DOSTLUK
“Göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığının Allah’a ait olduğunu da bilmez misiniz? Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara, 107)
Dostluk ne güzel bir kavramdır. Hani derler ya; “kimsesiz hiç kimse yok, herkesin var bir kimsesi”, sanki bu kavram için söylenmiş gelir düşünmeye çalışan kişilere. Kimsen de kalamasa dostun kalır seninle, yanındadır ve geçici dünya hayatında son dayanağındır. Güzel bir şeydir dostluk. Kimsesiz bırakmaz seni…
En yakınlarını kaybettikten sonra sıra ona gelir diye düşünülebilir ya da kimsesiz kaldığında ihtiyaç duyduğun şeydir sanılır. Öyle değildir dostluk. Veyahut “benim en gerçekçi, en özel dostum kitaptır” derler. Cansız bir şeye de yüklenen değer olmasa gerek dostluk denen özel şey…
Dostluk, senin ondan razı olduğun,, onunda senden razı olduğu bir durumdur hiç şüphesiz. Ve yine şüphesiz karşılıklı fedakârlıkların havada uçuştuğu bir ünsiyet kurma halidir. Dostluk, bir güvenme, bir örtme, dost için bir savunma eylemidir. Dostluk, dostun için bir sessizlik makamı değildir, dostunla beraber bir sükûnet makamıdır.
Dostluk samimiyet gerektirir ve içinde menfaat barındırmaz. Ve karşılıksız vermek üzerine kurulur. Karşılıklı- karşılıksız bütün menfaatleri ise ancak ve ancak “ihsan” ile şekillenir. Tabi ki tüm bu saydıklarım dost’a dost olanlara yani anlayanlara, işitenlere, görenlere; sanırım köre ne ki?
Son söz anonim olsun: -dostluk iki yürek arasında akan bir nehir gibidir; gittiği yeri de temizler, geldiği yeri de” güzel dostluklar kurmak ümidiyle,
Selam ve muhabbetle…
“Seni uyaran kimseyle dostluk kurmaya bak, çünkü o seni tehlikelerden korur ve sana yol gösterir.” (Hz. Ali)