KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
HAMAM ÇİMENİ’NDE ZAMANIN AKIŞINA
ŞARKI SÖYLERDİ ÇINARLAR
Zaman akar. Dertler biter. Sır olur geçmişin günleri. Gökyüzünde kalır ya koyu bir elem veya çılgınca atılan kahkahalar.
Sisli bir akşam üzeri oradan geçtim. Yağmur çiseliyordu. Sağa sola baktım çok şey değişmiş. Önce insanlar, sonra o kocaman çınarlar. Bir an durakladım ve zamanın akışı içimde durdu. Kapattım gözlerimi eski yağlı boya ve doğal tabloda olanları koydum yerli yerine. Daldım gittim ruhumun derinliklerine. Mıhladım zamanı “Hamam Çimeni”ne.
Rüyalarımda Hamam Çimeni’ne ulaşamıyordum. Hayallerimde uzanmak istedim yer yer bozulmuş çimenlerine. Şarkıların en eski ve klasiğini söyledi bana koca çınarlar. Mevsim sonbahardı. Koca çınarlardan dökülüyordu sarı sarı yapraklar. Üzüldüm. Kalbimi çengel iğnesi yaptım sarı yaprakları, yavaş yavaş suyu çekilen dallara fırlattım. Aynam oldu, sizin belki de adını bile unuttuğunuz Hamam Çimeni. Öyle bir ayna ki çok da sihirli. Neler neler gösterdi bana çoğunuzun göremediği.
Baktım bugün düne hiç benzemiyor. Yarın nasıl olur onu da şimdiden düşünemem. Benim özlemim giden ve unutulan günlere. Ölen anılara dökülür gözyaşım. Bakın biz o küçük yaşlarda, küçük aklımızla “mutlu günler” beklerdik. Ne bilirdik Hamam Çimeni’nin yok oluşu, koca çınarların ölümü ile mutsuz olacağımızı? Artık o ağacın altını da hatırlamıyor çok insan. İsimler çizilmiyor o ağaçlara, kuşlar konmuyor.
Dönün geri desem mutluluklarıma, biliyorum dönemezler. Güz günlerinin hüznü otururdu içimize Hamam Çimeni’nde. Çünkü Hamam Çimeni’nin iki tarafında ulu çınarlar vardı. Akşam olunca ‘sivilcik’ kuşları sürü sürü gelip konardı. Seslerini, cıvıldaşmalarını duyar gibi oluyorum; ruhumun enginliklerinde fırtınalar kopuyor.
Kim söktü o yıllanmış çınarları? Söylesem gerekçesini biliyorum güleceksiniz. Hadi sizi merakta koymadan yazayım. 12 Eylül 1980 ihtilali ile yerel yönetim anlayışı. Gerekçesi yaprakların sonbaharda yere düşüp kirletmesi, rüzgâr esince dallarının kırılmasıymış. Yaptılar da. Çünkü o zaman çok güçlüydüler. Onlar gitti. Şimdi Hamam Çimeni'ne geceler de gündüzler de ağlar.
Daha sonra başka düşünceler bir başka dünya kurmuşlar “Temel Aslan Sitesi” diye. Bilhassa da gençler çok kınamışlar bu düşünceyi. Orada yaşatılan futbol kültürü unutulmuş. O günlerde birçok dert devasızdı. Bugün yanlış gördüğümüz kentleşmenin sancıları o yıllar başlamıştı. Bu kent o eski yıllar, rant kıskacına yakalanmıştı. Şimdi kaç kişi bakar suçlu gözlerle o yapılan yıkıma, yanlışlıklara? O zamanlar da ağızlarda söylenirdi “masal şehri” kurma hayali.
Şimdi bu yazıyı okuyanlar soracaktır bana, nedir bu Hamam Çimeni ve Ulu Çınarlar meselesi?
