Abbas YOLCU

Tarih: 19.08.2020 11:36 Güncelleme: 19.08.2020 11:36

DEDELER VE TORUNLAR


DEDELER VE TORUNLAR

Birinin suratı metrûş, yani sakal, bıyık nanay ve kravatsız, diğerinde badem bir bıyık ve boğazına astığı kravat mevcut.

Televizyon programlarının birinde boy gösterisine çıkmışlar, yani bir açık oturum düzenlenmiş, onlar da hem dinsel(!) hem tarihsel(!) hem hukuksal(!) bilgi vermek üzere orada hazır bulunmuşlar. Hazır bulunma maksatları ahaliyi, dinsel, tarihsel ve hukuksal mevzuatta aydınlatmak…

Mevzu derin.

İslâmlıkta veya müslümanlıkta cariyelik nedir, islâmlıkta veya müslümanlıkta cariyelik var mıdır? Keza islâmlıkta veya müslümanlıkta bir erkeğin birden fazla karı nikâhlaması islâmlığa veya müslümanlığa uygun mudur?

Moderatör adı verilen dişi varlık soruyor, bir taraftan metrûş, diğer taraftan badem bıyık cevap veriyor.

İslamlıkta veya müslümanlıkta câriyeliğin var olduğunu söyleyen ve birbirlerini tasdik eden metrûş ile badem bıyık, atalarının yaşadıkları, yiyip içtikleri ve mucamaatta bulunmak gibi yaşamsal gereksinimleri(!) karşılamak üzere sözü saraya getiriyor.

Dâru’l-islâmın hizmetkârı, ayrıca harameynin hâdimi diye vasfedilen eski zaman ulu idarecilerinin bu yaşamsal gereksinimlerinin karşılanması bâbında seksen doksan yüz kadar câriyenin hâne-i saadetlerinde bulunması iktiza eylemekte imiş.

Mutlaka iktiza eylemesi gerekir.

Zira sürünün her türlü afât-ı semâviyyeden ve araziyyeden muhafazası için min tarafillah vazife üstlenen ulu idârecilerin yerli yerince ve yeterince beslenmeleri, ayrıca onların da kazalardan belâlardan muhafaza buyurulmaları için gerekli tedbirler alınmalıdır.

Yani, misâl olması bakımından sürüye bekçilik eden zağarların her türlü iaşesinin te’mini bir zaruret olarak ortaya çıkmaktadır. Ki koyunlar, canavar diye bilinen kurt sürülerine karşı emniyet içinde otlayıp geviş getirebilsinler.

Haliyle programda yer alan badem bıyık ve metrûş surat, soy soylayıp boy boylayarak bir ağızdan buyurdular ki:

‘Bir adamın istediği kadar malı olabilir, istediği kadar evi olabilir, istediği kadar arabası olabilir.’

‘Bir adam, câriyelerin efendisidir. Onun câriyelere karşı yükümlülükleri vardır. Onları kendi yediğinden yedirir, içirir, giydiğinden giydirir. Hadis-i şerif böyledir, malûm. Efendi olmak, köle olmak demektir… Dilerse bunlarla karı koca hayatı yaşayabilir. Âmâ bu durum kadın efendiler için caiz değildir. Yani kadın efendiler erkek köle satın alarak onlarla karı koca hayatı yaşayamaz. Çünkü islâmda kadınlar için bir erkekle evlilik vardır.’

Sonra sözü metrûş suratlı tarih uzmanı alarak söyledi ki:

‘Bunlar islâm hukukunu bilmiyorlar… Evin reisi erkektir. Onun için köle reis olamaz. Köle beslemek kolay bir iş değildir. Çok köle sahibi olmak çok masraf gerektirir. Köle benim çocuğum deyip, daha çok dikkat ediyorsunuz, daha çok ihtimam gösteriyorsunuz…’

Bu aydınlatıcı bilgilerden sonra metrûş suratlı, kendisi için dede, ata saydığı saray sâkinleri hakkında daha da aydınlatıcı bilgiler vererek bir nev’i bir sosyal sorumluluğunu ifâ eylemiş bulunup şu şekilde ünledi:

‘Saraydaki seksen, doksan yüz cariyeden ancak üçü beşi yedisi, en fazla dokuzu yüce hakanların (cinsel) ihtiyaçlarını gidermek üzere kullanılmışlardır. Bunlara gözde denir, haseki denir. Ulu hakanlardan birinin on altı câriyesi, o ulu hakanın cinsel ihtiyaçlarını gidermek için kullanılmış iseler de on altısı bir arada bulunmayıp zaman içinde dağılım göstermişlerdir.’

Kravatlı badem bıyık, metrûş suratlıyı tasdik etmek için araya girerek dedi ki:

‘Hakan beyler bir câriye ile halvette bulunur. (Bu arada cenâbet olurlarsa onlara gusletmek farz kılınmıştır) Ondan çocuğu olur veya olmaz. Olursa o câriye, kadın efendi diye anılır. Bu kadın efendi bir başkası ile evlenemez.’

Bilindiği kadarı ile ‘peygamber zevcelerinin boşanma veya vefât halinde başka birileri ile nikâhlanmaları haram’ kılınmıştır.

Demek ki dinsel hukuk ulemasının bir bildiği varmış, abd-i âcizlerin aklının ermediği ve asla eremeyeceği.

Badem bıyık, ‘ulu dedelerinin birinin zamanında köle ticâretinin yasaklandığını, ama köleliğin devam ettiğini, o sırada Kafkaslardan daru’l-islâma göç eden bir kavmin geçim darlığından dolayı ellerindeki kızları sattıklarını, bu kızların pek çoğunun saraya dâhil edildiğini, ancak halife hazretlerinin günah olmaması için câriyelerin hür olma ihtimaline karşılık onlarla nikâh yapıldığını ve bu nikâha nikâhı-tenezzühi denildiğini’ ifâde etti.

Bu açıklamalardan sonra metrûş surat ile kravatlı badem bıyığın hem kendilerinin hem uzak ve yakın ataları ile dedelerinin islamlığın ve müslümanlığın genelgelerine azamî derecede dikkat ettikleri anlaşılıyor.

Böyle muazzez atalarla dedelerin ahfâdı olmak ne büyük bir saadettir yarabbi...