaptırmışlardı yazlık için. Bildiklerim var burada isimlerini saymaya gerek yok. Çocukları kızları vardı. Gece döner aya, “ben varken sen niye doğdun” diye bakarlardı. Yeri gelir güvercinden hesap sorarlardı. “Sen niye kumruların hikayesini bilmezsin” diye onları da çekerlerdi hizaya. Gülcemaller, Gülnihaller, gelip geçerken beyaz mendil sallarlardı oturdukları sahildeki evlerden. Ordu Vapuru kader taşırdı, rengi kara. Hep göz yaşı dökülürdü peşinden. Askere giden geri gelir mi? Onlar yani ağalar, beyler ve çocukları, ancak onlar İstanbul'a, Ankara'ya gider anlatırlardı bir sinema filmi gibi. Maraba çocuğuysanız yüzmek yasaktı onların oturduğu evlerin önündeki denizde. Top oynamak yasaktı onlara ait çimende. Onların unvanı ya ağa veya beydi. Onlardan izin almadan vurulmazdı Zavana'da mavzerle yunus balığı. En yüksek fiyatı onlara verirdi tütün satım günleri ‘kaban’da eksperler. Akşam aynı masada demlenirlerdi. Böyleydi kural.

Pulathane çok eski bir kasaba. Denizden çıkardı iki yüz çeşit balık. Karagöz, lüfer, sargan, torik, çaça ve ismini unuttuğumuz nice balık. İş gücü sadece Tekel’de vardı, bir de tarlalarda. Ara sıra tüccarlar uğrardı doğal limana. Gemilere yüklenirdi yumurtalar, yağlar, peynirler. Çıkarlardı İstanbul yolculuğuna. Ara sıra karpuz, kavun, elma, armut getirirdi balıkçı kayıkları. Ağ atarlar denize, kayıp giderlerdi sularda. Bahar gelince Gavur Dağlarının yolunu tutardı çobanlar, önlerinde koyun sürüleri. Birbirine karışmasın diye koyunlara ayrı renk sürerdi. Her sürünün işareti farklı. Geliyalılar, Galağralılar, Zeralılar, Mersinliler. Dillerini yadırgardık Çebnilerin. Halbuki öz Türkçe konuşuyorlardı farkında değildik. Gözleri çekik çekik.

Biz bu toprakta doğduk. Acısına da neşesine de alıştık; biz Pulathane'yi de Akçaabat'ı da sevdik.

Biz burada ne anlatırsak tam olmaz. Yemek mi seviyorsun; et, köfte, pide, haşlama, kuru fasulye, kuymak. Sarı yağ mı alacaksın, taze sebze mi? Yolun düşerse uğra Pulathane pazarına çok farklı insan ve ürün göreceksin. Hangi adla çağırırsan çağır duyar ve tanır seni bu kasaba. Gülcemal ve Kara Ordu Vapuru uğramasa da anıları var. Korkma, yine bulursun köşede bucakta birkaç küçük hatıra, yeter ki gel. İnsanları değişse de coğrafya bazı eski değerleri taşıyor içerisinde.

Çok güzeldi Pulathane ama eskide. Şimdi anıları güzel.