Hadi bir daha dalayım anıların susuzluğuna. Neden bugün yaşamadı bazı insanlar masalsı çınarların özgür şarkılarını? O eski çınarların neden kökleri çürütülmüş? Biz hâlâ hayalimizle eski şarkıların peşindeyiz. Dönüşü olmayan bir sonsuzlukla çırpınıyoruz. O resme bakarak cevap verirsiniz. Bugün, kolay yaşamanın yalan mutluluğu içinde, kısır bir döngüde eriyip gidiyor birçok insan. Doğanlar zayıf, ölenler güçlü sanki. “Varlığın sırrı, günahların kendisi olmuş.” Şimdi bazı insanlar; bırak gerçeklerin üstünü örtsünler. Biz birkaç duyarlı insan, yenilginin koyu karanlığında yavaş yavaş yürüyelim. Özlemlerimizin kenarları kalın, acı duvarlarla örülse de yine geçmişin güzelliği içindir bu yazdıklarımız. Kimine okumak zor, kimine yazılarımız uzun gelse de... Bizler bu toprakların sevdalı çocuğuyuz. Bu yurttan sınırsız isteklerimiz hiç de olmadı. Beslemek istiyoruz bu toprakları kültürel damardan. Bir hayal var içimizde; aydınlığa ve güzelliğe giden. Gerçekler insana dost olmalı, düşman olmadan. Saçlarımız dökülmüş ağarmış. Çılgın isteklerimiz olmamış bu topraktan. Ama onlar... Hamam Çimeni'ni yıllar yıllar önce çocuklardan kaçıranlar. Ulu Çınarlara ‘kutsal ağaç’ diye bakmayanlar...
Hamam Çimeni denilen yer, kentimin batısında geniş bir futbol sahası. Doğal çimen. Gündüz inekler yayılır, her akşam üzeri çocukların oyun yeri. İki kale, üst direkleri ya çürük veya eğik. Kimi zaman kırık. Salı günleri giysi satan tezgahların kurulduğu geniş alan. Bisiklet öğrenilen meydan. Cambazların telde yürüdüğü yer. Bisikletçi Rasim'in motosikleti ile gezdiği alan. Küçük langırt çadırları ve nişana tüfek atılan, halka atılan yer, çocukların paralarının hile ile alındığı eğlence yeri güya...
Her akşam küçük çocuklar lastik topla maç yaparlar. Büyükler gelince kenara çekilir, onların yaptıkları maçları izlerler. Çoğu oyuncunun ayakkabısı yoktu. Olanların da ya kenarı yırtık veya ayakkabı büyük olur, sık sık ayağından fırlar çıkar, seyirci üzerine düşerdi. O zaman bir kahkaha tufanı kopardı. Zaman zaman top dışarı denize gider, ayakkabı gider gol olurdu.
Hamam Çimeni'ne hafta sonu çevre il ilçelerden takımlar gelirdi. Bilhassa ismi duyulan futbolculara gıpta ile bakarlardı çocuklar. O zaman telefon yoktu ki hatıra fotoğrafı çektirsinler. Fotoğraf makinesi de herkeste yok. Olsa ya Zeki Sezgin'de Ziver, Kemal veya Ahmet Salih Ertuğrul'da. Hele kıvrak çalım atanlar olursa alkış tufanı kopardı. Atılan sert şutların zaman zaman kale direklerini kırdığı da olmuştur.
Her futbolcu oyun stili, çalımı, şutu ile bir ünlü oyuncuya benzetilirdi. Kimi Metin Oktay gibi kafa vuruyor, kimi Lefter gibi şut, kimi Yusuf Tuna gibi çalım atıyor denirdi. Mesela Necmi Perekli attığı şut ile kale direğini kırmıştı. Yaşar Mumcu sağ kenardan çalım atıp çizginin dışından rakibini geçerdi. Nail Kokanalı topu alınca topla beraber, kamburlaşır ve çok hızlı koşardı. Bu da O’na özgü koşma şekli. Kadir Özcan'ı havadan kimse geçemezdi. Salih Ertuğrul köşelerden top çıkarırdı. Şenol Güneş'i idmanda seyretmek çok zevk verirdi. Faruk Özak ayaklarını kepçe gibi kullanırdı. Yavuz Şahin sert futbol oynar, Sobacı Orhan geçilmezdi. Arif Özcan orkestra şefi gibiydi. Çolak İbrahim frikik atmayı severdi ve iyi de atardı.
