SİZ GEÇMİŞİ BİLMEZSENİZ
Sonra ne mi olur? Olmayacak olan geleceğiniz.
Siz kendinizi bilmezseniz, sizi hiç kimse bilmez. Hele şöyle bir dönün geçmişe. Enkaz dediğiniz ruhlara açılın. Virane dediğiniz sokaklarda arayın şimdiye kadar göremediğiniz güzellikleri. Mesela büyük annenizin naftalin kokan cevizden yapılmış çeyiz sandığını kurcalayın. Danteller, oyalar, nakışlar... Bir kaç siyah beyaz resim. Havlu arasında biriktirilmiş paralar. Sade bir gelinlik, çemberler... Hiç göremediğiniz yerde de umutları vardı. Onlar da belki ucu yanmış mektuplar. Yıllanmış sevdalar saklıdır o sandıklarda. Belki de şimdi güveler kemirir o sevdaları.
Ya serviler, süslü mezar taşları. Yorgun evler, virane bahçeler...
Bilmem bir şeyler anlatır mı sizlere? Belki de duyamadığınız bir sesle seslenirler. “Tut elimi, yorgunum” diye... Düşlerinin peşinde değilsen eğer ve eski bir eser, minare, sur, ahşap ve oymalı kapı, renkli bir fistan etkilemiyorsa seni; bu duyguları yakalaman imkânsız. Dudaklarının arasından dökülmemiş ise eski türküler, şarkılar... Yüreğinde çalmıyorsa ince saz. Bu duygu, benim söylediklerimden zaten anlamaz. Bu tipler için dünya “vur patlasın, çal oynasın” dünyası. Bu tiplerden bu kente bir sevda düşmez, düşse düşse beton düşer, yalan düşer, saçma sapan işler düşer. Hepsinden önemlisi onlar için çok tatlı olan çıkar düşer.
Geçmişe takılıp kalmak da doğru değil. Geçmişten ders alarak doğru yollara düşmek asıl önemli olan. Ama geçmişin güzel kokusunu, çizgisini, kültürünü bozmadan. Çünkü bulunduğun yerin kollarında büyüdün. Gülüşün, duruşun, gözyaşın ve çığlığın, sımsıcak yüreğin doğduğun ve büyüdüğün çevreyle ilgili. Seni yetiştiren ninen, annen, baban ve coğrafya senin bugünkü kişiliğin. Issız bir kent gibi kapama gözlerini çevrene; tarihiyle, kültürüyle, geçmişiyle ve geleceğiyle ilgilen.
Kayıp düşeni görünce umursamaz olma, tut kolundan kaldır. Suskunluklardan uzak ol. Doğru olan çığlıklara yakın dur. Mesela ne mi? “Sahilden geçirilmesi düşünülen yol” hakkında “dur” de, “yanlış” de. “Yanlışa karşı dururum” de. Sesini yükselt. Hayatın çilesinden kaçma. Bak dinle ne söylüyor karşında duran Karadeniz. Dinle, dinle, dinle... Sahiline sahip çık. Mesela çık kırlara, sor papatyalara. Dertleri ne? Patika yollardan yürü. Rüzgârlara bırak kendini ve doğayı dinle. Dinle bak göreceksin bir şikâyeti var içinde gezdiğin yerin. Papatyaları, çiçekleri öldürdüler, betonları büyüttüler. Kuşlar uzaklara gitti. Hiç mi acımadı yüreğin? Eskiye dair ve güzelliğe dair ne varsa tükenirken; hiç mi üzülmez gönlün? Sen suçlusun demiyorum. Asıl suçlu kendimi görüyorum. Hayal kırıklığımızın sebebi parmak kaldırıp konuşmaktan. Biraz da korkudan, çekinmekten. Bunun için hak ettik bunları belki de. Ne ninemizin naftalin kokan sandıkları kaldı, ne oya, ne de desen. Bir zamanlar vardılar, güzeldiler, geldiler, sahip çıkmadık sessizce gittiler. Hiç değilse son kalan değerleri koruma vakti şimdi.
Önerimdir... Bazılarına inat büyütmeliyiz sevgiyi. Yanlışlara, hatalar karşı boş bırakılmamalı alanlar. Sevdamız olmalı şehrimiz, geçmişimiz ve geleceğimiz. Sen ve ben bir olursak çok işler başarırız kentlerimiz için, insanlar için.
Dünya fani. Çok olmuştur gelip geçeni. Önemli olan doğru olarak hatırlanmak, güzel işler geleceğe bırakmak. Merhametsiz yürekler sorgularsa merhameti asıl o zaman başlar kirlilik. Kır çiçekleri, mor menekşeler neden eğdi başını, düşünmek gerek. Ne doğayı bozmalı ne de insanı üzmeli. Bozulmasın tarihi doku. Unutulmasın ninelerimizin naftalin kokulu sandıklarından çıkan ucu yanmış mektuplar. Güçlüyseniz ezmeyin güçsüzü. Hor görmeyin yoksulu, yetimi. Gözümüz yok; en marka yerden giyinin ama pazardan ucuz diye alış veriş yapanlara, ucuzluk kuyruğuna girenlere de laf atmayın lütfen. Hep önde olduğunuza bakmayın. Dönün ara sıra arkanıza ve bakın sizden geride olan insanlara.
Geçmişi göremedik, ne sevdaları büyüttük ne de güzellikleri çoğalttık. Hep ekmeğe, taşa, betona baktık. Toprağı unuttuk, yeri geldi yabacılara sattık. Apartman yaptık. İçine gönlümüzü ve geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımız hapsettik. Bunda hepimiz kaybettik ve hepimiz suçluyuz. Şimdi pişmanlıklar var içimizde... Naftalin kokuları burnumuzda tüterken. Virane sokakların, köylerin ve kentlerin enkazında yatar unutulmuş çok güzellikler. Beklerim yeşerir beklenen umutlar. Kendim için değil kentlerimiz için.