Mehmet Salih KÖSE
AYRILMA DÜŞÜNCESİ
AYRILMA DÜŞÜNCESİ
Her insan zaman zaman düşünür, kendi kendine söylenir: “Gitseydim iyiydi bu şehirden.” Hatta devam eder: “En büyük hatam belki de budur. Kalmakla iyi etmedim bu şehirde.”
Sonra döner düşünür bu şehri ne kadar sevdiğini.
Gidenler oldu başka kentlere. Onların da özlemi var bu şehre. Ama bir de korkuları var; Acaba bıraktıklarımızı bulabilir miyiz, diye. Birçok insan boşlukta. Dönsem mi dönmesem mi? Bu şehirle ilgili hatıraları gelir de aklına, yaş da geçince dalar böyle ikilemli düşüncelere.
Biz kalanlar bu şehri sanki gitmemek üzere sevdik. Belki de farklı oldu bu duygumuz. Toprağına, taşına, kurduna, kuşuna âşık olduk. Belki de bu sokaklarda farklı farklı sevdalara tutulduk. Denizinin mavisine tutkunduk. Balığını, hamsisini diğer deniz balıklarından farklı tuttuk. Her sabah uyanınca çiçek kokularını, zeytin dallarını, karanfilleri, tütünü, güz fasulyesini, horonunu, dumanını, çobanını, kıvırcık marulunu, karayemişini, maranzul incirini, sabah defne ağacına konan ve öten karatavuğunu sevdik. Biz bu toprağın goglesini, zizilini, zağnasını, keçisini, kuzusunu sevdik. Tutkumuz oldu salı pazarı, bahçeleri, parkları. Bu şehri yağmuruyla, fırtınasıyla, seliyle, dolusuyla sevdik. O eski evleri, tunçtan yapılmış kapı tokmaklarını, erik dallarını, bayırları, yamaçları, yaylaları sevdik. Pazar günleri kadınlara oynayan gündüz sinema matinelerini, sahilde gazinosunu, doktorun bayırını, dondurmasını, köftesini sevdik. Bu şehirde bizden hiç haberi olmayan kızları hep uzaktan sevdik.
Belki de hesap etmeden, hesaplayamadan bu şehrin doğallığını, sadeliğini, dayanışmasını, gözyaşını, Tekelini, sporunu sevdik. Sevdik işte; belki de neden sevdiğimizi bile bilmeden karşılıksız sevdik.
Çok sevme derler ya; doğru söz. Gerçi bu kentte şimdi artık doğru söyleyeni kovuyorlar. Eskiden dokuz köydendi kovulma sayısı; şimdi şehirlere indi. Belki de bu şehri terk edip gidenler; umduğunu bulamadıklarından istemeden gittiler.
Şimdi biz bu kentte sevgimizi oluruna bıraktık. Sevincimiz ve üzüntümüz iç içe. Bu şehir galiba artık bizim değil. Neden mi böyle kaygılar sardı beni? Dün bir dostun cenazesinde şöyle baktım cenaze törenine katılanlara; bir avuç insan. Ama hani deniyor ya moda deyim, “yerli ve milli” diye. İşte ben de fark ettim bu insanlar bu kentin özü ve azı. Vefat eden dostumuz, köklü Ortamahalleli, yılların esnafı, şen şakrak gülen adamı. Çoğu insanın karnını doyurmuş bir insan: Muharrem Çolak. Ama cemaat eski sevgi kadar değil. Hele de siyasi yöneticiler ve yerel yöneticiler sanki hiç yok. Ama eskiden böyle miydi? Hadi diyeceksiniz salgın hastalık. Bu da bence bahane. Bu şehirde yaşayan birçok insan bu şehre hala yabancı bence. Nasıl unutulur o eski güzel işler. Sebatspor maçlarındaki şematalar. çatçatlar, patpatlar. “Bombacı” Muharrem Çolak, en iyi çatçatı saran adam. Sebatspor maçlarının tatlı ve renkli adamı. Amatör futbolun tantanasına renk veren adam. Şemsiye içerisinde akşam evde kara baruttan sardığı çatçatları bize verip stada sokan kişi. Öyle ki tüm polisler tanırdı. Adı çatçatcıya, bombacıya çıkmıştı. Ama aynı zamanda en iyi tuhafiye dükkânı olan, tebessümü eksik olmayan, Kudunalı Zeki'ye koltuk değneği yapan, Borozan Ahmet'e takılıp köfte ısmarlayan şakacı kişilik.
