Abbas YOLCU

Tarih: 14.08.2018 15:26 Güncelleme: 14.08.2018 15:26

KUR’AN OKUMAK NE DEMEKTİR


AYRICA

DR. SELMAN DEMİRCİ

ahengerselman@hotmail.com

 

KUR’AN OKUMAK NE DEMEKTİR

Merhum Ali Küçük Hoca “Kur’an okumak” konusunda yaptığı bir sohbette şunları dile getirmişti:

“Bir binanın girişine kapının üzerine ‘Buraya girilmez’ yazsa ve siz onu görseniz ve onu okusanız, buna rağmen o binaya o odaya girmeye kalkışsanız, okumuş sayılır mısınız? Sayılmazsınız. Okumadınız. Okusaydınız girmezdiniz oraya. Buraya girilmez denmiş. E siz Kur’an okuyorsunuz. Şunları şunları yapmayın; şunları şunları yapın diyor Allah-u Teâlâ onlara hiç uygun hareket etmiyorsanız okumuyorsunuz, Kur’an okumuyorsunuz!

Bakın Peygamber aleyhisselam diyor ki: Şu dört azanın birlikte işlev gördüğü eyleme okumak denir. Bakın okumayı ben bir tanımlayayım. Okumak nedir? Göz görür, dil telaffuz eder, harfleri mahrecinden çıkarır. Akıl tercüme eder, ne anlama geldiğini kavrar, kalp de tavır alır.

İşte İslam Peygamberi buna okumak diyor. Bu dört şey yerine gelmemişse buna okumak demiyor Peygamberimiz. Okumak değil bu. Mesela biri Cennet ayetlerini okuyor, ağlıyor adam. Okuyucunun melodisine kapılmış da o yüzden ağlıyor, manayı bildiğinden falan değil. Müzikaline kapılmış, çok yanık sesli diye ağlıyor. Hâlbuki ağladığı o ayetlerde Cennet nimetleri anlatılıyor. Ya ne olacaktı Ya Rabbi istemezdik bunları diye adam ağlıyor(!) Burada ağlanmaz ya, burada gülünür. Ya Rabbi şükürler olsun bu kadar nimet, devlet, Cennet hazırlamışsın diye orada gülünür. Ne söylendiğinden adamın haberi yok. Kalp tavır alamıyor. Kalp okunan ayetler ancak anlaşılırsa tavır alabilir. Akıl manayı kavrar kalp de tavır alır. İşte İslam Peygamberi buna okumak diyor. Değilse öbür türlü sevabı yok mu? Vardır ancak Hz Ali Efendimizin bir sözünü de iyi tahlil etmek lazım: ‘Anlamadan okuduğun kıraatte hayır yoktur’ buyuruyor.”

Kur’an okumanın ne demek olduğu üzerine güzel bir özet olan bu konuşma yeniden Kur’an okumalarımızı gözden geçirmemize vesile olabilir. Kimimiz Kur’an’ı Arapça harfleriyle okumayı bilmeyiz, Allah kelamını hiç değilse lafzen okumayı bir Müslüman olarak eksiklik telakki etmeyiz. Bilenlerimiz de bilmeyenleri Kur’an okumuyor olmaları ile tenkit eder. Mahreç-tecvit bilenlerimiz bilmeyenleri Kur’an’ı hakkıyla okuyamamak konusunda eleştirir. Anlama yönelenlerimiz de kimsenin Kur’an’ı anlamak gayesiyle okumadığından dem vurur. Meal ve tefsirlerin karıştırılmadan Kur’an okuması yapmanın çok eksik bir okuma biçimi olduğunu ifade eder.

Burada durup birkaç noktanın altını çizmemiz gerekiyor sanırım. Kur’an’ın lafzını okumayı küçümsemeyelim. Zira Kur’an yani Allah kelamı olan bizzat Arapça olan metindir. Onun Müslümanların ve hatta gayrı Müslimlerin üzerinde dönüştürücü, diriltici, ruhunu besleyici bir tesiri vardır. Manası anlaşılmadan bile okunsa insanı besler.

Diğer bu husus Kur’an ile anlam boyutunda bir ilişkisi olmayanların ne kadar Kur’an’ı lafzıyla okusa da kâmil anlamda bir Kur’an okuması yaptığı söylenemez. Zira okumanın birinci gayesi anlamaktır. Anlaşılmadan okunanın hayata geçirilmesi pek mümkün olmayabilir.

Başka bir mesele de anlamın son gaye olmadığıdır. Anlamak yetmez yaşamak gerekir. Anladığını tatbik etmek gerekir. Sadece anlamak en önemli şey olsaydı, Allaha en yakın insanların meal ve tefsir sahiplerinin, ilahiyatçı hocaların, tefsir profesörlerinin olması gerekirdi. İlahiyatçıların ve tefsircilerin kötü insanlar olduğu gibi bir sonuç bu cümleden çıkmasa da dünyanın en iyi, en kâmil Müslümanlarının onlar olmadığını görmek muradımızı ortaya koyar. Bazen anlamları çözmeye ömrünü verenler yaşamaya zaman bulamazlar. Bazı metni anlamayanlarımız ise Kur’an’ın ve İslam’ın ruhunu ta derin idrak ederek yaşarlar. Öyleyse mutlak yargılara varmaktan sakınmak en iyisidir diyelim.

Allah okuyanlardan, okuduğunu anlayanlardan, anladığını yaşayanlardan, yaşadığını gönlüne indirebilenlerden kılsın. Amin.