Mehmet Salih KÖSE

Tarih: 24.05.2022 14:41 Güncelleme: 24.05.2022 14:41

DUYGU ESTETİĞİ


KÖŞE BUCAK

Mehmet Salih KÖSE

Eğitim Uzmanı

 

DUYGU ESTETİĞİ

Mevsim bahar. Peş peşe geldi geçti bayramlar. Baharın güzelliği, bayramların duygusu var.

Bahara bakıyorum yine eski baharlar. Ara sıra zamansız yağıyor karlar. Sürpriz diye geçiştiriyoruz. Bahar ile dünya farklı renklere bürünüyor. Renk ise düşlemler ve anılar içinde.

Bayramlar için aynı sözleri söyleyemiyorum. Sadece şekli değişmemiş, dili ve estetiği de unutulmuş. Şiir; bağırmak olarak görülüyor. Görüntü şekilsizlik. Kurgu zaten yok. Yapılanlar inanmadan yapılıyor. Sanki her kelime ruhsuz. İnsanlar arasında uzlaşmazlık. Alternatif uygulamalarda hukuksuzluk. Sunum düzeni hiyerarşiden uzak. Önde görünme hastalığı. Protokol biçimsizliği. Esnaf ve halk duyarsız. Düşünce sessiz. Dükkanlar bayraksız. Seçilen müzik bayramla ve sesle özdeş değil.

Bayram dilinin içerik ve anlamı; bayram ruhuna, tadına uygun olmalı.

Dil, insan toplumunda işlev gören iletişim sisteminin bütünüdür. Bayramlar da bir “iletişim töreni” değil midir? Bu iletişim daha estetik, daha duygusal daha biçimsel olmalı. Bayram, izleyene bir bildiridir. Ama bunu verebilmek için bayramlar daha güzel ortamlarda, daha önce kurgulanmış senaryolarla, bayram ruhuna ve diline uygun olmalı. Milli bir bayram kutlanırken seçilen şarkılar, parçalar Türk kültüründen ve Türkçe olmalı.

 Kupkuru ve ruhsuz bayram düzeni bilhassa da çocuklara ve gençlere duygu vermez. Bayram duygudur, birliktir, güzelliktir. Duygunun ayrıştırılması olmaz. Bayramlar uzlaşımsal alanlar içinde, uzlaşılan içeriklerde kutlanmalı. Öyle veya böyle bir bayramın itibarına, görüntüsüne etki edecek davranışlardan kaçınılmalı. Kimi giysisinin kırmızısını, mavisini, yeşilini, sarısını göstermek, çalıştığı kuruma görsel hazırlamak için kendini öne atmamalı. Hiç kimse de “kaldırılacağı koltuğa” oturmamalı. Resmi görevliler dışında “rol çalma” peşinde koşmamalı. Çünkü bayramların da kutlanma şekli, kuralı var. Düzen sağlansın diye “protokol ve protokol kuralları” konulmuş. Ama kendilerine rol biçenler bu tür etkinliklerde ve kutlamalarda düzeni bozuyorlar. Bir defa mı? Yok, çok defa. Çirkin, görüntüsel kirlilik oluşuyor. Yapılan, sadece rol kapma ve aldatmaca. Birileri anlatmalı bunlara. Birileri anlatmalı bunları Yaşamın düzenli devam ettirilmesi ve insanların bir düzen halinde yaşaması için devlet tarafından uygulanan bazı kurallar vardır. Ayrıca kişilerin doğuştan ve aileden öğrendikleri bazı kurallar da vardır. Resmi protokol kurallarına uymak zorunludur. Bu kurallar saray, siyasi, askeri, kurumsal, akademik, spor, devlet, diplomatik, mülkü, adlî, dinî ve sosyal protokol olarak uygulanır.  Bayramlarda her kaymakamlık kendi protokol listesini yapar ve ilgili birimlere gönderir. Ayrıca törenlerde bir protokol görevlisi bulunur ve düzeni sağlar. Bu listeye göre törenlerde herkes yerini alır veya oturma düzenine göre oturur. Hiç kimse bu düzen dışına çıkamaz. Çıkarsa çirkin manzaralar ve hoş olmayan görüntüler ortaya çıkar.

