Abbas YOLCU

Tarih: 16.04.2019 10:23 Güncelleme: 16.04.2019 10:23

KIRBAŞ


KIRBAŞ

Giyindiği yarım kol beyaz fanilası boğazının altından görünen, saçının ve kıçının kılları tamamen ağarmış,  metrûş suratlı bir din esnafı. 

Biyografisine göre din ilimleri sahasında mektep medrese tahsilinden berî olduğu anlaşıldığından kendisine alaylı denilmesinde bir mahzûr bulunmuyor.

Rivâyetlere göre lisân-ı arabî öğrenmiş. Nerede öğrenmiş, kim öğretmiş, belli değil. İslâmî ilimlerin usûlü hakkında ne derece bir tahsil görmüş, hepten karanlık. Akademik bir titri ve hattâ bir tahsili olmadığı söyleniyor.

O da Ortadoğulu milyonlarca canlı uzviyetten her hangi biri. Arap dilindeki benzetmesiyle ‘lâ mahalle leha mine’l-i’rab.’ Yani kayda değer bir yanı yok. Yahut bilimsel(!) ifâde ile ‘etkisiz eleman’ veya ‘boş küme. Mensucat tekniği ile söylemek gerekirse ‘avara kasnak.’ Ancak karasinek gibi her ota ve boka konduktan sonra yemek sahanının kenarına yeni deyimi ile konuşlanması mide bulandırıyor.

Ortaçağın İslâm dünyasında yer etmiş ve adından söz ettirmiş Bâtınıyye mezhebinin anlayışına benzer çıkışlarla Ortadoğu’nun câhilleştirilmiş yığınlarına Kur’an’dan ‘pasajlar ve paragraflar’ okuyarak tenvîr vazifesini bi-hakkın yerine getiriyor, yarım kol beyaz fanila giymiş alaylı din esnafı.

Bu bozkır köylüsü, yenilikçi olduğunu etrafına özümsetebilmek için hiç kimsenin kullanmadığı ta’birlerle ininden hurûc ediyor.

Yani asırlardır âyet olarak adlandırılan ve dillendirilen kavramı, ‘pasaj ve paragraf’ kelimeleri kullanarak içine düştüğü aşağılık kompleksini aşmak çabasında olduğu anlaşılıyor.

‘Kur’an’ın kapalı, örtülü, müphem olduğunu peşinen kabul eden’ ve bu sûretle Kur’an’ı açıklamaya çalışan müfessirlere inat, kendisi ‘Kur’an’ın zaten beyyin (apaçık) olduğunu’ ifâde ederek tefsir yapmayıp, beyanda bulunduğunu ifâde ediyor.

Ediyor etmesine de ayak takımının mantığı ile şunu sormak gerekiyor, bu alaylı din esnafına:

‘Mâdem Kur’an zaten apaçıktır, sen ne diye araya girip, parazit yapıyorsun, ya metrûş? Çekil aradan, herkes okusun, okuduğunu anlasın, anladığı ile inansın yahut ibâdet etsin, etmesin...’

Ama Ortadoğulu ya. Görmemiş ya, görgüsüz ya, câhilleştirilmiş ya, çağcıllaştırılmış ya...

Bahsi geçen bu yakası boğazının altından görünen beyaz yarım kol fanila giymiş bozkır köylüsü, zaman zaman kıytırık televizyonların ekranlarından ahaliye Kur’an konusunda bildirimlerde bulunuyor.

Kur’an’da var olan kelimelerin sözlük anlamlarından yola çıkarak bir takım izahatlara girişiyor.

Anlaşıldığı kadarı ile sünnete ve hadislere itibar etmiyor. Şairin dediği gibi, ‘bütün ilhâmını doğrudan Kur’an’dan alıyor.’

‘Namazda Kur’an okumanın gereksizliğinden, Kur’an’da rek’ât kelimesinin geçmediğinden, beş vakit namazın aslı astarı olmadığından, namazın vakti diye bir takım zaman dilimleri bulunmadığından, ezanın uydurukluğundan, aynı zamanda ezanın namaz için değil, salât için okunabileceğinden, dine kafalarına göre hükümler uyduranların hainliğinden...’ dem vuruyor.

Oruç hususunda da oruç, savm, sıyam, tutmak gibi kelimelerle kendine göre izahatlarla çevresine ışıklar saçıyor.

Gömleğinin altına giyindiği yarım kol beyaz fanilasının yakası gözüken kırbaş için tavsiye edilebilecek en isâbetli cümleleri, kendisinden tarihselci diye bahsedilen bir başka din uzmanı sarf etmiştir. O din uzmanı, şöyle demiştir:

‘... Etmesinler... Böyle yapmasınlar. Kur’an’a kıymasınlar. Eğer, başka bir fantezileri varsa, gitsin başka bir uğraş alanı bulsunlar. Daha fantastik şeyler var hayatta. Onlarla böyle fantezilerini tatmin etsinler...’

Ama olmaz.

Zira kırbaş, ilim adamı, yeni ta’biriyle bilim insanı değil. San’atçı değil. Mütefekkir değil. Fabrikatör değil.

Fildişi kulesinde yeni fetihler için kılıç kuşanmaya çalışan bir kahraman hiç değil.

Şair ve muharririn bir eserinde bahsettiği ‘...başı önünde tevekkül ve tesellî içinde akan insan zincirinin her hangi bir halkası olmaya râzı...’ milyarlarca uzviyetten sâdece biri.

Ve kitapta, kırbaşa uyan bir cümleye rast gelinir:

‘... Gideceksin. Tanrılar bile rolünü bitiren aktörler gibi kâh birer birer, kâh hep beraber çekiliyor bu sahneden. Senin zavallı gölgen zaman perdesine belki bir kere bile aksetmeden, oyuna katılmayan bir kukla gibi unutulup gidecek.’

Zavallı kırbaş...