‘İKTİDAR ŞARKILARI’
Apti’de son zamanlarda bir feryat, bir figan...
Apti, çığlık çığlığa.
Diyor ki:’Biz iktidar şarkıları söylerken, meğerse köprünün altından çok sular akmış.’
Neler olmuş acaba? Haykırışlarına bakılırsa pek vahim şeyler olmuş, kendileri ’iktidar şarkıları söylerken(e).’ Meselâ şunlar vukua gelmiş:
‘...Paramız ve gücümüz arttı ama aklımız ve imanımız paramız ve gücümüzün gerisinde kaldı. Dini hayatın pratiklerine bakınca bunu hemen görüyorsunuz. Birileri bizi laikleştiremedi ama bizimkiler önce kendilerini, sonra da bizi sekülerleştirdiler. Müfredata bakın, belediyelerin kültür etkinliklerine bakın, bizim medyanın haline bakın, toplumun rol model olarak kabul ettiği politikacılar, iş adamları ve sanatçı takımına bakın, ne demek istediğimi görürsünüz…’
Ünlü romancının kahramanlarından birine söylettiği gibi: ’Heyvah ki heyvah!...’
Şimdi, sormazlar mı Apti’ye:
‘Ya Apti! Perşembenin gelişi, Çarşambadan belli değil mi idi? Sizi uyarmak için, mutlaka Sahyun Nebilerine mi ihtiyacınız vardı? Sizler yani senin gibiler yani benzerlerin, koro halinde içinde yaşadığınız düzenin Allah’ın düzeni olmadığını söyleyip, faizi, kumarı, hamru’l-harâmı, fuhuşu, zinayı, rüşveti, adam kayırmayı, nepotizmi, işleri ehline vermemeyi, işe adam alırken liyakat ve ehliyete bakmamayı, “Allah’ın on pulunu bekleyen on kul varken, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pulu” lâyık görenleri bağrına basanların düzeni olduğu iddiasında değil miydiniz?’
‘O düzeni hâk ile yeksân etmek üzere aranızdaki şark kurnazları tarafından toplu yemin ritüellerine tâbi, tutularak, her türlü -izm ile canlarınız, kanlarınız ve mallarınız ile kutsal savaşım içinde bulunacağınıza yeminler ettirilmemiş miydiniz?’
‘Sizler seneler boyu hamâset, kahramanlık ve yiğitliklerle dolu zafer şarkıları söylerken, ebediyete akıp giden seneler içerisinde haz ve mutluluk râşeleri geçirirken, içinde yaşadığınız topluluktan faizin, kumarın, içkinin, fuhuşun, zinanın, rüşvetin, nepotizmin hangisini yahut hangilerini def eyleyebildiniz?’
‘Hangi hukuk dışı uygulamaları hukukî hale getirdiniz?
‘Mecelle’nin ilk yüz maddesi anayasanız mı olacaktı? Yoksa anayasanız Kur’an mıydı, neydi? Mirastan zekere iki, nisa taifesine bir hisse mi verecektiniz? Şahadette iki nisa bir zekere mi eşitlenecekti?’
‘İslâm harfleri diye vasfettiğiniz, dedelerinizin kullandığı kutsal yazıları oluşturan harfleri kaç milyon tılmize öğrettiniz, ‘iktidar şarkıları söylediğiniz’ seneler içerisinde?’
Meselâ ebediyete akıp giden o asr-ı saadet-i sâni senelerinde mimarî, hüsn-i hatt, tezhib yahut edebiyat gibi san’atlarda, dünya çapında adından bahsettirebilecek kaç eser vücûda getirdi İslamsallaştırılmış san’atçılarınız?’
‘Dini bütün bilim insanlarınızın, tıp, eczacılık, mühendislik, astronomi, biyoloji, zooloji, genetik, hidrografi ve oşinografi alanlarında yaptıkları icat ve keşiflerin sayısı kaç yüze ulaşmıştı?’
‘Özetle “haz şehrâyinleri” ile geçirdiğiniz o muhteşem senelerde kaç yaralı parmağa işediniz, kaç kadın cinâyetini önlediniz, kaç genci uyuşturucu illetinden kurtardınız; hırsızlık, gasp, dolandırıcılık gibi suçların işlenme oranını yüzde kaçtan yüzde kaça indirdiniz?’
‘Kaç cezaevini, kaç kadın sığınma evini ihtiyaç olmadığı için kapattınız?’
Apti bu.
Apti, yaşadığı toplulukta mer’iyette olan dinin hakikî din olmadığını iddia ediyor. Ancak, senelerdir yollarda beraber yürüdüğü kişilerden bazılarının bazı muhterisleri Allah’a teşbih etmesinden hiç de rahatsızlık duymuyor. Duysa da söylemiyor yahut söyleyemiyor.
Apti muhtemelen çok iyi biliyor ki câhiliyye devrinin Arapları, Allah’ın adını vahyin gelişiyle değil, çok önceden beri biliyorlardı, ama onlar yeryüzündeki putları sâyesinde ekmek bulup, iyi kötü karınlarını doyurmaya çaba gösteriyorlardı.
Onun için putları, onlara Allah’tan daha yakındı.
Apti’nin yol arkadaşları gibi.