Abbas YOLCU

Tarih: 28.02.2020 13:15 Güncelleme: 28.02.2020 13:15

BİR MA’SA MES’ELESİ


BİR MA’SA MES’ELESİ

Kitaba göre ‘Alkibiyades’in oğlanlarından bir tanesi daha. Veya  ‘sahibinin sesi’. Klasik bir orta doğulu karakteri taşıyor. İlkesiz, omurgasız ve oportünist.

Herhangi bir hususiyeti var mı? Yok.

Geçmişinde laikçi devr-i dilâra-yı cumhuriyetin mühim bir kurumunda kamu görevlisi olarak çalıştığı belirtiliyor. Ancak çalıştığı süre içerisinde hakkında  ‘görevinde başarılı olamadığı, meslekî bilgisinin yetersiz olduğu, takip ve kontrolünün gerektiği, müstakil görev yapamayacağı’ gerekçeleri ile sicil raporu düzenlendiği söylentileri ortalarda dolaşıyor.

Yine ortalarda dolaşan söylentilerde ikişer üçer yıl ara ile ‘ kısa süreli hapis, uyarı ve şiddetli tevbih’ cezalarını aldığı belirtiliyor.

Nihayet meslekten atıldığı bildiriliyor.

Yani belli bir gürûhun müntesibi olduğundan laikçi cumhuriyetin varoluş esaslarına aykırı düşünceler taşıdığı için sistem tarafından çizgi dışına çıkarıldığı anlaşılıyor.

Tip olarak parayı çok seven birine benziyor.

Alış verişlerinde satın alacağı emtianın hangi markette daha ucuz satıldığının listesini yapmış ve onu sürekli cebinde taşıyıp, ona göre çiçek yağı alacaksa onu nereden satın alacağının hesabını çok iyi bilen bir kişi görüntüsü veriyor.

Victor Hugo’nun Gobseck’i gibi ‘yemeyen ve yedirmeyen’ tiplerden…

Muma ileyh, meslekten atıldıktan sonra pek çok kabiliyetsizin yaptığı gibi kendisine bir mevkutede iş bulmuş, yazıyor. Yazdığı mevkute, oldum olası kin ve nefret kışkırtıcılığında hiçbir zaman birinciliği başkalarına bırakmayan bir mevkute. Ve bu mevkutenin televizyon yayını da var. Muma ileyh, yani iskartaya çıkarılmış memur eskisi, zaman zaman televizyon programlarında da arz- endâm ederek içinde yaşadığı memleketin geleceğine dair necat reçeteleri sunuyor, ayak takımına.

Sunduğu necat reçeteleri, herkesin öğrendikten sonra unuttuğu cinsten estek köstek yani mala davara faydası olmayan cinsten anlatımları ihtiva ediyor.

Ayrıca o,  kuyruğunda veya mabâdında birikmiş çakıldaklara bakmadan dinî meselelere girerek bir takım dinsel ve metafizik çıkarsamalarda bulunuyor.

Meselâ mehdîden ve mehdilikten bahsediyor.

İç Anadolu’nun bir yöresinin ağzıyla kendisine sorulsa:

‘Ağam, sen Arapça bilin mi?’ Yok. ’Sen Kur’an bilin mi?’ Yok. ‘Sen hadis neyim bilin mi?’ Yok. ’Yoğrum, sen ıstılah, usûl, yol, yordam, edeb, hayâ bilin mi?’

Ama rivâyetlere göre gençlik senelerinde bir cemaatin içinde yer almış. O da orada, diğerlerinin yaptığı gibi yere oturmuş, boynunu bükmüş. İçlerinden bir tanesi asrın müceddidi saydıkları kişinin yazdığı kitaplardan birini açmış, İçinde yazanları okumaya başlamış. Lakin boynu bükük gariplerden hiç biri, zatın ne dediğini, ne demek istediğini anlamıyormuş. Çünkü cümleler, onların sökemeyeceği bir dil kullanılarak kurulmuş. Kaval dinleyen koyunların yaptığını yapmışlar ve dinlemeye devam etmişler. Nihayetinde (abi)leri okuduğu cümleleri boynu büküklerin anlayacağı şekilde yeniden anlatmış. Onlar da anlayıvermişler.

Mumaileyh, hayatta ne öğrendiyse oralarda öğrenmiş. Daha doğrusu ne öğrenemediyse…

 (Bu arada,  mumaileyhin önceden lânet okuyup, bugün sahip çıktığı kamusal düzenin din işlerini koyup kotaranların çıkardığı dergide ‘alışverişlerin pazarlarda akşama doğru yapılmasını, zira akşama doğru pazarlarda emtianın ucuz satıldığı’ gibi dini yakından, çok yakından alâkadar eden bir hususta dini bütünlere tavsiyelerde bulunduğu söyleniyor.)

Ve demiş ki mumaileyh:

‘...Cahil insanlara laf anlatmak elbette zordur. Bu nedenle bunların sayılarını çok görüp fazla ciddiye almaya gerek de yoktur. Bunun yerine gerçekleri öğrenmek hakikate pencere açmak için bazı önemli hususları zikretmek gerekiyor…’

‘...Leyselil insane illa ma’sa, yani “insana ancak çalıştığının karşılığı vardır” buyuran Rabbimiz, diğer ilimler ile birlikte Kuran ilminin de çalışıp çabalayarak öğrenilmesi gerektiğini emreder. Hazreti Muhammed (asm) ilim (hikmet) öğrenmenin kadın erkek bütün müminlere farz olduğunu bildirmiştir. Hikmet için önce Kuran’a sonra hadislere müracaat edilip anlamaya çalışmak gerekir. Bilmemek değil öğrenmemek ayıptır…’

Mumaileyh bu kadar. Yani ederi, yazdığı (ma’sa) kadar.

Böylesine yeni deyimi ile niteliksiz birini ortaya getirip, kendisinden veya onun beş para etmeyen düşüncelerinden söz etmeye gerek olmadığını halk deyimi ile ‘yoldan geçen herkes’ biliyor.

Ancak;

Orta doğuda, bugün geleceği mumaileyh ve benzerlerinin elleriyle şekillendiriyorlar.

Vahim olan bu.