KÖŞE BUCAK
Mehmet Salih KÖSE
Eğitim Uzmanı
ALIN BU DÜNYAYI, YENİSİNİ VERİN
Hava çok sıcak. Nem fazla. Sorunlar üst üste...Yumak yumak. Ağaçlar kızıla dönük. Ölenler, gidenler. Sevginin acıları, saygının kayboluşu.
Adil şekilde pay edilmiyor dünya. Halbuki Tanrı, “Alın size toprak ama kardeşçe bölüşün.” demişti. Ama hiç de öyle olmadı işte. Elinde gücü olan, eli ayağı tutan koştu kaptı köşeleri. Dün ağalar beyler, bugün bilemem kimler? İnsanlar, isterseniz “insancıklar” diye söyleyin, daldı gökyüzü rengine. Yer yer “hali kıran, baş kesen.” Hatta yetkim diyerek “burnundan kıl aldırmayan” tipler mantar gibi türedi oradan buradan. Dünyada tutturuldu böyle bir düzen. İster uy ister uyma.
Güzel şeyler vardı dünyada. Çoktan çok şey değişti, çoktan. Hayatın çizgileri kesik kesik. Yollar ne kadar güzelleşse de yolu ezen ayaklarda sorun var. İster genç olsun ister ihtiyar. Kötü huy. Sanatsız ruh, eğitimsizlik ve kitapsız bir ömür. Tek düşünce “ben, benim olsun dünya ve ay.” Yetmez, tüm gezegenler. Hile peşinde, amaç belli. En güzel örneği görülüyor Filistin'de, Afganistan'da. Kirletirler, çizerler, ezerler hatta acımasızca taşlar, yakar ve keserler düşünmeden. Bu dünyada geçiciyiz, sanki bunu bilmiyoruz. Kırıyor, incitiyor, sevmiyoruz. Bizden sonra gelecekler bizim için ne derler? Hiç de bunları düşünmüyoruz. Hani torunlara bırakılacak güzel renkli ve masalımsı dünya? Yalancıyız hepimiz.
Halbuki öyle miydi bir zamanlar? Sevgi yerine kin, muhabbet yerine kıskançlık, doğruluk yerine yalan, fedakârlık yerine bencillik almış başını gidiyor.
26 Ağustos 1922 sabahı Sakarya kıyılarında süngü takarak düşman üzerine yürüyenler hiç de böyle düşünmediler. 30 Ağustos'ta çıktıkları yolun sonunda 9 Eylül’de düşmanı İzmir'de denize döken yiğitlerin duyguları sade ve temizdi. Eskişehir, Afyon hattından İzmir'e doğru düşmanı kovalarken belki de açtılar, ayakları çıplaktı. Ama bundan hiç de şikayet etmediler. Başkalarının “hasta adam” olarak gördükleri bir milletin hiç de hasta olmadığını gösterdiler. Çünkü yiğittiler.
Onlara komutanlık yapan, cepheden cepheye koşan, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün içinden hiç de böyle düşünceler geçmedi, kötü rüzgâr esmedi. O, ne yapmışsa Türk Milleti için yaptı. Onlara güzel miras bıraktı. Güçlüler, güçsüzü ezsin asla istemedi. Barış içinde, dostlukla, bir olarak bu vatan toprağında yaşayın, birbirinize saygı duyun, birbirinizi sevin ve bu vatanı koruyup yüceltin istedi. İnsan olmanın, yaşamanın güzel olduğunu O'nun sayesinde öğrendik. Kimliğimizi bulduk.
Ama şimdi bakıyorsun dünyaya. Üzüntülü geçiyor günler. Savaşlar, kıtlık, karaborsa, göçler, mülteciler, enerji paylaşımı, ticari kavgalar, dinsel ve ideolojik oyunlar. Artık dünya o kadar değişti ve çirkin oyunlar oynanıyor. Ne ateşler ısıtıyor insanları ne de güneş gülümsüyor yüzlerine. İnsafsız bir oyun konulmuş sahneye. Oyuncular belli. Oyunu sahneye koyanlar kendini gizliyor. Oyun hep aşağıdakiler üzerine, çok sinsi ve kurnazca, renkli renkli oynanıyor. Garipler, yoksullar, kimsesizler çaresiz... Sevdiğimiz yıldızlar bile tesellisiz bakar geceleri yüzlerine. Çark yanlış dönüyor. Çark döndürenler iyi niyetli değil sanki. Bülbüllerin sesi bozuk, kelebeklerin kanatları kırık. Barış güvercinin çoktan kanlar içinde bedeni. Diziler, filmler kötülük üzerine yapılıyor. Spor boksa dönüştü. Yeni yeni dövüş teknikleri spor diye sunuluyor. Para... Para... Para... O Fransız’dan kalma klişe söz. Uyduk gidiyoruz hızla.
Biri anlatmalı bizlere yaşamanın güzel olduğunu. Dostça, kardeşçe, adilce ve sevgi içerisinde.
Olmuyor, olmuyor işte... Hâlâ yollar bozuk, kaldırımlar sarhoş. Bir futbolumuz vardı, bakıyorum o da yabancıların işgalinde. Her takımda en fazla üç Türk oyuncu. Diğerleri, yaşı geçmiş, işi bitmiş son paye peşinde koşan futbolcu döküntüleri. “Yıldız” diye lanse ediliyor kiralık kalemlerle. Adına da “Türk Futbolu” diyoruz. İnsana sormazlar mı bu oyunun neresinde Türkler? Güldürmeyin insanı. Bu kumar oyunu, para oyunu. Ben de futbol seyretmeye yıllar oldu “paso” diyeli.
Ne olur yardım edin şu dünyaya. Yardım edemiyorsanız bu dünyayı değiştirin artık, yeter. Sokağa çıkıyorsun, hastaneye gidiyorsun, uçağa biniyorsun, dünya haberlerini dinliyorsun tepen atıyor.
Artık bu sıcaklarda insan istiyor ki serinlikler okşasın yüzleri. Gönüllerde çiçek açsın. Fışkırsın artık bu topraktan hormonsuz bitkiler, çiçekler. Dağ başlarında hiç kimse kalmasın garip ve kimsesiz.
Dünya ne kadar sağır, dünya ne kadar duygusuz? Budalaca bir güçle saldırıyor ya Amerika, Rusya veya Çin. Olmamalı bunlar dünyada sonsuz güç O zaman bu dünyayı değiştirin. Alın bu dünyayı yenisini verin.
Bol sevgi, bol dostluk ve bol sağlık Eylül'e girerken.