“Bir kez görmek, yüz kez duymaktan iyidir” diye bir atasözü vardır. Söz ile yalan da söylenir doğru da. Bayramlardaki görüntüler o bayram ile ilgili bir cümledir. Cümlenin öğeleri arasında bağlantı olmalı. Bunu da sağlayacak o etkinliği düzenleyen yetkili ve görevli kişidir.

Bayramlar aynı zamanda sanatsal bir sunumdur. Bayram kurgusunu kuranlar bayramları nasıl göstermek istediklerine ilişkin sınırsız sayıda karar verme imkanına sahiptirler. Ama içinde estetik ve güzel görsellik olmayan bayramların izleyicisi az olur. Toplumda o milli ruh gittikçe kaybolur. Bayramlar kültürün, millî ruhun, dinî inancın, sanatın güzel yansımasıdır. Bu sebeple bayram kutlamaları' için rahat ve geniş alanlar seçilir. Duyurular, davetler yapılır. Resmî bayramlara kamu görevlileri katılmak zorundadır. Bilhassa millî bayramlara tüm çocukların, gençlerin ve velilerin katılımını sağlamak için tedbirler alınmalıdır. Bu sebeple şehirlerde geniş etkinlik alanları düzenlenir veya statlar kullanılır. Millî ve dinî bayramlar asla ideolojik tartışmanın bir parçası olamaz. Ayrıca sorumsuz kişilerin boy gösterme arenasına çevrilemez. Resmi görevliler bu bayramlara kılık kıyafet yönetmeliğine uygun kıyafetle veya resmi elbisesi ile katılır. Sivil toplum örgüt temsilcileri de kurumunu temsilen özenli kıyafetle katılırlar. Kimse bir başkasının önüne geçmez ve koltuğuna oturmaz. Duracağı yer kendisine önceden gösterilmelidir. Biliyorum bunlar bazı insanlar için teferruat olarak algılanır. Ama devletin bir düzeni vardır. Bu düzen hukukî kurallarla sağlanır.

Peki, bunları neden yazıyorum? Bu bayram gözüme çarpan birkaç olay oldu da ondan. Benim kentim daha düzenli ve daha güzel kutlamaları hak ediyor. Çünkü o güzel kültür bu kentte vardı bir zamanlar. O güzelliklere alıştık da şimdi yaşadıklarımız ve gördüklerimiz abes geliyor. Belki de bizleri yavaş yavaş uzaklaştırıyor bu etkinliklerden. Bayramlara katılanları bayramlarla özdeşleştirmek doğru olur.  Basmakalıp bayram kutlamaları insanı çekmiyor. Farklı farklı ve anlam yüklü bayramları özlüyor insan.  Bayramlarda konuşlan dil önemli. Ne, nasıl ve ne amaçla söylendi. Dikkatli bir izleyici için önemli. Çünkü dil bildirimi, zaman içinde nesnesine dönüşür.

Bayramlar ve bayramlarda kullanılan dil kullanılış biçimi, sanatsal yapısı ve düzenlemesiyle millî ve dinî duygulara hizmet etmektedir. Bayramların ruhunu anlamak ve o ruha uygun etkinlik düzenlemek, dil kullanmak, estetiğine önem vermek milli kültürümüz açısından da önemlidir.

Ben bu bayramda sıra dışı haller gördüm. Yoksa ben mi yanıldım? İlginç bayram kutlaması beklerken hiçbir ilginçlik gözüme çarpmadı. Aynı eski durum ve küçülmüş bir formalite bayram kutlaması gibi geldi bana. Hele de o çelenk sunma töreninde öne geçme, fotoğrafta çıkma hastalığını görünce, o kargaşa galiba etki etti duygularıma. Oturma düzeninde özensizlik, yetkisi olmayanların düzen yapma, labirentler oluşturma, resim çekerek sosyal medyaya atma hastalığı, ucuz reklam, öne çıkma gayretleri... Çirkin görüntü.

 Lafı fazla uzatmayayım. O an kalkıp giderken “bir yün yumağı” olmak istedim. Çözülerek gitmek istedim o eski bayramlara. Hayallerimin derinliklerine daldım. Kaybolmak istedim ve tören bitmeden uzaklaştım yerimden. Bir özrümüz var çocuklara, gençlere. Onlara bayram güzelliklerini sunamadık diye.

