CEVİZ AĞACI
Ya İsmail!
Seni az çok tanıyanlar, senin öteden beri islâmcılığı her adımda öne çıkaran birisi olduğunu bilirler. Ancak yaşadığın orta doğuda bir takım sosyal açmazları ve çıkmazları açılır ve çıkılır hale getirebilmek için sa’y u gayrette bulunduğunu herkes bilemiyor. Mavi gözlü şairin dediği gibi:’…Bir ceviz ağacısın Gülhane Parkında… Amane seni sevenler ne de sevmeyenler bunun farkında.’
Son zamanlarda bir islâm devleti bahsi açarak bu husus üzerinde fikir beyân buyuruyorsun.
Halk ağzıyla denir ya:’E güzel...’
Devlet ve islâm devleti...
Hoş bir mevzu. Aynı zamanda derin ve nâ-hoş…
Entelektüel sayıldığın için hem doğunun hem batının tarihte iz bırakanları hakkında bilgin ve onların yazdıklarını okumuşluğun vardır.
Orta doğuda Farâbî adında bir islâm filozofunun yaşadığı ve Medinetu’l-Fazıla (Erdemli Şehir) adlı bir risâle yazdığı söylenir. Farâbî o şehirde, çok eski zamanlarda yaşanmışlığı varsayılan ‘Altınçağ’daki yaşama biçiminden bahsediyormuş. Suç işleyen yokmuş, haksızlık yapan yokmuş, işler ehline tevdi edilmekteymiş. Orada herkesin birbirine bakışı yumuşakmış. İnsanlar, mutlu imişler. Tagore’un da ‘Tanrım, no’lur, benim de öyle bir ülkem olsa…’ dediği ayrıca rivâyet olunuyor.
Ya İsmail!
Farâbî bir hayâl kurmuştu ve o hayâlinde perî-sûretleri dolaştırıyordu, diyorlar.
Sonra batı adamının hayâlleri…
Thomas Moore, diyorlar. Ütopyanın yazarı, diyorlar. Ütopya… Yani eskilerin deyimi ile ‘zehî tasavvur-ı bâtıl, zehî hayâl-i muhâl.’
Francis Bacon diyorlar. Yeni Atlantis adında bir kitap yazmış. İdeal devleti anlatıyormuş.
Tomasso Campanella’dan bahsediyorlar. Güneş Ülkesi adlı bir kitabı varmış. Eksiği olmayan bir devlet düzeni hayâl ediyormuş.
Ve George Orwell. Yazdığı kitabın adı, Bindokuzyüzseksendört imiş.
Ya İsmail!
‘Bir de şöyle bir anlatım varmış, Sümerlerden kalma:
Bir varmış bir yokmuş, yılan yokmuş, akrep yokmuş
Sırtlan yokmuş, aslan yokmuş
Ne yabani köpek varmış, ne de kurt
Ne korku varmış, ne de dehşet
İnsanın rakibi yokmuş.’
Bütün bunlar birer kurgu imiş, İsmail. Bu kadar kurgu üzerine kalkıp bir islâm devletinin nasıl kurulacağı üzerine kafa yormak, hilâfetle saltanatı o devletin neresine koyacağını araştırmak Yunus’un deyişi ile ‘ha bir kuru emektir’ İsmail.
Bir entelektüel olarak insan adı verilen koyunun ne şekilde kırkılacağını bilmen gerekiyor. Adaletin ‘gazinoda şarkı söyleyen kadın adı’ olduğunu, ’arz üzerinde betondan bir cennet kurulamayacağını’, dolayısıyla islâmcılar olarak treni yüz elli sene önce kaçırdığınızı ve artık ona bir daha asla yetişemeyeceğinizi kabullenmen bir zaruret halini almış bulunuyor, İsmail.
Kaldı ki din adına cahilleştirilmenin zifirî karanlığına ma’rûz bırakılmış bir cemiyet içinde yaşıyorsun. Muhtemelen hürmette kusur etmediğin ve zamanında hilâfetle saltanatı fiiliyata geçirmiş büyük dedelerinin hükmettiği topluluklarda ideal bir devlet düzeninin garanti ettiği temel hak ve hürriyetlerle adaletin te’mini ve zulmün ref’ edilmesi hususlarında pekde başarı gösteremedikleri biliniyor.
Orta çağda orta çağın insan kafası ile başarılamayan toplumsal sınavdan atı çalanın okyanuslar aştığı bir devirde sınıf geçilemeyeceğini entelektüel kişiliğin sâyesinde bilmen gerekiyor İsmail.
Ayrıca ‘ideal devlet-ideal toplumsal düzen’ adı verdikleri bir nizama yol arayan ve bulduğunu iddia eden yol arkadaşlarının bitleri bir miktar kanlandığı zaman nasıl vahşileştiklerini görememişsen, âşığı olduğun sevdândan ivedilikle vaz geçmen icâbediyor, İsmail.
‘...Yeni müslüman aydınlarla, islâmcılarla müslüman halkın arasında din anlayışı, din-siyaset ilişkilerinin ana mantığı çerçevesinde kuvvetli ve derin mesafeler oluşuyor. Bugün de var. Bunların hepsiyle ciddiyetle ve derinliğine uğraşmak lazım…’ buyuruyorsun.
Bak İsmail...
Kitap der ki: ’Zavallı Nietzsche. Avrupa’da tanrı öldü diye haykırdığı zaman, Avrupa’da tanrının öldüğünü Nietzsche’den başka duymayan kalmamıştı.’
Yani sen müslüman halk dediğin yığınların galiba yeni versiyonunu tanımıyorsun. Onlar seni çoktan aştılar İsmail. Onlar laikçilikle, demokrasicilikle islamsallaştırılmanın sarmaş dolaş olduğu bir kamusal düzende mes’ut ve bahtiyar yaşayıp gidiyorlar.
Onun için yeni İslamcı düzen, hilafet, saltanat….
Boş ver be İsmail...