Bu sahada bir zamanlar (1970’li yıllar olsa gerek) Yüksek Okullar Arası Türkiye Şampiyonluk maçları yapılmıştı. Yine böyle bir sonbahardı. Yağmurla saha çamur olmuştu. O zamanlar Fethi Heper, Erman Toroğlu, Kaşif Töre, Baykal Kazancı, Ali Kemal Başaran okudukları okulların takımı ile buraya gelmişti. Baykal Kazancı İstanbul Hukuk Fakültesi kadrosundaydı. Erman Toroğlu Ankara İktisadi Ticari İlimler Fakültesi takımında. Hakem Sami ve Turgay Soyak'ın babaları Talat Bey'di. İster istemez Kaşif Töre ve Baykal Kazancı'nın oynadığı İstanbul Hukuk Fakültesi’ne biraz sıcak bakar ve çoğu kararı İstanbul Hukuk Fakültesi lehine verirdi. Verdiği bir karara Erman Toroğlu itiraz eder. Bu arada Hamam Çimeni'nin güneyinde bulunan tarlalarda avcılar bıldırcın avındadır. Tüfek sesleri sahada duyulur. İtiraz üzerine Erman Toroğlu'na yaklaşan Baykal Kazancı, “Şu tüfek seslerini duymuyor musun? Kimler için atılıyor farkında değil misin? Bu sahadan canınızı zor kurtarırsınız, sus itiraz etme.” diye espri ile tehdit eder. Erman Toroğlu itirazı bırakır. Maçı İstanbul Hukuk Fakültesi alır. Yıllar sonra TRT’nin bir spikeri (galiba vefat etmiş Erman Talay olacak) Baykal Kazancı'ya bu olayı sorar. O da, onların avcı olduğunu söyler. Gülerler.
Hamam Çimeni yok edilince sanki Akçaabat'ta futbolun formu düşer. Artık o eski kırık direkler, yırtık fileler aranır olur. Bu sahadan Özkan Sümerler, Serdar Baliler ve “Gegiç” unvanı verilen Zekeriya Baliler, Çolak İbrahimler, Ali Kemal Özcanlar geldi geçti. Bu sahada Ordu Milli Takımı ter idmanı yaptı. Burada yetişen futbolcular Deniz Gücü’nü, Samsun Demirspor’u, Adana Eti Mensucat’ı, Kara Gücü’nü, Hava Gücü’nü yendi ve üç defa Türkiye Amatör Şampiyonu Akçaabat Sebatspor oldu. Hüseyin Reislerin, Kazım Kolotların, Aslan Kalıntaşların futbolcu gözleme alanıydı bu Hamam Çimeni. İnsanlar burada maç yapar hemen yanında denize girerdi.
Zaman çok şey götürdü. Getirdikleri hiç de güzel değil.
Hamam Çimeni ve çevresinde ulu çınarlar baharlar ve yazlar boyunca hep şarkı söylerlerdi. Bitmesin isterdim. Ama bitti. Hiçbir zaman irade gençlere ve çocuklara verilmedi.
Geçmiş zamandan bana kalan sadece bu hüzünlü hatırlar.
Haman Çimeni, biz çocuklar içindi. Bir de alışveriş için salı günü pazara gelen fukaralar için. Olanlar oldu. İlhan Berk'in dediği gibi: “Sustuk biz de kapanıp her birimiz içine.”
Şimdi de “ilk çağ denizi gibi suskun” insanlar. Yeni bir dünya gelmiş bu kentte. Sormak gerekir Hamam Çimeni'ne ve o ulu çınarlara: Memnun musunuz?
Hadi o eski şarkıları söyleyin ulu çınarlar, ne olursunuz?
Güzel bir haftanız olsun. İçinde azıcık da geçmiş hatıralar bulunsun.