Ama bu şehirde o günleri bilen yok. İşte bu sebeple bu kentte sorun sorunlar üzerine. Önce şehir yok edildi. Sonra yeşil alanlar bitti. Hâlâ yeşil alan açma derdinde değil insanlar, beton bina yapma işinde. Eski hastane park yapılsın: “İstemezük.” Sokaklara ağaç dikilmiş, dükkanımızın önünü kapatıyor: “Keseruk.” Belediye modern çöp kutusu koymuş yer altında, esnaf geliyor mandala basıp kapağı açmıyor: “Etrafa ataruk.” Maskesiz “dolaşuruk.” Sosyal mesafe: “Bana ne?” Çöpü yere niye attın: “Sana ne?” Kıyıları işgal ettin, çöp attın, yaylalara kaçak ev yaptın, ağaç kestin: “Seni niye ilgilenduriyi?” Derelere çöp atıyorsun, derelerin üzerini kapattın, sel olur felaket meydana gelir: “Baha ne, Belediye niye duruyi?” Kaldırımları işgal ediyorsun, otomobil yıkıyorsun, oto satış yerleri yaptın: “Seni niye ilgilenduriyi?” Dolmuşçuya neden sık sık korna çalıyorsun, gürültü kirliliği yapıyorsun diyorsun: “Pehenmeduysan pi daha pinma hapu araca.” Pazar yerinde yiyecekler yerde satılıyor, bak belediye masa yaptı orada sat: “Sana mi kalmiş?” Kaymakamlık binasını uzatacaklar, üç yıllık binayı yıkacaklar, uzun beton çekecekler biraz ortak ses verelim: “Benim derdim başımdan aşmış.” Akçaabat Pulathane Bulvarı yapılmamış, hastane kavşağı ihale edilmemiş: “Niye paha diysin? Tenizden yol keçurmedunuz, keçsa ne olurdi?” Orta Cadde trafiğe kapatılsa iyi olur, insanlar dolaşır: “Niye?” Eski hastane parka katılsın: “Hastane yapalım veya hastaneyle ilgili bir yer Musa öyle diyor.” Artık bu buna benzer sorunlar, sorular ve alınan cevaplar. Genelde böyle oluyor bu şehirde.
Biz, bir avuç insan, eskisi gibi birlik olalım deriz. Ama çoktan tükendi o eski sevdalar. Dönmek isteyenler de böyle manzaraları görünce ve duyunca vazgeçerler dönmekten. Onlar da onuncu köyden severler hasretle bu şehri. Bu anlarda bizim de aklımıza gelse de bırakıp gitmeler, olmuyor işte. Onlar gitti, bize kaldı sevmeler. İşte bu sebeple bu şehirde bazı şeylere anlatamıyoruz ya da anlamıyorlar. Suçlu kim sormuyoruz. Belki fazla sitemkârız. Belki de yorgun. Ama bu şehir için güzel şeyler düşünen insanlar bu kadar da yalnız kalamaz. Buna yalnızlık da demek gerekmez, dense dense vurdumduymazlık denilir. Dolaştıkça bozuk caddelerde, sokakta, görünce yapılan yanlışlıkları insan nefes alamıyor adeta. Bu şehrin geçmişi ve geleceğini düşünüyor.
Ayrılma düşüncesini yeniyor ben senden ayrılamam duygusu. Yoksa o eski mahallem özler beni, yaşlar akar şehrimin ırmaklarından, ben buna dayanamam. Bilirler ki karanfiller, zambaklar, yaseminler, papatyalar bu şehri terk edenler bir daha dönmezler. Sonu olur güzelliklerin.
Zaman zaman içime düşse de benim bu şehirden ayrılma duygusu ama ben galiba ayrılamam. Galiba ayrılırım diye kendimi avutuyorum. Ben de ayrılsam bilebilir miydim dün toprağa verdiğimiz Muharrem Çolak'ın çok güzel söylediği, “Adanın yeşil çamları aşkımıza yer olsun” şarkısını. Belki bu zamana kadar bu şehirden ayrılırdım da ama hâlâ tükenmeyen güzellikleri; güzel birkaç insanı var. Onlar yine seni bana hatırlatır.
Ama bu şehirde atalarımızın olması, bu topraklarda büyümemiz, nefes almamızdan dolayı; kalbimiz hazır değil kırılmalara. Bu sebeple bu kenti sevenlerin artmasını, güzelliklerinin çoğalmasını daha çok isteriz. Hiç derdimiz olmaz onunla bununla. Her sorun zaman aşımına uğramadan zamanında çözülsün diyoruz. Bizimkisi bir gönül meselesi. Bu kent sevgisini duymayan bunu bilemez. Ama bakıyorum bu kentte sorun çözecek birçok insanda bir rehavet var. Birbirimize iyi bakamadık madem, evimize, sokağımıza, caddemize, kentimize iyi bakalım artık.
İyi haftalar, güzel düşünen, yaşadığı kenti seven insanlara. Kendinize iyi bakın lütfen.
