Abbas YOLCU

Tarih: 05.07.2019 10:20 Güncelleme: 05.07.2019 10:20

‘ESDÜDÜ’LÜ


 

 ‘ESDÜDÜ’LÜ

Elleri, yüzü, kellesi kahverengi ihtiyarlık pulları ile bezeli, yaşı doksana doğru hareket etmekte olan ve asrın müctehidlerinden sayılan bir kapı kulu, şimdiye kadar verdiği fetvalara bir yenisini eklemiş bulunuyor, hamdolsun.

‘Ahaliye hüküm ki her doğru, her yerde söylenmez.’

Bu hükümden çıkarılabilecek, eskilerin deyimi ile bir başka kaziye-i muhkeme, ‘gerekli şartlarda yalan konuşmanın câiz’oluşudur.

Ayrıca bu ömrünün ahir zamanında bir takım ikballere gark edilmiş pullu ihtiyar diyor ki:

‘…İnsanları yöneten, hak ve adalet dağıtan, kamu gücü ve yetkisini kullanan insanların kendileri dürüst ve işin ehli olmaları şartıyla en şanslı olanları, yakın çevrelerinde işin ehli ve güzel ahlak sahibi insanlar, danışmanlar, yardımcılar bulunanlardır. Bunun yerine ahlakı düşük, şahsi menfaatini önde tutan, rüzgârın yönüne göre yön değiştiren, dalkavuk, eyyamcı, yağcı… insanlar bulunursa ve üstelik bunlar, layık olanların sesini bastırırsa vay o idarecilerin haline!’

Haliyle o, ‘insanları yöneten, hak ve adalet dağıtan, kamu gücü ve yetkisini kullananlar’ ifâdesiyle gûya kimselere çaktırmaksızın kendi efendisini kasdediyor.

Ve efendisinin ‘hak ve adalet dağıtan yüce kişiliğine’ fitne ve fesat ehli tarafından bir zevâl gelmemesi için bir takım tedbirlerin alınması muvacehesinde ‘her doğrunun her yerde söylenmemesi gerektiği’ne dair şeriat-ı garradan deliller getirmek gayreti ile çırpınıp duruyor.

‘Şahsî menfaatini önde tutan…dalkavuk, eyyamcı,yağcı..’insanlardan   kimleri kasdettiğini izhar etmiyor,lâkin küçük de olsa devr-i dilârâ-yı cumhuriyetin bir takım nimetlerinden kendisinin de dalkavukluk yaparak ni’met kırıntıları elde ettiğini cümle âlem biliyor.

Onun bu arz üzerinde ‘dâmenine sarıldığı’  iki adet veli-nimeti olduğu, yine eskilerin deyimi ile serdettiği düşüncelerinden anlaşılıyor ki onlardan biri efendisi, diğeri kendisine ekmek kırıntıları serpiştiren iş insanı ağasıdır.

Hem efendisi, hem ağası dünden bugüne bulundukları yerlere büyük emekler harcayarak(tan) gelmiş bulunuyorlar.

Onlar, hayatlarını takiyye yaparak yani her doğruyu her yerde söylemeyerek cihâd etmişler ve inananları her türlü şerden koruyup kollayabilme gücüne erişmişlerdir. Gerektiğinde şairin dediği gibi ‘bozkırlardan geçen topal bir trene binmişler’, yeri ve zamanı gelince de o trenden inmeyi becerebilmişlerdir.

O halde Mekke’nin garibanları arasında olan Yasir ile Sümeyye, iki işini bilmez, yol yordamdan anlamaz sahabî ile sahabiyye idiler. Bunlara yine o beldenin çulsuzları arasında bulunan Bilâl’i de eklemek mümkinattan görünmektedir. Garibanlıklarından dolayı üzerilerine çullanan müşriklere, becerip de ‘haklısınız efendim, doğrudur efendim, emriniz olur efendim, sağlık ve âfiyetler dileriz efendim, yüce putlarımız Lât, Menat, Uzza ve dahi Hubel sizlerin ömrünü mezîd eylesin efendim’diyememişlerdir.

Hem sonra bir hadîs-i şerifte ‘el-harbu hud’atun’ buyrulmaktadır.

Değil mi?

Kâfir, müşrik, soysuz bir düzenden şeriat-ı garra-i ahmed-i mahmud-ı muhammediyenin ahkâmının mer’i oluşuna kadar geçecek müddet zarfında yalan söylemek,’ayıya dayı demek, kâfir ve müşrik düzenin kamu kurum ve kuruluşları üzerine çullanarak iradlarını mü’min ve mü’minelerin kucaklarına çevirmek birer hud’adır, yani hiledir. Hile ise câizdir.

Eli, yüzü, kellesi kahverengi pullarla bezeli ihtiyar akademisyenin ‘Doğrucu Davut’ olmanın güttükleri şalvar deâvâsına(!)  fayda yerine zarar getireceği üzerine verdiği fetva, şark kurnazlığının bâriz bir göstergesi oluyor.

Ve devamla diyor ki pullu ihtiyar:

‘…Islaha, hakkın yerini bulmasına, yanlışın düzeltilmesine… faydası olmadığı halde düşmanın, zalimin, kötü niyetli kimselerin işine yarayacak doğruyu söylemek fazilet değildir; nefsi şişirebilir, alkış da alabilir ama hayırlı sonuç doğurmaz; bunu yapanların sorumlu olacaklarını hesaba katmaları gerekiyor…’

Demek ki neymiş?

Bütün mümin ve mümineler devr-i dilâra-yı cumhuriyetin nimetlerinden istifade edebilmeli, edebilirken cihâdı aklından çıkarmamalı, uyanık olmalı,  cihâd ettiğini ötede beride sağda solda her bir kimseye söylememeli, daha iyi bir dünya kurabilmeleri için ahfâdına mal mülk bırakmalı, ehl-i küfre eman ve mecâl vermemelidir. 

Eli, yüzü ve kellesi pullu yaşı doksana dayanmış ortadoğulu ve esdüdülü(!) ihtiyar akademisyen, kim ne derse desin işini biliyor.

Hamdolsun. Ayrıca hamd u senâlar olsun.