 Bundan sonra yaşatacağım o eski bayram günlerine arzumu büyüterek. Baktım aynı toprak, aynı yemek, aynı çiçekler, aynı ağaçlar. Ama sanki aynı insanlar değil. Bir farkı var bu bayramın eski bayramlardan. Galiba kitapla ve bayramlarla millet olarak sorunlu olduk. Kutlamalara, bayramlara mesafeli durduk bugünlerde. Ne söylenen şarkılar etkiledi beni ne de şiirler. Bayramlarda olması gerekenler resmî görevlilerin bazıları yoktu. Öğretmenler, gençler, muhtarlar, memurlar, banka temsilcileri. Duyarlı olanlara sözümüz asla olamaz. Sözümüz bayramları “angarya” görenlere.

Bayram aslında Türk toplumunda yüce bir kavramdı. Galiba bu değerden uzaklaştırıyoruz yavaş yavaş.  Zannetmeyin önyargı ile bakıyorum olanlara. Her şey gözler önünde açık ve seçikti. Bunu yazma gereği duymam şundan: Artık bu kentte yakışır güzel bayramlar, günler organize etmeli. Herkes de oturacağı yeri bilmeli. Bu şehirde damağa uygun köfte varsa, bu şehre kültür sanat ve spor şehri diyorsak; duyguya uygun görsel zenginliklerle dolu bayramlar ve şenlikler yapılmalı. Ama kurallara uygun. Bayramlar formalite olarak görülmemeli. Bayram ruhuna uygun düzenlenmeli.

Bayram günü sokakları dolaştım sessiz sessiz. Sokaklarda bayrak yoktu. Balkonlar bayram günü çocuklar ve gençler için bayraklarla süslenmeli. “Bayrak duygusunda, çocuk ve genç beğenisinde, çiçek kokulu” bayramlar yapılmalı.

O gün, birileri sormalıydı o alanda yetkisi olmadan düzen sağlamaya çalışan insana “Kimsin sen?” diye. Görüntüsü muhteşem olmalı şehirlerin bayramlarda. Anlam yüklü kültürel etkinlikler yapılmalı bayramlarda.

Özetlersek bayramların ve kutlamaların doğru ritmi olmalı Üzgünüm kaybediyoruz belki de kayboluyoruz. Bir şöyle arkaya bakın hani nerede nakış, dantel, tığ işi? Zeytin, zeytin yağı, pazarda zarif çömleklerde bol kaymaklı yoğurt, kara erik reçelleri, beyaz çarşaflara dut silkelemeler. Galiba bu şekilde giderse bayramlar da yok olup gidecekler.

Bayramlar çocuklara sevdirilmeli. Bayramın sevinci ve aydınlığı doğmalı insanın içine. Bayrağın alı, denizin maviliği ile boyanmalı gözlerimiz. Bayram duyguları, kelimeler aracılığıyla ruhumuza işlemeli. Bayram duyguları şekillenip uzaktan uzaktan bizleri sevmeli. Hepimiz bir olmalı, birleşmeliyiz bayram duygularında. Bayram şiirlerinin akışına kapılmalı gönlümüz. Hatalar ve yanlışlar yapılınca çıkmamalı dudaklarımızdan acı bir fırtına, serzeniş.

Bizler zaman zaman güzel bayramları özleyen yorgun nehirleriz. Kalbimize damlamış ya o eski bayram tadı, aklımıza düştükçe dalıyoruz içine katre katre. Sessizce bölüşürken ekmeğimizi, güzel bayramlara söylenir türkülerimiz. Hatalar, yanlışlıklar görünce beyni tırmalıyor düşünce. Zamansız huysuzlaşıyoruz işte böyle. Suların akmadığı çeşmeleri, bayrakların süslemediği sokakları görünce. Bayram şarkılarını dinlemek istiyoruz yeniden, “ah o eski bayram” derken.

Yine de sizler benim yazdıklarıma bakmayın içinizde daima olsun bir gülümseme.

Bu bayram günü görmek isterdim Türk bayrakları ile süslü tekneleri Karadeniz'in mavi sularından geçerken. Yine bordo mavi yazsaydılar bu bayramda, yeniden ufuklara, hiç değilse bayramlarda ağlamasın umutlar.

Karadeniz'in incisi Akçaabat'ta bir bayram sonrası içimden geldi geçti böyle karmaşık duygular.

Hepinize sağlık, hepinize bahar güzelliği, güzel bir tatil dilerim. Sakın bana darılmayın. Gülümseyin yeter. Duygu estetiği böyle bir şey işte...