Abbas YOLCU

Tarih: 30.04.2020 09:41 Güncelleme: 30.04.2020 09:41

CENABETTİN BEY


 

CENABETTİN BEY

Genetikten astrofiziğe, okültizmden ekonomi-politik’e kadar hemen her alanda bilgi sahibi olduğunu dindar ve kindar gaste (!) köşesinden el âleme duyuruyor. Böylece kamusal bir hizmet yaptığına inanıyor, çeşitli mes’eleler hakkında yaptığı analizlerle ahaliyi tenvir eyliyor.

Bu tenvirâtı yaparken hem nalına hem mıhına vurmayı ihmal etmiyor, bunu hep yapıyor. Haktan ve haklıdan yana görüntü vermeyi iyi beceriyor.

Engin ve derin bilgileri ile uzun seneler boyunca içinde yaşadığı toplulukta arz-ı endâm eden bu kişi, Cenabettin beydir.

Onun haksızlıklara sessiz kaldığı görülmemiştir.

Ne zaman hakkın tepelendiğini, yerlere yatırılıp ve süründürüldüğünü görmüşse argo tabiri ile derhal ‘vaziyet eylemiş’, ‘hakkı tutup kaldırmış ’tır.

O,’zulmü alkışlamamış, zâlimi asla sevmemiş, ecdâdına saldırmaya kalkışanı boğmaya kalkmış, boğmayı beceremediği için hiç olmazsa yanından kovmuş, hak namına haksızlığa boyun eğmemiş...’tir.

Ayrıca ‘yüzüstü çok sürünen Sakarya’yı tutup, kaldırmıştır.

Cenabettin beyin mümeyyiz vasıflarından birisi, yandaşlarının kendilerinden saymadıkları kişilerle oturup, muhabbet edebilmesidir. Bu hususiyeti ile eskilerden beri çeşitli organize işlerde boy göstermiştir.

Onun dün dostluk kurduğu kişilerle bugün argo deyimi ile ‘papaz olması’ kendisiyle ilgili bir tutarsızlık değildir. O, çok ve pek vatansever bir şahıs olduğundan vatanın bekası için  ‘zehirle pişmiş aşı’ yemeye rıza gösterebilmektedir. Dün iyi ve hoş ilişkiler kurduğu güruhla ‘Allah rızası içün, din-i mübîn içün, vatan içün, bayrak içün, millet içün, devlet içün’ dostluk kurmuştur. Bugün aynı ‘deaaaaava içün’ buğz etmektedir. Bunda kınanacak veya ayıplanacak bir durum yoktur. 

Yani Cenabettin Bey ve yol arkadaşları, her zaman eylemlerinde ve söylemlerinde haklıdırlar. Zira o ve yol arkadaşları, nâmertlerin yaptığı gibi kendileri için bir şey istememektedirler. Onların bütün eylemleri ve söylemleri rıza-i bâri uğrunadır. 

O, bu mukaddes yolda kutsal yürüyüşünü sürdürürken ilhamını başkalarının daha açık bir deyişle küfrün tağutlarından değil, bizzat biat eylemiş olduğu kendi efendisinden almaktadır.

Zaten o ve yol arkadaşları, tağutlardan ilham almak bir yana, ‘tağutların heykeline hak yol islâm yazacaklarını’ eski zamanlarda kavl etmiş ve karara bağlamışlardır.

Neticede Cenabettin Bey dini bütün bir kişidir. Dinsiz diye, zındık diye anılan ve bilinen şahıslarla irtibat halinde olması, onun dini bütün kişiliğine her hangi bir zarar vermemektedir.

O, sosyal sorumluluğunun üzerine bindirdiği ağır yükün tazyiki ile yetişmekte olan sabi ile sıbyanın ve dahi genç neslin her türlü afât-ı araziyyeden ve semaiyyeden ve bahriyeden emin olması adına ta’lim ve terbiye ile iştigal eyleyen kişilerin kendilerine çeki düzen vermeleri hususunda ikazlarda bulunmaktadır.

Bu minvalden olmak üzere, ta’lim ile terbiye yükümlülüğünü üzerine almış veya kendilerine yüklenmiş şahısların gusülsüz ve  ‘aptes ’siz olarak ortalarda dolaşmamalarını salık vermektedir.

Zira ahalinin indinde gusülsüzlük pek fena bir şeydir. Gusletmeksizin yedi adımdan fazla adım atmak, her hangi bir şey yemek ve içmek, kebairden olup, dâr-ı bekada cezayı mûcib hallerdendir.

Meselâ kerhaneye dahledip, sonra hurûc eden kişinin gusülsüz oturması, yürümesi, iş işlemesi bet ve bereketi ortadan kaldırır ve rahmetin kesilmesine sebep olur.

Gusül mes’elesi, dinsel kitaplarda teferruatıyla anlatılmıştır. Dolayısıyla her mü’min ve mü’minenin üzerlerine farz-ı ayn olan gusül ile ilgili bilgileri öğrenmeleri ve tatbik etmeleri gerekmektedir.

Din kitaplarında anlatıldığına binaen guslün üç farzı vardır. Bunlar, mazmaza, istinşak ve bütün bedeni pir u pâk eylemekten ibarettir ve bu müttefekun aleyh böyledir.

Böylesine mühim bir mes’ele üzerinde Cenabettin beyin ısrarla durmuş olması boşuna değildir.

O, içinde yaşadığı topluluğun istikbâlde dahi varlığını devam ettirebilmesi için bugün yapılması gerekenleri anlatarak uyarıcılık vazifesini ifâ eylemektedir.

Ahalinin Cenabettin beyi el üstünde tutmaları gerekmektedir.

Çünkü o, hak uğruna, din uğruna, vatan uğruna, bayrak uğruna, millet uğruna uzun seneler boyunca pek çok fedakârlıklarda bulunmuş, hattâ çok uzaklardaki din kardeşleri için bir nev’i surre alayı tertip ederek onlara yardım ulaştırmıştır.

Yine bu uğurda bir takım sünnetsizlerle irtibat halinde olmuştur.

Din-i mübîn için açılıma koşmuş, yine dini mübîn için açılımdan kaçınmıştır. Dolayısıyla Cenabettin Bey açılırken de doğru yoldadır, kapanırken de.

Özetle Cenabettin beyin söylediklerini ‘can kulağı ile dinlemeli’, ona göre hareket etmeli, sabi ile sıbyanı ve genç nesli ‘aptes’siz ve gusülsüzlerin eline teslim etmemelidir.